Sercan Özinan: Sosyo-politik kaygılar tiyatro yapmamızı zorlaştırıyor

‘’Alternatif Tiyatrocular Oyunlarını Anlatıyor!’’ konseptli röportaj dizimize bu hafta Sercan Özinan konuk oldu … Özinan ''tiyatro’nun sinemadan kalan son kozu oyuncu ve ‘canlılık’ meselesi'' dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 2013 yılında Sercan Özinan ve Ece Çelikçapa’nın öncülüğünde kurulan ‘’Atlas Tiyatro Araştırmaları’’ tiyatro ekibinin son oyunu ‘’Morgue Sokağı Cinayeti’’ hakkında oyunun yönetmeni Sercan Özinan ile konuştuk. Tiyatro ve hayat üzerini düşüncelerini paylaşan Özinan, konu tiyatronun ekonomik yönüne gelince ‘’Kendi mekânımız olmadığından ayrıca bir mekan bulmak ve kirasını ödemek zorundayız. Kendi cebinizden arttırdığınız paraları aslında hayallerinize yatırıyorsunuz.’’ diyerek alternatif tiyatro yapmanın zorluklarından dem vuruyor.

“Atlas Tiyatro Araştırmaları” hangi amaçla kuruldu? Kimlerden oluşur?

soneric

.

Tiyatro dışındaki sanat eserlerinin ve/veya olayların sahne diline dönüştürülmesi üzerine ‘süreç odaklı’ araştırmalar ve denemeler yapmak üzere yola çıktık. Bu konuda; performans, doğaçlama ve fiziksel oyunculuk tekniklerini oyuncunun kendi yaratımları ile uygulayıp sahne üzerine taşımak üzere çalışmalar yapıyoruz. Ekipte kemik kadro diyebileceğimiz dört kişi var. Ancak proje bazlı ilerlediğimizden bu sayı artabiliyor.

Ödeneksiz tiyatro yapmanın zorlukları nelerdir?

Bunu birçok yönden açıklamakta fayda var. Örneğin gerçekleştirmek istediğiniz veya hayal ettiğiniz bir oyunu sergilemeden önce (her ne kadar basit çözümler üretmeye çalışsak da) prodüksiyonu düşünmeden edemiyorsunuz. Bu prodüksiyonun içerisinde sadece oyunun fiziki ihtiyaçları yer almıyor. Kendi mekanımız olmadığından ayrıca bir mekan bulmak ve kirasını ödemek zorundayız. Kendi cebinizden arttırdığınız paraları aslında hayallerinize yatırıyorsunuz. Bu sadece bizim grubumuzda gerçekleşen bir durum değil. Elbette çoğumuz böyle.

Alternatif tiyatro yapan bir yönetmen olarak gelecekle ilgili kaygılarınız nelerdir?

Teatral kaygılardan çok sosyo-politik kaygılar (ki doğrudan tiyatroyu da etkilediğini düşünürsek) tiyatro yapmamızı zorlaştırıyor. Gündemi takip etmekte bile zorlandığımız oluyor. Bunlar çalışmalara bazen fiziki olarak da engel teşkil edebiliyor. Durum böyle olunca odaklanmakta güçlük çekiyorsunuz. Hem oyuncu hem de yönetmen olarak. Bu koşullar içerisinde var olmak bir çabayı da beraberinde getiriyor. Hepimiz kayayı delmeye çalışan fidanlar gibi olduk; toprakta yeşermek varken. İstanbul’da sergilenen oyun sayısı her geçen gün artarken, seyirci sayısı da artış göstermekte… Seyircinin ilgisinin alternatif tiyatroya doğru kaymasının nesnel sebepleri nelerdir?

2008’den sonra ‘Alternatif Sahne’, ‘Alternatif Tiyatro’ gibi kavramlar Türkiye’de tiyatro yapan birçok sanatçı tarafından çokça söz edilmeye başlandı. Bu kavramlar üzerine belgeseller, tezler, platformlar oluşturuldu. Geç kalınmış bir ‘Off-Broadway’ mantığı da olsa ana akım konvansiyonel tiyatroların sergilediği oyunların ötesinde özgür hissedebileceğiniz alanlar yaratıldı. Tiyatrolar kendi metinlerini yazmaya başladılar, yerli-yabancı öyküleri uyarladılar. Ana akım tiyatrolarda göremeyeceğiniz tarzda deneysel işler gerçekleştirdiler. Sanırım seyirci bu çabayı ve değişimi görmezden gelmemeye başladı.

soneric2

.

‘Morgue Sokağı Cinayeti’ neyi anlatıyor? Neden bu metni tercih ettiniz?

Morgue Sokağı Cinayeti; Auguste Dupin adında bir çözümleyicinin Morgue Sokağında işlenen sıradışı bir cinayeti çözümleme sürecini konu ediniyor. Öykünün tarihsel olarak öncü bir pozisyonu var. Arthur Conan Doyle ve Agatha Christie gibi polisiye yazarlarına ilham kaynağı olan bir metin. Bizim için bu oyun, 2014 yılının yazında Ece ile beraber sohbet ederken ortaya çıkan bir fikirdi. Yani çıkış noktası aslında sadece Poe’ya olan bir sevgiden ibaret diyebiliriz. Ardından metni oluşturma sürecine girdik ve 2014 eylül’ünde provalarını almaya başladık. Zamansal olarak problemler yaşanınca metni rafa kaldırdık. Ardından geçtiğimiz yaz tekrar metni revize ederek yeni bir ekiple çalışmaya başladık ve kasım ayında prömiyerini gerçekleştirdik.

Oyunda ‘Dupin’ isimli karakter “Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir. Ben bilginin hep yüzeyde olduğuna inanıyorum. Biz bilgiyi vadilerin derinliklerinde ararız, o ise dağların tepesindedir” diyerek gerçeğin yerini tarif ediyor. Gerçek, her zaman yüzeyde midir?

Poe’ya göre evet. Dupin’in çözümleme süreci biraz da David Hume’un bilimsel düşünce ile ilgili söyledikleri ile özdeşlik taşıyor. Hume, gerçekliği kavrama şekli yalnızca rasyonel zeka ile değil algı kaynaklı olan bir düşünce şekli ile de kavranılabileceğini söylüyor. Yalnızca rasyonel zeka ile hareket ettiğimizde insanın algı yetisini göz ardı etmiş oluyoruz. Dolayısıyla Dupin rasyonel zekaya ek olarak algısal bir düzeyde elde ettiği verileri gerçeğe ulaşmak için çözümleme esnasında kullanıyor. Ona ve dolayısıyla Poe’ya göre gerçek bilgiye ulaşmanın ilk öğesi akıl değil algıdır. Bu bakış açısıyla yazılmış bir metnin gerçek bilgiye ulaşma meselesini felsefi anlamda tartışması bence onu ayrıca değerli bir noktaya taşıyor.

Oyunun asıl meselesi ‘akıl ve şiddet çarpışması’ gibi geldi bana. Siz bu konuda ne düşünürsünüz?

Ortada gerçekleşen bir cinayet var. Ve bunun işlenme şekli ve cinayet mahallindeki bir takım veriler insanın böylesine bir şiddeti gerçekleştiremeyeceği üzerine yoğunlaşıyor. Şiddet; insanoğlunun ahlaki ve toplumsal normlar sayesinde bilinçaltına iteklediği bir dürtü aslında. Dürtüler belki buna izin verecekken, akıl bunu yapmamamız gerektiğini bize söyler. İşte hayvandan farkımız bu noktada devreye giriyor. Oyun, katilin yaptığı eylemleri sırasıyla tanıklar aracılığı ile bize sunuyor. Herkes bir insanın bunu yapabileceğinde hem fikirken, şiddetin başka türlü yerden karşımıza çıkması bizi şaşırtıyor. ‘Morgue Sokağı Cinayeti’ gerilim ve gizem unsurlarını barındıran bir metin. Metni kafamda canlandırırken Hitchcock filmlerinin kareleri geldi aklıma. Bol bol yakın plan ve oyuncu mimikleri…

Tiyatro genel plan sanatıdır! Bu metni tiyatroya uyarlarken gerilim meselesine nasıl hazırlandınız?

Tiyatronun sinemadan kalan son kozu oyuncu ve ‘canlılık’ meselesi… Günümüz tiyatrosunda yaratmak istenilen atmosfer artık oyuncunun sırtına binmiş durumda. Seyircilerin olay anına tanıklık durumu ancak oyuncunun bu atmosferi yaratabilme yetisine bağlı. Elbette efektler kullanılmakta ancak tek başına asla yeterli değil. Metnin iyi analiz edilmesi ve oyuncunun buna iyi çalışması gerekli. Bu metin yapısı gereği oyuncunun kendisi ve rol kişisi arasında mesafe oluşturabileceği bir dramatik yapı barındırmıyor. Yani siz oyuncu olarak metinle beraber merak etmeli, gerilmeli ve çözüme ulaşmalısınız. Provalar esnasında bizde bu bakış açısını korumaya ve uygulamaya çalıştık. Umarız başarılı olmuşuzdur.

Nerede, hangi günlerde oynuyorsunuz?

Cuma günleri Talimhane Tiyatrosunda seyirciyle buluşuyoruz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.