Benimle tek gecelik sergiye var mısın?

Otelde tek gecelik sergi, cepte sergi, filmlerde gördüğümüz gibi sanat üretme karşılığı barınak bulma... Buhranlar, yollar, hikayeler... Sanatçılarla röportaj, genelde sergileri olduğu zaman, onları tanıtmak için yapılır. Erin İlkcan Aslan’ın şu an bir sergisi yok. Planı da yok. Onun “şimdi”si var. Kendisi yollarda ve biz, o yollardan birinde karşılaştık ve sohbet ettik, Erin kendini anlattı. Çünkü hayat böyle olmalı... Plansız, hesapsız, rastgele... Güzel!

Irmak Özer

DUVAR – Ankara’da bir öğle vakti… Resmi toplantılardan çıkmışım, başka resmi toplantılara gideceğim. Eskiden aşırı Ankara savunucusu olup sonra benim zafer çığlıklarım eşliğinde İzmir’e geri taşınan Melis’i arayıp bana bari öğle arasında nefes alacak bir yer önermesini istiyorum. Amelie’s Garden diyor, sukulent kafesiymiş. Neden olmasın?

Atlıyorum taksiye gidiyorum. Yolda “bir sonraki toplantıma da yakın” hesapları yapıyorum. Taksiden iniyorum, hop karşımdaki duvarda bir sokak resmi. İçim açılıyor, sanki resmiyetten çıkıp kendime dönüyorum. Hemen fotoğrafını çekiyorum, kafeye doğru yürüyorum. Kafe, bayağı tatlı, burada resmiyet yok, yaratıcılık var, güzel bir müzik çalıyor ve belli ki buradaki ahali benim gibi toplantıdan filan gelmiyor. Bir kahve söyleyip oturuyorum, bu arada da Instagram’a çektiğim duvar resmini atıyorum. Bir bakıyorum, aynı sanatçının resimleri kafenin duvarlarına asılı, hatta mekanla birleşmiş, mekanın duvarlarında aynı çizgiler var. “Oradaysan geliyorum,” diye mesaj atıyor Erin İlkcan. Hiç tanımadığım bu adam, 10 dakika sonra karşımda 10 yıllık geçmişimiz varmış da bir süredir rast gelmemişiz gibi sarılıyor, “Hoş geldin,” diyor bana. Ankara sandığımdan güzel bir yer olabilir galiba…

ÇÜNKÜ BÖYLE OLMASI GEREKMİŞ… 

Erin’le sohbetten kalktığımda, onunla başka yerde karşılaşamazdım, böyle bir samimiyet kuramazdık diye düşünüyordum. Çünkü aykırılıkların insanı Erin. Oturup sözleşsen, sergisine gidip tanışsan, aynı muhabbeti yapamazsın. Bir Ankara öğleninde, hiç beklenmedik bir anda karşılaşmak, bir anda sanata ve hayata dair konuşmak gerekiyormuş…

O anlattıkça ben de anlattım, bol bol paylaştık. Baktım elinde Sinek Sekiz yayını, Sinek Sekiz’in ne güzel işler yaptığından da bahsettik mesela. Her zaman yaptığımın aksine, sanatçının eski röportajlarına, sergilerin kronolojisine, yorumlarına bakıp onları da katmadan konuşmalarımızı doğal ve rastgele paylaşıyorum. Sorduğum soruları, Erin’in konuştuğu kadar kendim konuştuğum kısımları, çıkarıyorum ve önünüze Erin’in hikayesini akıtıyorum. Erin’in kendisi gibi hazırladığım aykırı röportajı böylece sizlere sunuyorum…

Erin İlkcan

OTELDE TEK GECELİK SERGİ 

Bir oradan bir buradan anlattı; kronolojik bir sıramız yoktu. Başka neler neler diye sorup durdum, arada kendi hayallerimden konuştum… İlk olarak “o oteldeki sergiden” başladık…

“Bir grup arkadaşımla “Her şey bu kadar geçiciyken biz neden bu kadar çabalıyoruz, niye bir yerlerde kendimizi kanıtlamaya, sabitlemeye çalışıyoruz?” diye konuşurken tek gecelik, one night stand, bir sergi yapmaya karar verdim. Bir otel odasında bir gece tüm tanıdıklarımız, tanımadıklarımız gelsin, takılsın dedim. Aklıma gelen ilk butik otelin kapısından girdim ve kendimi, portfolyomu anlatmaya başladım; bir geri çekildiler, gecelik fiyat verdiler, kafalar karıştı… Sonra dedim ki kendi kendime, “Ben neden otele galeri muamelesi yapıyorum ki, farklı bir yerden yaklaşmam lazım…”

Tekrar şansımı denedim; bu kez gidip, ben öğrenciyim, Instagram’da bu kadar takipçim var, siz bir odada sergi yapmama izin verin, ben de reklam yapmış olayım dedim direkt. 50-60 kişi gelir, 1,5 saat sürer diye planladım… Tek kullanımlık, geçici, tüketilebilir objelerden bir sergi yapmayı hedefledim. Yatak örtülerinin üzerine resim yaptım mesela (ki şu an onu biri perde olarak kullanıyor); pedler, tamponlardan serigrafi, heykeller yaptım; tuvalet kağıtlarından heykeller yaptım, çöp poşetlerinden işler yaptım. Tek kullanımlık seksten esinlenerek duşa şişme kadın koydum mesela. Odanın her yerini kullandım. Saat 8 buçukta bir başladık, o gece 600 kişiye yakın insan geldi! Duyan gelmiş, inanılmaz bir ortam oldu. Bu ara işler geçiciydi ama toplayıp götürenler oldu. Bir tanesi kalorifer peteğinin arkasına düştü, otele size bir sürpriz bıraktım dedim. Elimde kalanları sokaklarda sağa sola bıraktım ve sergimi böylece bitirdim.”

KENDİMİ SINADIĞIM O İKİ HAFTA

“Bir şeyler istediğim ve istediklerimin hop diye olduğu bir dönemde, Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar’da sergi yapmak istiyorum. Tam 43 işim var, hazırım; ama ortada hiçbir anlaşma yok, sergi yapmak istediğimi bilen yok. Görüşmeye gittim ve kesinlikle sergi için bir boşluk olmadığını söylediler. Ama ben biliyorum o sergi olacak, inandım. Herkese Çağdaş Sanatlar’da sergim olacağını söylemeye başladım. İşleri baskıya göndermeye başladım… Derken çat diye aradılar, önümüzdeki hafta sergimiz iptal oldu, acil hazırlanabilir misin dediler… O kadar inanmama rağmen ben de nasıl gerçek olabildiğine inanamadım. Belediye galerisine göre oldukça aykırı bir içerik ürettim işler ve yerleşimleri açısından. Yine de çok sevdiler ve bana 1 hafta sonra yepyeni işlerle yepyeni bir sergi açılması gibi çok tehlikeli bir teklif yaptılar. Buna hayır dersem bağlantılarımı koparmış olacağım ama kendi var oluşum devam edecek; buna evet dersem kendi sınırlarımı görmüş olacağım, üretim doluluğumu görmüş olacaktım… İnsan kimliğine ve cinsiyetler arası farka nasıl gol atabilirim diye düşündüm, ve o sergilerde eserleri biraz da isimleri ile var ettim.”

“O dönemim şimdiye göre felaketti diyebilirim. Sex, drugs and rock ‘n roll… Enerjimi merkezde tutamadığım, dağıldığım bir dönem. İçeride bir yerde farkındalığım da vardı ve o farkındalık kendimle yüzleşmeme engeldi. İçeriden bir ses kendinle yüzleşirsen canın çok acıyacak, üstünü kapat diyordu. Ben de sürekli farklı şeylerle kalp kırıklıklarımı kapatıyorum. Bu sergilerde tamamen o süreçleri yansıttım. O dönem birlikte olduğum insanların gridlerini yapmıştım mesela. O dönemki kendimi kaybımı, ruh halimi anlattığım, bir koltuk, içinde linelar, tohumlar olan bir kül tablası ve kırık bir şarap bardağı koymuştum sergiye.”

“Belediyeyle bu iki sergiden sonra bir ara vermiş olduk. Şimdi aklımda mümkün olursa bir sokak festivali var. Sokaklara resimler yapıyoruz, sanat bırakıyoruz ama belediye siliyor. Belediye ile işbirliği yapabilirsek birçok yer sanat dolacak, renklenecek ve senin gibi Ankara’yı gri bulan insanlar burayı daha çok sevecek.”

.

TUVALETTEYKEN BİLE ULAŞABİLDİĞİN CEP SERGİSİ 

“Bir süre daha fazla müzikle ilgilendim, sadece isteyenlere verdiğim edisyonlarda bastırdığım 3 tane kitap yazdım ve bir arayışa girdim. Bir yandan da üretime, sergilere devam ediyorum ama faha fazla geri dönüş almak istiyordum… Yurtdışına işler gönderdim, CER Modern’de sergiye katıldım ve sonunda bu sosyal medyayı olumlu kullanma fikrinin beni istediğime ulaştıracağını düşündüm.

Yurtdışındaki arkadaşlarımı aradım ve onlara bir sanal sergi teklif ettim. Project Downtalk, Pocket Exhibition. Hepsi de bütün bloglarda cayır cayır olan işleri olan isimler. Bütün işleri toparladık, künyelerini vs standart bir sergi gibi hazırladık, Instagram hesabının tasarımlarını yaptık. Sen tuvaletteyken de bu sergiye bakabilirsin, uyandıktan yarım saat sonra da bakabilirsin, yolda giderken de bakabilirsin. Ona ulaşmak istediğin an, hiç bir yere gitmeye ihtiyacın yok. Mekana ulaşmak zorunda değilsin; mekan senin bilincinle algıladığın, zihninle şekillendirdiğin yer. Şu an oturduğumuz yeri düşün, burayı mekan olarak kodlamasaydık kapalı bir yer olacaktı sadece diye düşün… O sınırları kaldırdık böylece.

Bu sergilerden bir tane kendi başıma yaptım, bir tane bahsettiğim arkadaşlarımla. Sonra da sergiler bitti ve o hesapları kapattım .”

GÜZEL OLMAYAN TARAFIM 

“Bu süreçlerde o kadar çok üretim yaptım ki piyasa ağzıyla konuşursam eğer, resmen kendimi bitirmek için yapmışım gibi. Sergi üzerine sergi, üretim üzerine üretim. Bir sürü sanat kolektifi ile çalıştım, davet eden herkese ürettim. Bu arada yollarda bir sürüklenme halindeydim. Maddesel olarak bakarsak fiyatlar da düşer böyle art arda üretimle. Ama buna kişisel olarak ihtiyacım vardı. Söylediğim gibi bir süreçten geçiyordum ve kendimle yüzleşmemek için kendimi sürekli dışa vurma ihtiyacı hissediyordum.

Bu sürecin sonunda en fazla ben, en bana ait olan diyebileceğim “Güzel olmayan tarafım” sergisini yaptım. Farkındalığımı reddetmeyi bıraktım. Yolda çizdiklerime dönüp baktığımda meğersem kendimle yüzleşmişim, yeni sürecimi başlatmışım. Doğaya teslim oldum ve herşey öğretici olmaya başladı. Doğa bütün kolektif bilgiyi seninle paylaşmaya başlıyor ve sen bir kanal oluyorsun. Öğrendiklerini yansıtacağın, paylaşacağın yer mutlaka karşına çıkıyor.”

YOLA GÜVENMEYİ ÖĞRENMEK, ŞİMDİYİ YAŞAMAK 

“Yollarda çok vakit geçirdim ve bir an “Daha fazla yapacağım, döneyim,” dediğim noktaya geldim. Sonra kendi kendime düşündüm. Ana ihtiyaçlarım ne? Beslenme, giyinme, barınma. Karnım tok, üstümde kıyafetim var, barınma işini de sanatla çözemeyeceksem niye hayattayım? Bu arada Alaçatı gibi bir yerde yüksek sezondayız. Gittim otellerle, size resim yapayım, karşılığında kalayım diye konuşmaya başladım. Baktım olmuyor, dedim döneceğim herhalde. Son bir bira içeyim… Bira içerken yeni tanıştığım ve bunları rastgele anlattığım Yalçın Abi, birden bana bir anahtar uzattı. Al bu bizim otelin suitinin anahtarı, git üretimini yap dedi… Böylece yolculuğa devam ettim. Duvar resimlerinden tabela tasarımlarına kadar yolda her şeyi yaptım ve bu süreçte yola güvenmeyi öğrendim… Yolculuğum hala devam ediyor. Artık “iyi tarafım” için küçük küçük üretiyorum. Çünkü artık yola teslim oldum. Plan yaptığında her şey bitiyor; bugün olması gereken, olacak olan şey olmuyor. O yüzden plansız, hep şimdiye odaklanmaya çalışıyorum.

YOLA DEVAM… 

Erin şu an yollarda, karavanıyla geziyor. Durakladığı yerlerde sanat yapıyor, insanlarla tanışıyor, hayatı yaşıyor. Mümkün olan yerlerde çocuklara resim, heykel, drama dersleri vermek istiyor. Bunu daha verimli yapma hayali de var. Malzemeleri rahatça sağlayabileceği, her durakta dersler verebileceği yolculuklar hayal ediyor. Bir sanatçı komün hayali var. Herkesin ürettiği, paylaştığı, isteyenlerin gelip izleyebileceği… Bir amaç gütmeden, sadece üretmek için… Hayalini kuruyor, arazilere bakıyor, hayalini kafasında detaylandırıyor ve bir gün bir şekilde karşısına düşündüklerini gerçekleştirebilmek için fırsatların çıkıvereceğine inanıyor. Bol bol yoga yapıyor, duruyor, düşünüyor. Kendinden beklentisiz, yola devam ediyor. Erin’in yolculuğunun devamını öğrenmek için, bir gün yine böyle beklenmedik bir anda, plansız programsız tekrar rastgelmek dileğiyle…