Yüksel Arslan'ın ardından: İnsan bedeni ve Yüksel Arslan'ın aşırılığı

Yüksel Arslan bugün hayatını kaybetti. Arslan, “Arture” diye tanımladığı resimlerinde toprak, yumurta beyazı, yağ, bal ve kendi idrarını kullanmasını ve daha çok insan ve bedeninin patolojik hallerini çizmesiyle Türkiye'nin kendine has tarzıyla önemli ressamlarından biri oldu.

Halim Şafak

Yüksel Arslan çizecek oldukları için hazırladığı karışımdan, çizdiklerine kadar insan ve bedenini eksen alan ve sorun edinen ve resim için aşırılığı baştan bilinç olarak almış/kabul etmiş, başka bir deyişle böyle bir aşırılığı aynı bedeni tartışmak için baştan talep etmiş ve bu noktada resmin dışında da tartışılmış ressamların başında gelir.

Ressamın bu oluşturduğunu hem insandan hem de insan olarak kendinden ama daha çok da bedeninden aldığı yani duyduğu ve kendini baştan aşırılığa açmış şeylerle açıklayabiliriz. Burada şey demeyi bilinçli olarak istedim ve tercih ettim. Çünkü insan bedenine dönük merakın eninde sonunda o bedeni deneyimlemeye dönük olduğunu bildiğimize göre yaşatacak ve ortaya çıkartacak olduklarının çeşitlilik göstereceğini kestirebiliriz. Bunun haz alan/veren ve acı çeken/çektiren bir beden olduğunu düşünürsek resme yansıyacak olanın bunu da geçen bir boyutluluğa ve aşırılığa sahip olması baştan beklenmelidir.

‘RESİMLE ŞİİR RESİMLE YAZI ARASI BİR SANAT’

Yüksel Arslan’ın “Arture” diye tanımladığı resimlerinde toprak, yumurta beyazı, yağ, bal ve kendi idrarını kullanmasını ve daha çok insan ve bedeninin patolojik hallerini çizmesini de (onu anormalleştirerek) kullanmasını onun özgünlüğü kadar yine insan bedeniyle açıklayabiliriz. Jacques Vallet onun yaptığının resim değil resimle yazı, resimle şiir arasında bir sanat olduğunu söyleyerek ressam ve çizdikleri üstünden yürütülmesi mümkün tartışmaları ilginçleştirmekle kalmıyor fazlasıyla bir daha aşırılaştırırken insan bedeninin sanata ve bilime dönük bir imkân olabileceğinin de altını kalınca çizmiş oluyor. (Yüksel Arslan/İnsan, Jacques Vallet, Türkçesi: Esra Özdoğan, Sel,2017) 

Ama burada asıl dert edilmesi gereken çizme ve araçları değil insanın en çok bedensel olarak karşılık bulan, en çok orada ortaya çıkan aşırılığıdır. Kaldı ki Yüksel Arslan’ın Marks’ın Kapital’ini çizmesini de aynı aşırılık içinde değerlendirmek mümkünse de ressamın daha çok insan ve bedeninin (beyni, sinir sistemi, cinsel hayatı başta olmak üzere) aşırılığı ile ilgilendiğini bu noktada Sade’dan, Georges Bataille’ya kadar -Georges Bataille’yi bir penis olarak çizdiğini de hatırlatırım- (Arslan,Defterler, 1965-1994, Dost, Galeri Nev, 1996) aşırılık birikiminden fazlasıyla etkilendiğini ve çizerek bu ortada bırakılmış bilgiyi/birikimi bir daha tartışma konusu ettiğini söyleyebiliriz. Buysa bize Yüksel Arslan’ın çizimlerini resmin dışında da tartışma gibi bir imkân da verebilir. Kaldı ki Jacques Vallet’in sözünü ettiği resim-yazı-şiir ilişkisinin de benzer bir tartışmayı ihtiyaç kabul edeceği en azından kışkırtacağı da bellidir.

İNSAN BEDENİNİN AŞIRILIĞI

Başta da belirttiğimiz gibi resimdeki bu aşırılaştırma doğrudan insan bedeni ile ilgilidir ve ona yöneliktir. Burada Yüksel Arslan’ın insan patolojisi dediği de insanı ve daha çok bedeni o aşırılaştırma içinde ele alma ile ilgilidir. Aslında onun çizimlerindeki patolojiyi doğrudan bedenin erotizmi geçmiş insan anatomisi ve fizyolojisini de içine alan pornografik halleri olarak anlayabiliriz. Hatta biraz daha ileri gidip onun baştan beri peşinden koştuğu ve çizerek tartışmayı çalıştığı insanın baştan pornografik bedenidir diyebiliriz.

Ressamın elde etmek istediği renkler için idrarını yani atığını kullanmasının aynı aşırılıkla ilişkisi bir yana doğrudan Crispin Sartwell’in sözünü ettiği bayağılığın insan bedenini hatırlatması ile ilgili olduğu da iddia edilebilir. (Edepsizlik, anarşi ve gerçeklik, Çeviri: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı,1999) Bu durum aynı zamanda bizi Georges Battaille’ın sözünü ettiğin insanın kendinin de bir atık olduğu tartışmasına kadar götürebilir. (Erotizm, Çeviri: Mehmet Mukadder Yakupoğlu, Fikir kitapları Serisi,1993)

Bu noktada asıl ifade edilmesi gereken resim ya da ne olarak tanımlanırsa tanımlansın Yüksel Arslan’ın çizdiğiyle asıl yapmak istediği söz konusu bayağılığın temellendirdiği sanat ve bilim temelli bir insanlık tartışması yürütmesidir. Ortaya koyduğu sanatsal verimler karşısında kendini bilim adamı olarak tanımlaması ise başta sözünü ettiğimiz aşırılığın başka bir sonucudur. Kaldı ki bir ucuyla tıbbın alanında kalan insan bedeninin ordan alınıp resmin ve yazının alanına getirilip çizerek ve yazarak tartışma konusu edilmesinin en başta söz konusu bilim dalında bir tartışmaya yol açması mümkündür. Şiiri aklın büyük serüveni ve bilgiye açılan kapı olarak kabul eden Yüksel Arslan’ın yazıp çizdiklerini temellendiren ve belirleyen aşırılığın hem sanatın hem de bilimin uzun bir süre tartışacağı konuların arasına çoktan girdiği şimdiden söylenebilir.