Nazan Ölçer: Halka müze alışkanlığı kazandırdık

Nazan Ölçer ile Sabancı Müzesi'nin 15 yıllık geçmişini konuştuk. Ölçer, hedeflerini anlattı.

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

Sakıp Sabancı Müzesi müdürü Nazan Ölçer ile Sabancı Müzesi’nin 15 yıllık geçmişini konuştuk. Ölçer, kişisel kariyerini, Sabancı Müzesi’nin ilk kuruluş günlerini, müzenin Türkiyeli sanatçılara bakışını ve gelecekteki programlarını anlattı. Ölçer, “Yalnızca bina yaparak uluslararası standartları yakalayamazsınız. Yurtdışındaki müzelerin size güvenmesi gerekir. Birinci şart uluslararası standartları sağlamış binalar ve o standartlarda yetişmiş insanlar olmalıdır” dedi.

nazan11

Sabancı Müzesi’nin 15 yılını nasıl değerlendirirsiniz?

On beş yılın nasıl geçtiğini pek anlamadık. Geride bıraktığımız zamanda pek çok iş yaptığımızı düşünüyorum. Düşünün ki yeni bir müze ve siz de bir yenilik getirme arzusundasınız. İlk yılların kolay olduğunu söyleyemeyeceğim. Adı duyulmamış genç bir müzenin iddialı bir şekilde yola çıktığı ve yurtdışından büyük sergiler getirmeyi hedeflediği bir yol zordu. Onlara ilk önce güven vermeniz, şartların mükemmel olduğunu anlatmanız gerekiyordu.

Zamanla yaptığımız sergiler ses getirdi ve bu güven ortamını sağladık. Epeydir Sabancı Müzesi denilince dünyada bir ismimizin olduğunu biliyorum. Burada iyi işler yapıldığını biliyorlar. O yüzden yurtdışından en zor şeyi dahi talep ettiğimde olumlu yanıt almam uzun sürmüyor. Yapılan her başarılı sergi bizim için hep referans oluyor.

m11

Sabancı Müzesi

‘TÜRK İNSANINA MÜZEYE GİTME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRDIK’

Her şeyden once 15 yılda Türk insanına müzelere gitme alışkanlığı kazandırdık. Bunun en büyük sebebi aynı zamanda ilk büyük sahneye çıkış sergimiz de olan Picasso sergisi oldu., daha sonra Salvador Dali geldi. Hatta bununla ilgili ilginç bir anım bile var.  Bir gün bir taksiye bindim ve “Sabancı Müzesi lütfen” dedim. Taksi şoförü, “Abla geç kaldın, Dali sergisi bitti” dedi.

15 yılda Türk insanını Batı’nın dev sanatçılarıyla tanıştırdık. ‘Komşu Günü’ adlı projemizle çevremizdeki insanlarla temas ettik. Kapı kapı dolaşıp insanları müzeye davet ettik, “Gelmesi sizden çaylar bizden” sloganı ile çağırdık. Çarşamba günleri halk günleri ve o gün gelen herkese kapılarımız açık.  Bunun yanısıra uzak ilçelerdeki ziyaretçilerimiz için belediyelerle anlaşıp ulaşım ağı yarattık. Diyeceğim o ki, bu 15 yılda Türk insanı bir sergiyi merak etme, müzeye gitme alışkanlığı gibi alışkanlıklar kazandı.

Müze fikrini hayata geçirirken kendinize koyduğunuz hedefler nelerdi?

Kendimle ilgili, müzecilikle ilgili hedefim neyse hepsi Sabancı Müzesi için de geçerliydi.Müzelerin insanların anılarında yaşamlarında  ne kadar önemli bir yerde olduklarını söylememe gerek yok. Yurtdışında üniversite eğitimimi yaparken, müzelerin insan hayatındaki önemini gördüm. İnsanların hafta sonları ailece gittikleri, vakit geçirdikleri ve her gittiklerinde bir şeyler öğrendikleri bir yerdi müzeler. Almanya’da bulunduğum şehirde savaşın yerle bir ettiği, insanların   müzelerde geçmişlerini nasıl aradıklarını gördüm. Ve bu anıları yeniden inşa etmek noktasında müzelerin nasıl bir dayanak noktası olduğunu gördüm. Müzelerin kitap okur gibi, tiyatroya gider gibi insan hayatının ne kadar önemli bir unsuru olduğunu yaşadım.

O yüzden daima merak edilen, kapısında kuyrukların olduğu bir müzenin hayalini gördüm. Türkiye’ye döndüğümde de başka hiçbir şey yapmayı düşünmedim. Başından beri yurtdışında gördüğüm özlenen ne varsa Türkiye’de de olması için elimden geleni yapmak gibi bir yol seçtim. Kültür Bakanlığı’na bağlı bir müzede çalışırken  uyguladığımız strateji tabii farklıydı. Devasa koleksiyonlar bir kenarda bekliyor ve durmadan yenileri katılıyordu. Türk- İslam eserleri müzesine ilk atandığımda vazgeçip gitmeyi düşünmüştüm. Daha sonrasında kendimi, “Burada olağanüstü koleksiyonlar var, çalışmalıyız” diye motive ettim. Müzeler birazcık dönüşüm yaşadıysa payım olduğunu düşünüyorum.

Uzun zamandır Sabancı Müzesi’nde çalışıyorum. Burası bir devlet müzesiyle yarışacak boyutta değil… Tabii ki çok önemli bir koleksiyon var ama sınırı belli. Meraklı bir koleksiyonerin şahsi zevkleriyle ve çevresine danışarak oluşturduğu bir koleksiyon… Sabancı Müzesi’nin farklı bir başlangıç yapmaya ihtiyacı vardı.

iç11

Bu taze kan nedir?

Müzeleri geçici sergiler besler. Devamlı koleksiyonlar vardır ve onlar bir biçimde olmazsa olmaz parçalarıyla ünlüyse onları uzun süre sergilemeniz gerekir. Ziyaretleri buraya getiren eserler vardır. Onun dışında müzelere her zaman taze kan, taze ruh veren geçici sergilerdir.

Sabancı Müzesi’nin oluşum süreci nasıl gelişti?

Sakıp Sabancı kişisel koleksiyonu ve müze olmasını arzuladığı evinden oluşan bir yapı ile yola çıkmıştı. Konunun uzmanlarına danışmıştı. Sabancı Müzesi’nin farklı bir yapı olması, bizim farklı bir şey yapmamız gerekiyordu. Müzede Türkiye’nin hasret kaldığı, yurtdışında olan eserlerle buluşmayı, yurtdışındaki sanatseverlerle buluşmayı hedefledik. Burada yalnızca elimizdeki malzemeyle yetinmeyip, yurtdışını takip etmeyi, bir okul gibi ülkemize getirmeyi düşündük, Doğu ve Batı sanatının büyük ustalarını, dev koleksiyonları görerek Türkiye’de müzeye gitme alışkanlığı oluşacaktı. Böyle bir eksiği kapatma misyonuyla yola çıktık. Sabancı Müzesi bu kriterlere göre planlandı. Yalnızca Sakıp Bey’in koleksiyonu sergilenirken birden bire uluslararası sergilerin yapılabileceği bir alana dönüştü. Sakıp Bey’in vizyonu bu hedefle zaten örtüşmekteydi.

Uluslararası sergilerin Türkiye’ye gelişinde ne gibi şartların yerine getirilmesi gerekli?

Yalnızca bina yaparak uluslararası standartları yakalayamazsınız. Yurtdışındaki müzelerin size güvenmesi gerekir. Birinci şart uluslararası standartları sağlamış binalar ve o standartlarda yetişmiş insanlar olmalıdır. Konservasyon uzmanları, aydınlatma uzmanlarının işlerini çok bilmesi kritiktir. Akademik yeterlilik birinci koşuldur. Elimizdeki malzemeleri anlaşılır bir şekilde sergilerken yurtdışını da kendi koleksiyonumuza dahil edebilmeliyiz. Sabancı Müzesi’nin temelinde doğu ve batı sanatlarının birlikteliğiyle yola çıktık, hedefimizi gerçekleştirmek için 15 yılda da birçok dönem sergisi yaptık.

Belli başlı sergilerimiz; Batıya Yolculuk – Türk Resminin 70 Yıllık Serüveni, Louvre Koleksiyonlarından Başyapıtlarla İslam Sanatının 3 Başkenti: İstanbul, Isfahan, Delhi, Abidin Dino – Bir Dünya, Lizbon Calouste Gulbenkian Müzesi’nden Başyapıtlarla Doğu’dan Batı’ya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünyasından Anılar, “SAKIP SABANCI’NIN PORTRESİ” – Sanatçı: Kutluğ Ataman Royal Academy of Arts, Londra, İngiltere, Sakıp Sabancı Koleksiyonlarından Başyapıtlar Bahreyn, Altın Satırlar: Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat Sanatı Sevilla, İspanya, Altın Satırlar: Sakıp Sabancı Müzesi’nden Osmanlı Hat Sanatı Madrid, İspanya, Çağrışımlar, Yolculuklar ve Atmosfer: Sakıp Sabancı Müzesi’nden Tablolar Lizbon, Portekiz.

Sabancı Müzesi Türkiyeli sanatçılara çok az yer veriyor. Bunun sebebi nedir? İlerleyen zamanlarda Türkiyeli sanatçıları daha fazla görebilecek miyiz?

Değerlendirmeye katılmam zor. Bu 15 yılda Türk sanatına ve koleksiyonumuzun uzantısında İslam sanatına da daima yer verdik, dönem sergileri oldu, tek bir sanatçıya da dönük sergiler oldu. Günümüz sanatçıları kastediliyorsa onu yapan pek çok galeri ve müze var.

Biz farklı bir yolu izliyor ve Türkiyeli sanatçılara daha yararlı olacağına inandığımız sanat dünyasında geçmişin önemli sanat akımlarına ve sanatta dönüm noktası oluşturmuş ustaların yapıtları ile tanışılmasını önemsiyoruz. Bunun yetişmekte olan sanat öğrencilerine ve geniş sanat çevrelerine daha yararlı bir vizyon sağlayacağına inanıyoruz.