Apaçi Ayhan: Rak müziğe ömrünü vermiş adam

Uzaktaydı, ve hepimiz o olduğunu düşündük. Daha önce de benzeri konserlerde rastlaşmışlığımız vardı. Hastalığından haberimiz yoktu ve birbirimize bakıp gülümsedik. Sanki sembolik Boğa Heykeli artık oraya dikilmiş gibi rak tartışması devam edebilirdi.

Galip Doğduaslan

Umut Sarıkaya’nın bir karikatürü var: İki genç, Uşak il sınırında müzik üzerine tartışmaktadır. Oradan geçmekte olan, orta yaşlı bir abi konuya dahil olur ve gençleri tartışmak üzere Kadıköy’e davet eder. Gençler, bu çağrıya anlam veremez ve burun kıvırırlar. Bunun üzerine abimiz, Uşak il sınırına sembolik bir boğa heykeli bırakır ve o gençler nazarında olmasa bile, kendi açısından anlamlı bir tartışma fonu yaratır. Artık tartışma devam edebilir…

Metaforu kapatalım, doksanlı yılların ortalarında (tevellüdüm böyle yetiyor) sadece İstanbul’un uzak semtlerinde oturanların değil, farklı şehirlerde yaşayıp müzik, bilhassa da ağır sözlü batı müziğine ilgi duyanlar için Boğa Heykeli yani Kadıköy, tam koordinat verirsek Akmar Pasajı böyle bir kültürel çekim merkeziydi. O günlerde pasajın alt katında, plaklar, kasetler, t-shirtler ve her çeşit “takıntı” ile sadece müzik vardı. Hatta pasaj, fiziksel mekanını aşmış, pasajın dışarısına atılan kaset dolu korsan tezgahlar etrafında müzik ve muhabbet sürerdi.

apaciayhan33

Kadıköy’deki Akmar Pasajı müdavimlerinin Apaçi Ayhan olarak tanıdığı Ayhan Çetiner, önceki gün hayatını kaybetti.

Gene de en geniş müzikal külliyat, pasajın içindeydi. Zihni, Hammer, grubuyla müsemma Pentagram ve elbette ki Atlantis. Pasaja yolu düşen birinin aklına kazınan, pasajın varlığıyla siması iç içe geçmiş ilk akla gelen kişilerden biri Atlantis’in Apaçi Ayhan’ıydı. Hem öğrenci harçlığınız genelde orijinal albüm almaya yetmediğinden kaset çektirmek için, hem de Türkiye’de albümü basılmayan yeni gruplara merakınızdan ilk fırsatta soluğu Atlantis’te alırdınız. Apaçi Ayhan abi, John Lennon edasıyla sizi dükkanın içinde karşılardı. Ayaküstü sohbet eder, gülümser; siz ise müzikal olarak yeni ufuklar açan birinin varlığından duyduğunuz mutluluk ve size ‘çekmeye’ söz verdiği albümün merakı ve heyecanıyla evinizin yolunu tutardınız.

‘SATANİST ARIYORSANIZ BANKALARA GİDİN’

O yıllarda, Apaçi Ayhan’ın Akmar’da öyle bir ağırlığı vardı ki, ben de dahil hemen hiç kimse onun fabrika işçiliğinden gelme bir müzik emekçisi olduğunu bilmezdik. Onu, Atlantis’in sahibi zannediyorduk. Devlet ve polis de öyle zannetmiş olacak ki, 2000 başlarındaki satanist avında ilk suçlayıp gözaltına aldıkları kişilerden biri oydu. Biz o dönem tüm olup biteni hayretler içinde izlerken, medyada köşe yazarlığı yapanların Apaçi Ayhan’ı hiç tanımadığı, müzikal cehaletlerinden belliydi. Öyle ki, ikibinli yılların önde gelen (ve son zamanlarda iktidar destekçiliğinden çark etmiş gibi görünen) muhafazakar liberal aydınlarından biri, o dönem kaleme aldığı bir yazıda ‘satanist bir rap grubu’ olduğunu iddia ettiği Radiohead’in gençliği zehirlediğini söyleyebiliyordu. Gözaltına alındıktan üç dört gün sonra serbest bırakılan Apaçi Ayhan ise, o günleri hatırlarken kasedi geri saracak “Bence Türkiye’de satanist arıyorsanız, bankalara gidin. Kimin yüksek hesabı varsa o satanisttir” diyecekti.

Son yıllarda, öğrencilikten beyaz yakalı işçiliğe geçişle birlikte, Akmar pasajına yolum daha az düşer oldu. Zaten pasaj da uzun süredir müziği çekilmiş, dershane kitaplarıyla dolup taşmış bir yere dönüşmüş vaziyette. Apaçi Ayhan abiye de uzun süredir rastlamıyordum. İki hafta kadar önce 19 Kasım akşamı, Taksim’de benim gibi orta yaşlıların ilk gençliğine damga vurmuş Sepultura’nın Cavalera kardeşlerinin konseri için dışarıda bekliyorduk. Etrafımız uzun süredir hiç denk gelmediğimiz doksanlı yılların amatör konserlerinden hatırladığım bir metal cemaati ile çevrili; hem nostalji yaşıyor, hem de uzun süredir ilk kez kendimi ülke gündeminden sıyrılmış ve huzurlu hissediyorum. Derken, yanımızda iki arkadaş Metallica’nın son albümünü tartışmaya başladı. Aklımıza Umut Sarıkaya’nın karikatürü geldi, ona gönderme yaparken başka bir arkadaş “Aaa şu geçen Apaçi Ayhan değil mi” dedi.

apaciayhan2

Apaçi Ayhan, 1994’te, Akmar Pasajı’ndaki Atlantis Müzik dükkanında çalışmaya başladı.

Uzaktaydı, ve hepimiz o olduğunu düşündük. Daha önce de benzeri konserlerde rastlaşmışlığımız vardı. Hastalığından haberimiz yoktu ve birbirimize bakıp gülümsedik. Sanki sembolik Boğa Heykeli artık oraya dikilmiş gibi rak tartışması devam edebilirdi.

Ve dün onun hayatını kaybettiği haberini aldığımda sanki gençliğimin bir parçasının da onunla birlikte yitip gittiği hissine kapılmadan edemedim. Abbas Bozkurt’un, geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Mithat Alam için dile getirdiği temenniye nazireyle, sevdiğin müzik notalarının sonsuzluğu içinde uyu Ayhan abi…

Not: Bu yazı, Apaçi Ayhan abinin bana çektiği ilk kaset olan Leonard Cohen – Songs of Love and Hate eşliğinde yazılmıştır.