Kapak fotoğrafının ustası İsa Çelik

İsa Çelik 60 yıllık sanat tarihinde 100'ün üzerinde sergi açtı. Analog makinadan otomatiğe geçen Çelik "En iyi fotoğraf makinesini alıp iyi fotoğrafçı olamazsınız" dedi.

Kültigin Kağan Akbulut  kultigin.akbulut@gmail.com

Fotoğraf: İsa Çelik. Bir zamanlar kitap kapaklarının arkasındaki yazar fotoğraflarının altında onun ismi olurdu bu şekilde. 1944 doğumlu İsa Çelik sayısını bilmediği sergilerinin sonuncusunu aramızdan ayrılan bilim, kültür ve sanat insanlarına ayırdı. Oğuz Atay’ın ikonik fotoğrafından Aşık Veysel’e, Cahit Arf’ten Rıfat Ilgaz’a kadar birçok portre fotoğrafı Art Loft Fototrek’teki Olympus Galeri’deki “Evvel Gidenlere Selam Ediyor!” sergisinde. Sergi 7 Şubat tarihine kadar görülebilir. Çelik 60 yıllık sanat hayatıyla ilgili merak edilen sorulara şöyle yanıt verdi:

Fotoğrafla tanışmanız nasıl ve ne zaman oldu?

g1

Fotoğraf: İsa Çelik

Çok çocuktum, evin duvarlarına resim yapardım. Anam kızardı duvarları kirletiyorsun diye. Duvarın beyaz boyasını kille boyarlardı, ona acı biber karıştırdılar, elleyemez oldum. Masanın altını keşfettim, oraya resimler yapmaya başladım. Onu da fark ettiler. Derken baktım olacak gibi değil, dizime resimler yaptım. Ona da kızdılar. Sonunda gözümle gökyüzüne bakıp orada kendi kendime resimler çizmeye başladım. O çok hoşuma gitti çünkü sonsuz bir olanak sundu bana. Günlerden bir gün babam koşarak geldi, hazırlanın resimci geliyor, dedi. Dedim, acaba benden daha güzel resim yapıyor diye mi heyecanlandılar. Resimci geliyor deyince annem beni ve kardeşimi hazırladı, yeni elbiseler giydik, saçımızı taradık. Güzel görünsün diye bağa gittik. Adam geldi, üçayak kurdu, üzerine sandık gibi bir şey koydu. Dedim, ne biçim bir resim bu? İlk duyduğum fotoğraf makinesi sesi buydu.

İlk olarak nelerin fotoğraflarını çektiniz?

Ziraat Bankası beni okutmak için Ankara’ya göndermişti. Basit bir makine alıp arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye başladım ama fotoğrafı öğrenebileceğimiz hiçbir yer yoktu. Ankara’da Foto Ege diye bir yer vardı. Okuldan arkadaşım orada çalışırdı yazın. Ben de oraya gidip gelmeye başladım. Ankara’da Güvenpark’ta heykeller vardır. Karlı kış günlerinde o simsiyah heykeller bembeyaz kar içinde nazlanmadan dururlar. Siyah ve beyazda ayrıntı çıkarıp kompozisyon yapabilmek derdimdi. Sanatsal demeyeyim ama sanat endişesi güderek çektiğim ilk fotoğraflar bunlardı. Tabi sanatlı fotoğraf nasıl olur onu da bilmezdik. Bu arada yine Ankara’da Öğretici Filmler Merkezi diye bir yer keşfettim. Amerika’dan gelen belgesel filmlerin dağıtım merkezi. Koyun nasıl kırpılır, fasulye nasıl toplanır gibi filmler… Vitrine de her hafta 30×40 boyutunda bir fotoğraf koyarlardı. Hiç gazetede görmediğimiz türden fotoğraflar… Yıllar sonra oranın yöneticisinin fotoğrafçı Şinasi Barutçu olduğunu öğrendim.

Kaçıncı sanat yılınızdasınız? Şu ana kadar kaç sergi açtınız?

İki sene sonra 60’ıncı yıl olacak. Şu ana kadar yüzden fazla sergim oldu, sayısını tam bilmiyorum.

Eskiden kitapların arka kapaklarındaki çoğu fotoğraf size ait olurdu. Yazarların fotoğraflarını çekmeye nasıl başladınız?

g2

Fotoğraf: İsa Çelik

İlk bilim, kültür, sanat insanı fotoğrafı çekmeye Aşık Veysel’in fotoğrafıyla başladım. Ziraat Bankası’nda grafiker olarak çalışırken her kampanya döneminde müdürümüzün karşısına taslaklarla çıkıyorduk. Köy afişleri yapacağız, dedi müdür. Aşık Veysel’in rüzgarı bu kadar değildi ama gene de Aşık Veysel’di. Veysel’in şiirlerini güzel köy fotoğraflarının üstüne basalım, dedim. Sivas şubesine telefon edildi, Aşık Veysel geldi. Seçilmiş dört fotoğrafın her birinden yüz bin adet basıp köylere gidecek 400 bin afiş basıldı. Yetmedi 400 bin daha basıldı. Aşık Veysel’in de tek kare fotoğrafını çekebildim. Dia pozitif yeni gelmişti ve İstanbul’dan sadece bir tane getirtebilmiştik.

O zamanlar bizim Ziraat Bankası radyo servisinde Şahap Sıtkı İlter vardı. Birçok yazarın arkadaşıydı. O zamana kadar insan fotoğrafı çekmiyordum. Bir gün fotoğraflarımı size gösterebilir miyim, diye sordum. Akşama Şahap Ağabey ve eşiyle oturduk. Baktı, çok güzel ama insan nerede, diye sordu. Ben de evet hakikaten insan nerede, dedim. Derede yansıma, karda ağaçlar çekiyordum. O günden sonra insan fotoğrafı çekmeye başladım. Okulu bitirince askerlik zamanı geldi. Ben fotoğraf biliyorum, Harita Genel Müdürlüğü Fotoğraf Laboratuarına beni gönderirseniz, diye dilekçe gönderdim. İlk önce olmadı ama sonra tayinim oraya çıktı. Herkesin bir odası var ve siyah beyaz hava fotoğrafları basıyoruz.

Bu arada bir fotoğraf makinesi edindim. Kötü bir şey ama her gün servis gelip alıncaya kadar fotoğraf çeker oldum. Sürekli insan fotoğrafı çekmeye başladım. Bizim komutanımız olan Binbaşı açık fikirli, Fransa’da fotoğraf tahsili olan biriydi. Ben de bir süre sonra kendimi kanıtladım ve komutanım orada istediğim kadar kendi fotoğraflarımın baskısını yapmama izin verdi. İlk sergim olan “İnsan”ı da o zaman bastığım fotoğraflarla açtım.

Fotoğraf: İsa Çelik

Olympus Galeri’deki serginizde bilim, kültür ve sanat dünyasından aramızdan ayrılan insanların portrelerine yer veriyorsunuz. Neydi bütün bu insanları birleştiren şey sizin için?

Ziraat Bankası benim müfettiş olmamı istiyordu. Hatta hukuk işleri müdiresi bankaya geri dönmeyeceğimi öğrendiği zaman evladım aklını başına topla demişti. Yüzlerce afiş, pankart yapmışım, her gün yarım sayfa gazete ilanı hazırlamışım. Yok efendim istemiyorum, fotoğrafçı olacağım, dedim. İstanbul’a geldiğimde bir matbaanın hem fotoğraf stüdyosunu hem de grafik bölümünü yönettim. Daha sonra da matbaanın yöneticisi yaptılar. O sırada birkaç kitap kapağı yapmıştım, tabi böylece yazar ve sanatçı çevrem oluşmaya başladı. Böylece portre fotoğrafları çektim kitaplar için. İstanbul’da ilk yaptığım kitap kapağı Nevzat Üstün’e aitti.

Bu fotoğraflardaki ortak nokta da şu, ben vefaya çok önem veririm. Hepimizin gelişimine bizden evvel yola çıkan insanların katkısı vardır. Bizim bilim kültür ve sanat alanındaki insanlara bir şeyler borçlu olduğumuzu düşündüğüm için onları çekmeye başladım. Kendimce bir şey yapmak istedim.

Hala fotoğraf çekiyor musunuz? Bu aralar neler çekiyorsunuz?

Ben çok dolaşırım. En son Sinop’a gittim, Sabahattin Ali’nin hapishanesini gezdim. Boyabat’ta bazalt kayalıkları vardır, onları çalıştım. Bazı eski köprüler vardı, oradan insan fotoğrafları çektim.

Uzun yıllar analog fotoğraf çalıştıktan sonra dijital makinelere de uyum sağladınız. Ne düşünüyorsunuz bu dönüşüm hakkında?

Eskiden beri kullandığım bir lafım vardır. Sten tabancaya pırasayla karşı çıkamazsın. Makineyle çekilmiyor fotoğraf kafayla ve yürekle çekiliyor. Fotoğraf hiç kuşku yok ki tek karedir. Seri olarak çektiğinizde bile birini alırsınız. Dijital fotoğrafa olumsuz bakmıyorum, tabi bazı eksileri var. Ama düşünün ki Boyabat’a gittiğim zaman, Cilo Dağlarına gittiğim zaman buraya geldiğimde görürüm analog çalışırsam. Şimdi öyle değil, anında görebiliyorsun ve doğrusunu çekiyorsun. Melih Cevdet Anday’a sormuşlar, biz hepimiz şiir yazıyoruz ama bize şair denmiyor, size deniyor diye. O da, şair diye şiir yazana değil, şiiri dert edinene denir, diye cevap vermiş. En iyi fotoğraf makinesini alıp iyi fotoğrafçı olamazsınız.