20. yüzyılın öteki sonu: Tzvetan Todorov

İyi ve kötünün çatışmasını temel alan manişeist düşünceye karşı savaşmış ve kötülüğü mutsuzluğa ve ilkeleri merhamet duygusuna dönüştüren ahlakçı ve hümanitaryen duruşların zayıflığı üzerine yazmıştır: "Birine ahlak vaazı vermek asla ahlaki bir eylem olmamıştır.”
Tzvetan Todorov

Murat Erşen

20. yüzyıl sona ererken bu yüzyılla teorik, edebi ve sanatsal anlamda irtibatlanmamızı sağlayan pek çok önemli ismin ölümü de bu sonun sonlanmasını pekiştiriyor. Son dönemde vefat eden Fidel Castro, John Berger, Umberto Eco, Zygmunt Baumann, David Bowie, Leonard Cohen’den sonra bugün de göstergebilimci, fikirler tarihçisi ve filozof Tzvetan Todorov hayatını kaybetti. Hem bu dünyada bulunuşları esnasında verdikleri ilhamlar hem de artık yokluklarıyla düşüncelerinin ebedi bir zamandaki hareket kabiliyeti yaşamlarımıza tesir etmeye devam edecek.

Todorov, 1939’da Sofya’da (Bulgaristan) doğdu. Yüksek öğrenimini Sofya Üniversitesi’nde Slav dilleri üzerine yaptıktan sonra 1963’de komünizmden kaçmak ve eğitimine devam etmek üzere Fransa’ya geldi ve o tarihten itibaren, Roland Barthes ile birlikte yapısalcılığın en önemli temsilcilerinden biri haline geldiği ve Gérard Genette’le Poétique dergisini kurduğu Paris’te yaşadı. Todorov, Genette ile birlikte, edebi metinlerde işleyen anlatı yapılarını ve tekniklerini inceleyen bir bilim olan anlatıbilimin temel kavramlarını belirledi. Bu konuda yazdığı ilk eser Türkçe’de de 1995’de YKY’den yayınlanan ve çağdaş poetikanın yayılmasına büyük katkı sunan “Yazın Kuramı – Rus Biçimcilerinin Metinleri’”dir [“Théorie de la littérature textes des formalistes russes” (Le Seuil, 1966)]. Bunun ardından aynı minvalde diğer eserleri geldi. Önce Todorov’u retoriğin rönesansının öncülerinden biri haline getiren “Littérature et signification” (1967), sonra onu belli bir üne kavuşturan “Introduction à la littérature fantastique” (1970) [“Fantastik: Bir Edebî Türe Yapısalcı Bir Yaklaşım” (Metis, 2004, çev. Nedret Öztokat)] ve nihayet kazandığı bu saygınlığı pekiştiren “Ansiklopedik Dil Bilimleri Sözlüğü” [Dictionnaire encyclopédique des sciences du langage, 1972].

 

1978 yılında bir konferans turnesi vesilesiyle gittiği Meksika’da Amerika’nın İspanyollar tarafından “fethiyle” ilgilenmeye başladı ve Öteki’nin anlaşılması sorunu için büyük tutku duydu. Kültürel çeşitlilik ve insan algıları ile bu çeşitlilik ve farklılığın uluslararası ilişkilerdeki neticeleri üzerine sorgulamalar yaptı. Bu düşünce çabası onu tekrar Montaigne, Montesquieu, Constant, Tocqueville okumalarına götürdü ve kendini sözcüğün en geleneksel anlamında bir hümanist olarak konumladı.

Emilio Balturi’nin sözleriyle Todorov “Felsefede ahlaki bir tarih görüşünün peşine düşmüş ve örneğin 20. yüzyılın büyük tradejileri üzerine sorgulamalar yapmıştır. (“Face à l’extrême” (1991)). Politikada ise aynı şekilde, bir okul reformunun zorunluluğuna inanmış bir partizan olarak öğretim meselelerini ele almıştır.”

Todorov’un gençliği totaliter bir rejimin gölgesi altında geçmiştir. Komünist Bulgaristan’dan ayrıldığında 24 yaşındadır. Bunun etkisiyle “Mémoire du bien, tentation du mal” adlı eserinde totaliter dehşete kafa yormuştur. Bu çalışmasında siyasi muhaliflerin katledilmesiyle bir soykırım arasında fark görmediğini beyan etse de bundan yola çıkarak, muhafazakâr bir ultraliberalizmin bazı taraftarlarının yaptığı gibi mevcut rejim seçimi üzerine siyasi analizlere girişmemiştir. Todorov NATO’nun Kosova’ya müdahalesine karşı seferber olmuş, daha sonra da Irak’ın Amerikan ordusu ve müttefikleri tarafından işgal edilmesine şiddetle karşı çıkmıştır.

1968’de girdiği Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS)’de uzun süre araştırmacı olarak çalıştıktan sonra 1983’de bu merkezin sanatlar ve dil biriminin yöneticiliğine getirilmiştir.

Todorov’un düşünceleri 1980’li yıllardan itibaren esas itibarıyla başkalık -“biz” ve “ötekiler” meselesi- hatırlama ve hatırlama ödevi konularına yöneldi. Hatırlama ödevi mefhumu onun için korkunç bir muğlaklık taşıyordu: “İnsanlığa karşı işlenen suçları istisna kategorisiyle belirtmek bizi onları diğer insan davranışlarından ayırmaya kışkırtıyor ve bu da onları daha da anlaşılmaz kılıyor.” (Mémoire du mal, tentation du bien). İyi ve kötünün çatışmasını temel alan manişeist düşünceye karşı savaşmış ve kötülüğü mutsuzluğa ve ilkeleri merhamet duygusuna dönüştüren ahlakçı ve hümanitaryen duruşların zayıflığı üzerine yazmıştır: “Birine ahlak vaazı vermek asla ahlaki bir eylem olmamıştır.”

Todorov’un tutkuyla ilgilendiği bir diğer alan Flaman resmidir, bu konuda çok yazmıştır. 1993’de, 17. asır Hollanda resmi üzerine kaleme aldığı deneme Eloge du quotidien (gündelik hayata övgü) gündelik hayatın resme girişini ya da en sıradan hareketlerde güzelliğin keşfini anlatır.

2007’de yayınladığı “Tehlikedeki Edebiyat’”ta [“La littérature en péril” (Flammarion, 2007)] yüzyıllardır süregelen edebiyat öğretiminin bir panoramasını çizer. Pek çok polemiğe sebep olan bu denemede hem -“eserlerin neden söz ettiğini değil eleştirmenlerin ne dediğini öğreten”- okula hem de içinde yaşadığımız dünyadan koparılmış sığ edebiyat anlayışına saldırır. Kitap hayli tartışmaya konu olmuştur zira Todorov bu kitabında çok biçimsel olarak yargıladığı fakat teşekkül etmesine ve yayılmasına bizzat büyük katkılarda bulunduğu bir yazınsal analiz anlayışına itiraz etmiştir.

Todorov, Fransa’da ‘École pratique des hautes études ve ABD’de başta Yale olmak üzere çeşitli üniversitelerde edebiyat kuramları üzerine dersler vermiş ve dünya literatürüne yazın, tarih, siyaset, ahlak üzerine yirmi beşten fazla dile çevrilen pek çok önemli eser kazandırmıştır. Bunlardan bazıları: Littérature et signification, Les genres du discours, Frêle bonheur, Nous et les autres, Face à l’extrême, Le jardin imparfait. La pensée humaniste en France, Benjamin Constant. La passion démocratique, Mémoire du mal, tentation du bien. Enquête sur le siècle, « Éloge de l’individu, Devoirs et délices : une vie de passeur (Catherine Portevin’le mülakatlar), (Foccroulle ve R. Legros ile birlikte yazdığı) La naissance de l’individualisme dans l’art vs.

“Ben Bulgaristan’da yaşarken, eğitim Marksist ideoloji ile yoğrulmuştu. Bundan kaçabilmenin tek yolu retorik eğitimiydi… Fransa’ya geldiğimde yavaş yavaş görüşlerin yalana başvurmadan, sinizme düşmeden savunulabileceğini keşfettim. Aynı zamanda artık eserlerin sadece biçimsel taraflarına kapanmak zorunda değildim. Düşünceyi yazarlardan koparmakta keyfi bir şey vardı. Edebiyatla tüm karmaşıklığı içinde yüz yüze gelebilirdim. Edebiyat hiçbir zaman saf değildir: O sadece bir dil oyunu değildir, yazarı bütün varoluşuyla irtibatlandırır. Bu bir zenginliktir. Hâlâ geçmiş zamanların yazarlarını okuyorsak şayet, bunun sebebi onların kendi insanlık durumumuza dair bize yeni şeyler öğretiyor olmasıdır. (Tzvetan Todorov’un 2 Nisan L’Express’e verdiği mülakattan bir parça)

TÜRKÇE’DE YAYINLANAN KİTAPLARI:

– Ya Sanat Ya Hayat (Sel, 2016, çev. Azizi Ufuk Kılıç)
– Edebiyat Kavramı (Sel, 2015 (2.bas), çev. Necmettin Kamil Sevil)
– Demokrasinin Samimi Düşmanları (Everest, 2015, çev. Işın Gürbüz)
– Eleştirinin Eleşitirisi (İş Bankası, 2017 (2. bas.) çev. Mehmet Rifat)
– Ortak Hayat (Dost, 2008, çev. Mehmet Emin Özcan)
– Sanatta Bireyin Doğuşu (YKY, 2014 (3. bas), çev. Esra Özdoğan)
– Yeni Dünya Düzensizliği (Babıali Kültür, 2005, çev. Ömer Faruk Turan)
– Poetikaya Giriş (Metis, 2014 (3. bas.), Kaya Şahin)