Selim Turan: Bu yol kaç fersah?

Sakıp Sabancı Müzesi Selim Turan'ı ağırlıyor. Necmi Sönmez tez-antitez-sentez sergisini hazırladı.

Google Haberlere Abone ol

Fulya Baran

DUVAR - Türkiye resim tarihinin önemli isimlerinden ressam, heykeltıraş Selim Turan’ın (1915-1994), “TEZ-ANTİTEZ-SENTEZ” başlıklı sergisi Sakıp Sabancı Müzesi’nde açıldı. Küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı sergide, 1947’den vefatına kadar hayatını Paris ile İstanbul arasında sürdüren sanatçının 100’ü aşkın eseri, onun her iki kentin kültür ortamından aldığı esinin izlerini taşıyor. Dr. Necmi Sönmez’in geçtiğimiz sene basılan, Selim Turan’ın eserlerini kapsamlı bir çerçevede ele almak üzere yazdığı kitaba da başlığını veren “TEZ-ANTİTEZ-SENTEZ” ifadesi üzerine düşünmek, Selim Turan’ın yaklaşımını da anlamak adına ipuçları veriyor. Genel kabul gören bir fikir olarak TEZ, ona karşı çıkan ANTİTEZ ve ikisinin çarpışmasından yola çıkan bir üst fikir olarak SENTEZ. İşte, Selim Turan’ın giriştiği görsel deneylerle Türkiye resim tarihinde edindiği yer ve bunu ona kazandıran yaklaşımı özetleyen bir başlık.

gg Balıkçı: Selim Turan, Balıkçı Portresi

Sergi girişinde yer alan 1941, 1953 ve 1975-80 yıllarına ait iki resim ve bir heykel ile bu başlığı parçalarına ayırarak pekiştiren Necmi Sönmez, sergi için “Retrospektif de yapabilirdik fakat biz bir izlek oluşturduk ve çağdaş sanata da gönderme yapan değerleri ön plana çıkardık,” diyor. Serginin bölüm başlıkları ise Feridüddin Attâr’ın yazdığı, sanatçının severek okuyup etkilendiği “Mantıku’t-Tayr’dan (Kuş Dili) alınmış. Bir mantık dizgesinde bir araya gelen hikâyelerden oluşan “Mantıku’t-Tayr”ın temelinde, hüthüt (çavuşkuşu) rehberliğinde padişahını arayan kuşların yolculuğu yer alır.

Kuşlar bu yolculukta sırasıyla istek, aşk, bilgi, istiğna (tokgözlülük), tevhid (bir olmak), hayret ve yokluk vadilerinden geçer. Yokluğun sonunda, aradıkları padişah olan Simurg’un, aslında hepsinin toplamından oluştuğunu öğrenirler. Sergi de,“Mantıku’t-Tayr”ın bu yolculuk teması hissiyatında oluşturulmuş. Ne söylemek istediğini tam olarak ortaya çıkarmamayı hedefine koyan ve son sözü daima izleyiciye bırakan sanatçının bize verdiği görevi, onun etkilendiği bir kitabın bölümleri üzerinden hem keyifli hem de düşündürücü bir izlek oluşturan sergiyi, biz de bu bölümlerin başlıklarıyla anlattık.

'BU YOL KAÇ FERSAH'

Dr. Necmi Sönmez, Selim Turan’ın sanatını etkileyen en önemli öğenin aile ocağı olduğunu söyler. Selim Turan, resim yapan, karikatür çizen babası Dr. Hüseyinzade Ali Turan’ın teşvikiyle 1935’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer. Bu kurumdan 1938’de mezun olan sanatçı, 1941’e kadar “arayış dönemi” denilebilecek bir sürece girer. Mantıku’t-Tayr’da kuşlardan birinin, yolculuğun ilk merhalesi olan İstek Vadisi’ne çıkmadan önce sorduğu “Bu yol kaç fersah?” sorusu, sergide Selim Turan’ın bu arayış sürecini betimliyor.

Turan’ın 1941 tarihli “Liman” sergisindeki çalışmalarını da içeren bu kısımda hayatının aşkı ve eşi olan Şahika Hanım’ın portreleri ile1941’de CHP’nin Yurt Gezileri projesi kapsamında ürettiği peyzaj çalışmaları da yer alıyor.

'İNSAN BURADA HALDEN HALE GİRER'

İstek Vadisi tehlikelerle dolu, yıllarca çalışıp çabalamanın gerektiği bir yerdir. “İnsan burada halden hale girer,” denir bu vadi için. İşte bu sözler, sanatçının Paris deneyiminin aktarıldığı bölümde karşımıza çıkıyor. Paris sanat ortamı Turan’ın üretiminde belirleyicidir. 1945 sonrasında İstanbul’dan Paris’e giden diğer sanatçılarla birlikte Turan, katıldıkları jürili grup sergileri ve seçkin müze koleksiyonlarına verdikleri eserlerle, çağdaş Türkiye sanatının rotasını değiştirmiştir.

Bu bölümde, Turan’ın eserlerinin yanı sıra onunla aynı dönemde Paris’te yaşayıp üreten sanatçılardan Hakkı Anlı, Nejad Devrim, Ferit İşcan, İlhan Koman, Mübin Orhon ve Fahrelnissa Zeid’in eserleri de yer alıyor. Selim Turan’ın yakın ilişki içinde olduğu Paris sanat ortamı, 1947-1960’ta bu şehirde bulunan önemli ressamlardan Jean Bazaine, Henri Goetz, Léon Zack, Natalia Dumitresco ve Alexander Istrati’nin eserleriyle yansıtılıyor.

'BİLİYORSUN Kİ KAPI KAPALI. YÜRÜ O KAPALI KAPIYA VAR'

ff Sergiden...

Kuşların yolculuğundaki altıncı merhale olan Hayret Vadisi’yle bağlantılı bir hikâyedeki “Biliyorsun ki kapı kapalı. Yürü o kapalı kapıya var” sözleri, Selim Turan’ın soyut sanat bağlamında çıktığı yolculuğu tanımlıyor. Paris’e 32 yaşında giden Turan, bir anda silemeyeceğinin farkında olduğu İstanbul’daki sanat tecrübelerinin ardından bir yol ayrımının eşiğindeydi. Bu yıllarda kendine özgü deneylerden elde ettiği sonuçlarla soyut çalışmaya başlayan Turan, her türlü anlatımcılıktan uzak çizgiselliği yakalayabilmek için lirik soyutlamalara yöneldi. Sanat tarihçisi Madeleine Rousseau’nun “Siyah Dönem” diye adlandırdığı bu süreçte Hristiyan ikonografisinin en önemli temalarından çarmıha gerilmiş İsa’yı sık sık ve soyutlayarak kullandı.

'BİRİ DİYORDU Kİ ANAHTARI KAYBETTİM'

Biri diyordu ki, anahtarı kaybettim” sözleri, Selim Turan’ın 1960’larda çıktığı yolculuğu tanımlar; bu dönemde Paris’te soyut sanat yorumlarının geçerliliği kaybolmaya başlamış, yeni sanat akımları ortaya çıkmıştır. Selim Turan da var olmak, farklı bir duruş bulmak amacıyla çıkar bu yolculuğa. Nicolas Staël, Raoul Ubac gibi soyut çalışarak belirli bir tanınırlığa ulaşan ressamlar bu dönemde figürasyona yönelerek kendilerine bir çıkış yolu aramış, Nejad Devrim, Abidin Dino, Hakkı Anlı başta olmak üzere Paris’te yaşayan Türk ressamları da benzer bir yaklaşımla farklı duruş noktaları bulmaya çalışmışlardı. Selim Turan da bu arayışı paylaşan sanatçılardan biri olarak figürlü kompozisyonlar yapmaya yöneldi.

1969’da İstanbul’da Alman Kültür Merkezi’nde ilk kişisel sergisini açan Turan’ın sergi nedeniyle yazdığı “Sanat ve Toplum Üzerine” kitabı da bu döneme tekabül eder.

SIR DENİZİNE KAVUŞTUM, YOK OLDUM' 

Bu bölüm ise sanatçının son dönemini, “tez, antitez, sentez” üçlemesinde son halkaya ulaştığı hareketli (mobile) heykellerin yer aldığı bölümü tanımlıyor. Karton, çivi, tel, süt şişesi kapakları gibi malzemelerden yapılan heykeller, ancak dokunulunca dönüyor. İlk bakışta çocuk oyuncağı izlenimini uyandıran bu eserler, “görünenin ötesini” imgeleyen işaretlerle, sembollerle doludur. Bu heykeller aynı zamanda sanatçının Yörük ve Bektaşi geleneklerinden etkilenmesinin izlerini taşıyor.

Korunma amaçlı cam kutularda sergilenen heykellerin dönebilme yetisi, duvarlara yansıtılmış video üzerinden izlenebiliyor. Chopin’den bir parça eşliğinde dönen heykellerin gıcırdama sesleri de küçük hoparlörlerden verilerek izleyiciye yaşatılıyor. Turan, “sentez” sunan bu çalışmalar ilesanata önkoşulsuz bakmanın gerekliliğini de ortaya koyuyor.

Dr. Necmi Sönmez, bu izleğin sadece kendi yorumu olduğunu, neticede izleyicinin kendi gözüyle ve yorumuyla izlemesinin altını çiziyor. Turan’ın eşi ve aynı zamanda seramik sanatçısı Şahika Turan’ın İstanbul Üniversitesi’ne bağışladığı koleksiyon sayesinde izleyebildiğimiz sergi, 13 Ağustos’a kadar görülebilecek.