Barış Özcan: YouTube gelişmiş ülkelerden bile daha demokratik

Ünlü YouTuber Barış Özcan, “Biz belki de henüz ülkelerde ileri demokrasiyi yakalayamadık. Sadece bizim ülkemizde değil buna gelişmiş toplumlar da dahil. Seçimlere birtakım şeyler karışabiliyor. Amerika'daki seçimlerde Rusya'nın hackerlarının etkisinden söz ediliyor. Fakat YouTube'da aslında bu demokratiklik seviyesinin en üstüne ulaşmış durumdayız” diye konuştu.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – YouTuberlık 7’den 70’e son dönemde popüler mesleklerden biri haline geldi. Öyle ki artık gündemimizin bir kısmını sosyal medya ünlülerinin paylaşımları ve hayatları oluşturuyor. Söz konusu YouTube gibi geniş ve ucu açık bir platform olunca paylaşımların kalitesi de sorgulanıyor. YouTube’da kaliteli içerik dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri de Barış Özcan. Abone sayısı 2 milyona ulaşan YouTuber, sanat, tasarım, teknoloji ve hayata dair anlattığı video içerikleriyle biliniyor. Düzgün diksiyonu ve özenli hitabeti ile izleyicide adeta ‘profesyonel’ izlenimi bırakıyor. Video içeriklerini hazırlarken hummalı bir çalışmaya girdiğini söyleyen Özcan, ince eleyip sık dokuduğunu ve çoğu zaman yanlış bilgi paylaşımı konusunda endişe duyduğunu söylüyor. 2016 yılında YouTube’un dünya çapında belirlediği 12 değişim elçisinden biri seçilen Özcan ile YouTuberlığın inceliklerini konuştuk.

Barış Özcan

Siz alışılanın aksine YouTube’ta ‘faydalı’ içerikler üretiyorsunuz. Bu anlamda birçok YouTuber’dan ayrılıyorsunuz. Bu tarzı nasıl benimsediniz?

Faydalı mı bilmiyorum. Umarım öyledir. Eğlence ya da oyun kategorisinde içerik üretmeye çalışan arkadaşlar da kendince bir fayda üretmeye çalışıyordur. Ama bilgi vermeye çalışınca dediğin gibi faydalı video kategorisi oluşuyor. Benim başka bir kategoride içerik üretme gibi bir düşüncem hiç olmadı. Çok eğlenceli bir insan olmadığımdan belki de. Ben hayatım boyunca hep bilgiye odaklandım. Aslında sadece bilgi de yeterli değil. O bilgi bizim hayatımızı nasıl daha pozitif bir hale getirebilir? Dolayısıyla o bilgiyi nasıl daha iyi edinebiliriz? Nasıl öğrenmeyi öğrenebiliriz? gibi konular üzerinde kafa yoran bir insan olarak aslında yaptığım araştırmaları ve öğrendiklerimi paylaşmaktan ibaret bir süreçti. Bu sanıyorum insanlar tarafından da hoş görüldü, kabul edildi, benimsendi. Şu anda da takip ediliyor.

‘BİLİM İNSANI OLMADIĞIMDAN, BUNA BİLİM KANALI DEMİYORUM’

Konuları belirlerken sizin merak etmenizle başlayan araştırma süreci nasıl gelişiyor ve nasıl bir teyit mekanizmanız var?

Açıkçası ben hem gazetecilik hem de akademisyenden uzak bir insan olmama rağmen bu iki disiplin benim için ilham kaynağı. Bilgileri en az iki kaynaktan doğrulamak gibi bir prensibi gazeteci olmasam da uygulamaya çalışıyorum. Ve akademik titizlik göstermeye çalışıyorum. Buna rağmen ısrarla kanalımın bir bilim kanalı olmadığını vurgulamam gerekiyor. Zaten ısrarla sanat, tasarım ve teknoloji diyorum. Bilim demiyorum. Çünkü bunlar hep sorumluluk isteyen konular. Bir bilim insanı olmadığım için söz söyleme haddini kendimde bulamadığım için özellikle kendime bir çerçeve çiziyorum. National Geografic’in sarı çerçevesi gibi görünmeyen bir çizgim var. Bu çerçeve sanat, tasarım ve teknoloji gibi daha yuvarlak alanların içinde kalmaya devam ediyorum.

Merak ettiğim konular özellikle yabancı kaynakları takip ederken dikkatimi çekiyor. Bunlar bazen güncel konular olabiliyor. Mesela geçenlerde global iklim değişikliğine yönelik bir rapor yayınlandı. O zaten benim yıllardır kaygısını hissettiğim bir konuydu ve artık adeta bardağı taşıran son damlayla ilgili bu haberi görünce bende de bunu paylaşmalıyım motivasyonu oluştu. Özetleyecek olursak öncelikle bir paylaşma motivasyonu gerekiyor. Bu motivasyonun ayaklarından biri konunun ilgi çekici olması ve faydalı olması. Daha sonra bu haberin doğruluğunu araştırmaya başlıyorum. Onun mümkünse ilk kaynağına ulaşmaya çalışıyorum.Ve bu konuda internet en büyük hazine. Zaten internette arama motorları da özellikle YouTube ve onun sahibi olan Google algoritmalarını geliştirirken akademik dünyadan ilham almışlar. Onlar da bir aramanın sonuçlarını listelerken en güvenilir kaynakları en üstte göstermeye çalışıyorlar. Ama ben bunu da yeterli bulmuyorum. Daha derinlemesine araştırmaya çalışıyorum. Bazen iletişime geçerek kaynaktan bilgi almaya çalışıyorum. Ve hafta boyunca bu okumalar ve araştırmalar bende bir birikim yaratıyor. Hafta sonu da metinlerimi hazırlamaya başlıyorum. Onu yaparken de gazetecilik ve akademisyenlikten ayrılmam gerekiyor. Çünkü onlar biraz daha soğuk kanlı bir dil ve gri bir tonla yazmak zorundalar. Ben ise bunu hikayeleştirme taraftarıyım. İnsanların aklında kalabilmek için. Daha sonradan hatırlanmasını kolaylaştırmak gibi bir takım prensiplerim var. Orada da kendi yorumlarım işin içine girmeye başlıyor. O gri alanı biraz daha renklendirip boyayarak sunuyorum izleyiciye. Bu süreç benim için bitmiş değil. Üzerinde çalışmaya devam ediyorum.

Bu aslında büyük bir sorumluluk. 2 milyona yaklaşan abone sayınıza bazen yanlış bilgi aktarımı konusunda endişelendiğiniz oluyor mu?

Evet, her zaman oluyor. Yanlış bir şey yaptıysam sosyal medyadan ve yorumlardan düzeltme şeklinde paylaşmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar çok şükür ki büyük bir hata olmadı. Genelde ufak, maddi diyebileceğimiz detaylarda hatalar oldu. Yazdığım metinleri ben kendi web sitemden de paylaşıyorum. Ve düzeltmeleri oraya da yansıtıyorum. Ama zaten o hatayı yapmamak için kılı kırk yararak çalışıyorum. Aslında izleyicilere hiç yansımayan bir süreç var ki o da söz gelimi videonun seçimi beni en çok zorlayan konulardan biri. Mesela çok sevdiğim, çok anlamak istediğim, anlatırsam çok ilgi çekecek ve belki milyonlarca kez izlenecek bazı konular var. Geçen gün o konulardan bir tanesini anlatmak üzereyken son anda vazgeçtim. Bazı konular o kadar kaygan zeminli ki… Özellikle YouTube gibi bir mecrada anlatıldığında insanlar çok farklı çıkarımlar yapabilirler ve özellikle küçük yaşta muhakeme yeteneği çok gelişmemiş gençler ya da çocuklar farklı sonuçlar çıkarabilirler. Mesela ‘düz dünya’ konusunun beni şaşırtacak kadar takipçisi ve savunucusu var. Bu konu bana göre o kadar anlatmaya değmez bir konu ki artık… 21’inci yüzyıldayız. Nesini savunacaksın ki artık! Fakat yine de bir noktadan sonra anlatma ihtiyacı hissettim. Bunu da dümdüz anlatmak yerine ironi yüklü bir üslupla yapmayı tercih ettim. Şu anda görüyorum ki o üslup nedeniyle ve sadece başlığa bakarak bu konuyu benim de savunduğumu düşünüyorlar. Başlık ‘Dünya yuvarlak değildir’ ve sonunda ünlem işareti var. Orada bilimsel metodolojiyi anlattım aslında. Fakat öyle bir üslup içerisinde bunu anlattığınız zaman bu kadar katmanlı düşünemeyen, henüz öyle bir muhakeme yeteneğine sahip olmayan hatta videoyu izlemeye zahmet bile etmeyip sadece başlığına ve kapağına bakarak benim ciddi anlamda düz dünyayı savunduğumu zannedenler var. Bu kaygan zeminli bir konu mesela. Ve ben bu videoya ek yapıp bunu düzeltme ihtiyacı duyuyorum. Bu tarz konulara girme konusunda endişeler taşıyorum. Aslına bakarsanız bu tarz konular bir YouTuber tarafından sansasyoneldir. Çok izlenir, daha çok popüler olursunuz. Ama ben bu gerekçelerden ötürü kaçınmaya çalışıyorum.

‘TIK TUZAĞI KISA VADELİ İLİŞKİ KURDURUR’

Gazetecilikte de başlık meselesi mühimdir. Sizin video başlıklarınız da bu anlamda ilgi çekiyor. Bu konuda alternatif medyanın dinamikleriyle mi hareket ediyorsunuz? Bu tık avcılığına neden olur mu?

Orada çok ince bir çizgi var. Bugün sosyal medyada popüler olmuş bir kişi aslında Bulvar Gazeteciliği de yapmak zorunda. YouTube’da da izlenmek istiyorsanız. Bunu yapmak zorundasınız diyebilirim. Çünkü akademik bir başlık atarsanız kimse tıklamıyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik hazırlayın… Bir yandan da ilgi çekmelisiniz ki, rekabet ettiğiniz kişiler örneğin düz dünya savunucuları. Öyle bir anlatıyorlar ki 10 tane video izledikten sonra ‘Evet ya olabilir’ demeye başlıyorsunuz. Oysa hiç öyle bir şey yok. O kısır döngünün içine bir yandan kapılmayıp bir yandan da onunla rekabet ediyor olmanız lazım. Orada da tık tuzağı olmadan ilgi çekici başlık atma sanatına çalışmak gerekiyor. Ben buna dikkat çekme sanatı diyorum. Bundan uzak kalmamak gerekiyor. Ben başlıklarımı sizin deyiminizle manşeti en son atıyorum. En baştan düşünmüyorum. Konuyu evirip çevirip beynimde demlerken, dinlendirirken bir yandan da başlık fikri benim kafamda dönüyor. Ama şüphesiz orada click bait olmadan dikkat çekici bir başlık atmak lazım. Ben de henüz çözemedim tam nasıl olması gerektiğini. Ama zaman içinde insan öğreniyor. Sosyal medyanın, YouTube’un geri bildirim mekanizması biz içerik üreticileri için de bir okul. Tabii iyi bir öğrenciyseniz. Yaramaz bir öğrenciyseniz okulu hacklemeye başlıyorsunuz. Bence orada etik kaygı taşımak en önemli çizgi. İnsanlar soru tipi başlıklara daha çok tıklıyor. Ve o sorunun cevabını veriyorsa içerik işte o zaman o soruyu sorma hakkını kendimde görüyorum. İzleyici kendini aldatılmış hissetmiyorsa bence o zaman tık tuzağı olmayan, ilgi çekici bir başlık olmuştur. Tık tuzağı kısa vadeli bir ilişki kurdurur. İnsanlarla olan ilişkiyi bir dostluk ilişkisi kurmak gerektiğine inanıyorum. Belki de ilerde YouTube ortadan kalkacak veya başka bir mecraya evrilecek. En orada da bu insanlarla iletişimimi sürdürmek istiyorum. Bu da aldatmaya dayalı bir ilişkiyle yapılabilecek bir şey değil.

YouTuber olmak için bir kritere ihtiyaç yok. Sizce bu durum işin kalitesini ne yönde etkiliyor?

Herkesin olabileceği bir şey ama kesinlikle o kadar kolay bir şey değil. Kalitesiz YouTuber deyince herkesin aklına birtakım isimler gelir. O noktaya gelmek de hiç kolay değil. Kolay olmaması tabii ki onları aklamak anlamına gelmiyor. Herkes onları yaparak o noktaya gelebilecek diye bir kural yok. Aslında bu işin kuralı yok. Bazen şans, bazen algoritmaların yardım etmesi, bazen doğru zamanda doğru şeyleri yaparak bir noktaya geliyorlar. Bu doğrular sansasyonel olabilir. O noktadan sonra bilim insanlarının social proof (sosyal kanıt) dedikleri şey ortaya çıkıyor. Bir süre sonra göz boyamaya başlıyorlar. 5 milyon insan yanılıyor olamaz algısı bu. Hayır gayet yanılıyor olabilir! Küçücük bir kar topu yuvarlanmaya başlıyor ve kocaman bir çığa dönüşüyor. Bunu mantıken algılayamayız ama oluyor işte. Bu problemi aşmamızın çok kolay bir yolu yok. Ama ben eminim çok havalı ödüller alan birtakım sosyal medya fenomenlerinin takipçi sayısını biz görmesek bu ödülleri alamazlar. Hatta bu kadar takipçiye de sahip olamazlar. Bir süre sonra sadece o sayılar, sayıyı arttırmaya yetiyor. Belki kötü benzetme ama ateşin ya da ışığın üzerine üşüşen sinekler gibi. Bu kendi kendini gerçekleyen bir kehanete dönüşüyor. Birinin kral çıplak demesi gerekiyor. Buna kendimi de katabilirim. Benden daha iyi içerik üreticileri vardır eminim. Ama eğer yeniyse bugün benden daha iyi videolar hazırlamasına rağmen belki bir 10 yıl geçmesi gerekiyor. Bu çok da adil olmayan bir şey aslında bakarsanız.

Herkesin girebilmesi onun kalitesiz ya da kaliteli olduğu anlamına gelmiyor. Herkesin girebilmesi aslında çok daha demokratik bir şey. Biz belki de henüz ülkelerde ileri demokrasiyi yakalayamadık. Sadece bizim ülkemizde değil buna gelişmiş toplumlar da dahil. Seçimlere birtakım şeyler karışabiliyor. Amerika’daki seçimlerde Rusya’nın hackerlarının etkisinden söz ediliyor. Ki bunlar gerçekten olası şeyler. Fakat sosyal medyada aslında bu demokratiklik seviyesinin en üstüne ulaşmış durumdayız. Belki Türkiye’deki seçimlere herkes giremeyebilir. Ama YouTuber olmak için 10 yaşındaki bir çocuğun bile önünde bir engel yok şu an. Ama sadece böyle bir ortam olması kalitesizliği getirmiyor. Bu kalitesizliği belirleyen şeylerden bir tanesi sistemin tasarımı. Neyin öne çıkıp neyin öne çıkmayacağını belirleyen formüller. Korkutucu olan ise o formülleri kimsenin bilmiyor olması. Burada çok kompleks bir şey var: Algoritmalar. Algoritmaları eğiten de biz izleyiciler. Onlara kim tıkladı, izledi ve izlemeye devam ediyor? Bizler. O zaman top dönüp dolaşıp yine bizlere dönüyor. Birilerinin çıkıp tüm bu yel değirmenleriyle savaşarak ben onların hiçbirine bakmayacağım, onlar ne yaparsa yapsın ben kendi bildiğim doğruları savunacağım demesi gerekiyor. Ve bunu da tabii ki eğlenceli bir biçimde yapacağım, ben de izlenmeyi gözeteceğim diye ısrarla yapacaksınız ki bu damlaya damlaya göle dönüşecek.

Daha da demokratik bir platform arzu ediyorsak eğer bence izleme sayılarını ve takipçi sayılarını gizlemek gerekir. Ya da insanları maniple etmeyecek şekilde daha geri plana atmak gerekir. 3-5 tıklamadan sonra izleme sayısını görsek o zaman izleyiciler olarak bizler daha az maniple ediliriz. Bunu da bu platformun ileri gelenleriyle görüştüğümde dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum ama tabii onların kararı.

‘TEK GELİR KAYNAĞI OLUNCA ‘TIK ALMAK’ HAYAT MEMAT MESELESİNE DÖNÜYOR’

YouTuberlığı bir meslek olarak görmek mümkün mü? Bu maddi kazanç boyutunda tatmin edici mi?

Milyon takipçisinin üzerinde olan insanlar için bunun cevabı evet. Ancak benim için henüz değil. Benim zaten kendi mesleğim var. Ben bunu tek gelir kaynağım haline getirmekten ısrarla kaçınmaya çalışıyorum. Çünkü bunu tek gelir kaynağı haline getirdiğiniz andan itibaren oradaki objektifliğiniz kayboluyor ve tık almak hayat memat meselesine dönüşüyor. Ben o noktaya getirmemeye ısrarla çalışıyorum. Onu yaptığım anda bugün elediğim bir konuyu artık elememeye başlayacağım ve o kötü bir noktaya gelecek. Ama bazı insanlar için gelir olarak belli bir tatmin seviyesine ulaşmış durumda. Hele ki yapacağınız alternatif işlere oranla bu daha fazla gelir getiriyorsa otomatik olarak insanlar buraya yöneliyorlar. Özellikle eğitim seviyesi düşük içerik üreticileri. Benim de elbette YouTube’tan da bir gelirim var. Ancak bu gelirin çoğunluğu sponsorluklardan geliyor açıkçası. İzleme sonucu gelen reklam gelirinden değil. Çünkü ben müzik ve filmlerden alıntılar da yapıyorum. Ve bunlar telif hakları sebebiyle o hakkın sahibine gidiyor. Bence olması gereken şey bu. Bundan da hiçbir şekilde gocunmuyorum.

Artık YouTube izleme yaşı 2’ye düştü. Siz bu işin içinde bir baba olarak ailelere nasıl tehlikeli içeriklerden korunma yöntemi önerirsiniz?

Kendi ailemizde uyguladıklarımızı önerebilirim. Benim oğlum 7 yaşında şu anda. 3 yaşından beri iPad’i var. Fakat henüz bizsiz hiç YouTube videosu izlemedi. Zaten hayatında toplam 10-15 YouTube videosu izlemiştir. O da benim videolarımdır büyük ihtimalle. Son derece kontrollü bir şekilde. Teknolojiden uzak değil ama o iPad’de müzik dinliyor veya playlist hazırlıyor kendisine. Veya oyun oynuyor ama bizim yüklemesine izin verdiğimiz oyunları ve bunu da bizim izin verdiğimiz zaman limitiyle yapıyor. Hafta içi okul zamanı izni yok. Hafta sonu da günde bir saatten fazla zamanı yok. Bu zamanı kendi isteği ve kontrolüyle yönetiyor. Bir kısmını Netflix’te çizgi film izleyerek bir kısmını oyun oynayarak harcıyor.Hem zamanı sınırlı hem de neyle etkileşim kuracağı tamamen bizim kontrolümüzde. Hiçbir şeyi şansa bırakmıyorum. YouTube’un, Netflix’in ya da başka bir şeyin değil bizim önerdiğimiz şeyleri izleyebiliyor. Mümkünse ben izleyeceği şeyleri önden izliyorum. Buna tabii her zaman vakit olmuyor. İnternette ebeveynlerin oluşturduğu bir takım forumlar var. O forumlarda onların yaptığı yorumlara, verdiği reytinglere bakıyoruz. Teknolojik konulardan bahsederken insanlar genelde olumsuza odaklanıyorlar ama bunların yanında çok güzel ve olumlu gelişmeler de var. Bunlara odaklanmak lazım. Yasaklarsanız çocuk sizden özgürlüğünü ilan ettiği gün bunun içine cumburlop dalar ve yüzmeyi bilmediği için o içerik havuzunda boğulup gider.

‘YOUTUBE’DA KALİTELİ MİZAH YAPILDIĞINI DÜŞÜNMÜYORUM’

Türkiye’de YouTuberlar daha çok mizah üzerinden ünlendi. Siz oradan bakınca nasıl eleştirileriniz olur?

Bence mizah güzel bir şey. Yapabilmeyi de isterdim. Zor bir şey mizah. Ben gülmek ve ağlamak eylemlerinin insanın en güçlü duyguları olduğunu düşünüyorum. Kadim sanatlara, tiyatroya baktığınızda dramanın sembolü gülen ve ağlayan maske. Antik Yunan’dan beri gelen bir gelenek bu. Sanatın özünde bu duyguları mıncıklamak var. Benim videolarım mizah veya güldürme amaçlı yapılmasa bile elimden geldiği kadar duygu katmanı eklerken insanları güldürmeye de çalışıyorum. O yüzden iyi yapıldığında mizah çok güzel bir şey. Ancak ben YouTube’da kaliteli mizah yapıldığını düşünmüyorum. Çok nadir rastlanıyor aslında. Yapılan şey prank (eşek şakası) denilen kaba şakalar. İnce, nüktedanlık denilen zekice yapılmış mizaha özlemimiz var. Takip ettiğim birkaç YouTube kanalı vardı zamanında maalesef onlar da çok fazla içerik üretemez hale geldiler. Biraz da YouTube’un öğütücü dişli mekanizmaları yüzünden. Öyle bir mekanizma ki sürekli içerik üretmeniz lazım. Üretmediğinizde gözden düşüyorsunuz. Daha az izlenmeye başlıyorsunuz. Bunlar düzeltilmesi gereken konular. Maalesef kaliteli mizah yapanlar da bu anlamda çok fazla öne çıkamıyorlar. Bence Cem Yılmaz gibi bazı isimlerin YouTube’a özel içerik üretmekte çekingen davranmalarının sebebi de bu. Oraya eşek şakası yapmadan girerseniz başarılı olunmaz gibi gözüküyor. Var olan statükoda böyle bir tablo var. Kaliteli mizah yapılırsa izlenebileceğine inananlardanım. Böyle bir açlık olduğunu da düşünüyorum. Her ne kadar eğlence kategorisinde ana gidişat gözükse de bu sadece arz edildiği için öyle. Arz edilmesi başka konulara talebin olmadığını göstermez. Bunun en iyi örneklerinden biri bence benim kanalım. Benim kanalım gibi bilgi alanında öne çıkabildiyse bir içerik kategorisi gerçek mizahta da başka alanlarda da çıkabilir.

Geçtiğimiz yıl Uluslarası alanda ‘YouTube Değişim Elçisi Ödülü’ aldınız. Bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Ben özellikle Türkiye’deki dağıtılan ödüllerin adil olarak verilmediğini düşünüyorum. Bu aslında sadece bir düşünce değil. Bilimsel olarak ispatı çok rahat yapılabilecek bir gerçeklik. Her şey social proof’a göre yapılıyor. Yani başka bir deyimle ‘Dostlar alışverişte görsün’. Bir platforma bakıp birilerini ödüllendiriyorsun. Birincilik verdiğin ödülün hangi kriterle seçildiğine baktığında bu çok fazla takipçisi ve izleyicisi olduğuyla ilgili. O yüzden ödül almayı haketti. Onun en fazla izleyicisi var. Çünkü bir robot seçti onu. Ödül mekanizması aklı başında jüri üyeleri tarafından normalde öne çıkmamış, bir yerlerde duruyor ama henüz keşfedilmemiş şeylerin keşfedilip öne çıkarılması ve ödüllendirilmesi için yapılır. Fonksiyonel amacı budur. Fakat bunu yapmak yerine ödül mekanizmaları aslında kendi itibarlarını da hiçe sayarak adeta kendinden söz ettirebilmek için ödül verdiklerinde prim yapabilecekleri kişilere veriyorlar. Böyle bir ortamda hele ki uluslararası geçerliliği olan tüm dünyadaki veriler üzerinden hareket ederek ilk kez YouTube gibi bir mecranın uluslararası 12 elçisinden biri seçilmek yalnızca gurur vermiyor. Aynı zamanda çok önemli bir gösterge de benim için. Nitekim Amerika’ya gelmekteki en önemli güçlerden biri de burada projeler yapmaktı. Nitekim yaptık da. Bu anlamda uluslararası networklere dahil olma, onlarla karşılıklı bilgi ve görüş alışverişi yapma konusunda bir fonksiyonu da var bunun. Dolayısıyla seçildiğim için mutluyum. Bunu Amerika’da söylediğim zaman da insanların gözünden önemli bir ödül olduğunu görebiliyorum. Benim hayatımı da bu anlamda çok geliştirdi. Çünkü sıradan bir YouTuber iken ulaşamayacağım bir takım insanlara, bilim insanlarına böyle bir unvanı kullanarak ulaştığınızda farklı bir gözle bakıyorlar. Ben o unvanı henüz 70-80 bin abonem varken almıştım. Dolayısıyla benim için bir kaldıraç, motivasyon aracı, itici güç olmuş oldu. Amerika’da hem İngilizce hem Türkçe oyuncularla uluslararası bir dizi projesi gerçekleştirdik. Hala başka projelerimiz var. Belki Netflix için bir proje yapacağız. Dolayısıyla bence kaliteli olmak kaydıyla ödül mekanizmalarının bu şekilde işletilmesi çok güzel ve gurur verici bir şey.

Yeni projeleriniz var mı?

Uzun zamandan beri devam eden bir kitap projem var. Yoğunluktan dolayı bir türlü bitiremedim onu. Her zaman olduğu gibi farklı ve gerçekten beni ifade eden bir kitap olması için çabalıyorum. Kurgusal olmayan kategoride. Benim bir zinciri kırma felsefem var. Her yıl tekrar ettiğim ve insanların çok faydasını gördüğünü söylediği bir şey. İnsanlara kötü alışkanlıklarından kurtulmak ve iyi alışkanlıklar kazandırmak üzerine hem motive edici hem de gerçekçi bilgiler veren bir kitap çalışması bu. Bir yandan kurgusal bazı işler de yapmak istiyorum. Dizi, film, belgesel gibi. Ama bunlar hem yüksek maliyetli hem de uzun süreli işler. Ama bir yandan geliştirdiğim birkaç projem var. Bu işlerin en uzun kısmı fikri ön hazırlık aşaması. Onlar pişmeye devam ediyor.