Yeni Emek Sineması'nda 'diktatör'lü açılış

Yerine AVM dikilmesi için yıkılıp beşinci kata taşınan 'yeni' Emek Sineması, 'başkanlı' bir konsere sahne oldu. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin açılış konserinin finalinde, adı tartışmalarla gündeme gelen genel müdür Selman Ada'nın bestelediği, 'Başkan'a yönelik eleştirilerle dolu bir eserden bir bölüm sahnelendi.

Beril Köseoğlu  bkoseoglu@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 2016-2017 sezon açılışının ilk konseri, 1 Ekim Cumartesi gecesi Beyoğlu’ndaki Emek Sineması’nın ‘yeni’ salonunda yapıldı. Programda en dikkat çeken ayrıntı, final için tercih edilen aryanın ‘kendi eserlerini sergilettiği’ gerekçesiyle eleştirilen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü (DOB) Selman Ada tarafından bestelenmiş olmasıydı. Üstelik, ‘Başka Dünya’ adlı operada yer alan bu bestenin librettosu (sözleri) ‘diktatör’, ‘despot’, ‘sandık’, ‘enayiler’ ve ‘ayyaşlar’ gibi sözcükler içeriyordu. Öyle ki, seyirciler salondan şaşkınlık içinde ayrıldı.

program-ic

Konserin programı.

Açılış programı esasında, Mozart, Handel, Rossini ve Verdi gibi operanın en ‘klasik’ bestecilerinin yine pek ‘klasik’ eserlerinin arka arkaya dizildiği bir ‘playlist’ gibiydi. Programdaki tek bağlam, belki de eserlerin ‘en bilinenler’ olmasıydı. Ancak finaldeki isim bu bağlamdan ayrışıyordu: Selman Ada.

TARTIŞMALI GENEL MÜDÜR

Selman Ada, sanat camiasında adı tartışmalarla gündeme gelen bir isim. Bir yandan, 1973’te 20 yaşındayken İstanbul Opera Orkestrası’nı yönetmeye başlayınca ‘dünyanın en genç opera orkestra şefi’ olarak tarihe geçti. Sayısız bestesi var. Vikipedi’ye göre, “bütün eserleri külliyen basılan ilk Türk besteci”. Ve opera eserleri bir dizi dile tercüme ediliyor. Ancak 2014’te Rengim Gökmen’in görevden alınması sonrası DOB Genel Müdürlüğü’ne atandığından bu yana programlarda kendi eserlerini sahneletip ‘telif aldığı’ gerekçesiyle tepki çekiyor. Öyle ki, dört eserini altı il müdürlüğünde ve tam 53 temsilde sahnelenecek şekilde 2015-2016 sezonunun programına alınca, Kültür ve Turizm Bakanlığı duruma el alıp temsilleri iptal etmişti. Ada, Sayıştay’ın DOB Genel Müdürlüğü’ndeki 2015 Yıllık Düzenlilik Denetim Raporu’nda da incelemeye alındı.

OFFENBACH’TAN ‘BAŞKAN’A

Hal böyleyken, yeni ‘Emek’te ‘Offenbach’ın ‘Belle nuit, o nuit d’Amour’ aryası bitip, final için Ada’nın bestelediği esere geçilmesi, salonda ‘başka bir dünya’ya da kapı araladı. Zira artık sahnede, ‘Başka Dünya’ operasından altı karakter, ‘Leyla’, ‘Hera’, ‘Soytarı’, ‘Zeus’, ‘Bilgin’ ve ‘Başkan’ vardı. Üstelik beşi birden ‘Başkan’a, ‘diktatör’, ‘despot’, ‘Bu dünyayı mahvettin’ gibi ifadelerle yükleniyor, ‘Başkan’ onlara ‘enayiler’ ve ‘ayyaşlar’ diye yanıt veriyordu.

Kısacası, Emek Sineması’nın beşinci kattaki yeni salonunda oturuyor olmak yeterince sürreal değilmiş gibi, bir de İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden ‘manidar’ şeyler duyuyorduk. Hem de ‘OHAL günlerinde’! Bu ‘sürpriz’in yarattığı şaşkınlık seyircilerin yüzünden okunuyordu. Belli ki çoğunluğun kafasında şu ‘manidar’ sorular vardı: Mozartlardan, Rossinilerden sonra, repertuvarda final için Selman Ada’nın tercih edilmesi İstanbul’dan ‘Ankara’daki genel müdür’e bir selam duruşundan mı ibaretti? Evet, ‘Başka Dünya’ doğrudan Türkiye’yle ilgili bir eser değildi ama, Ada’nın bir dizi eserinin arasından siyasetle hiç ilgilenmeyenlerin bile dikkatini çekebilecek bir bölümün seçilmesinden ne anlamalıydık?

Konuyu, bilim-kurgusal bir distopyadan ‘Başkan’a karşı yükselen özgürlük çağrısının anlatıldığı ‘Başka Dünya’nın operasının librettosunu, yani sözlerini kaleme alan Birgün gazetesi yazarı Tarık Günersel’e sorduk. Sahiden, ne anlamalıydık?

LIBRETTO’NUN YAZARI: PERSPEKTİFİ GENEL

Günersel, “Günümüzde bazı benzerlikler kurulabilir” dese de, Başka Dünya’ya daha ‘genel’ bir perspektiften bakmamız gerektiğinin altını çizdi: “Bu operanın günümüzle ilgili sert bir gerçekçilik taşıması gezegenimizin hali ile ilgili. Dünya yaşanamaz kılınıyor; hem doğanın yıpratılması hem de özgürlüklerin terör çeşitleriyle budanması bakımından. 

Ama şerefli, namuslu insanlar tüm dünyada çoğunlukta; sanatçılar, sanatseverler ve vicdanlı siyasetçiler olumlu şeyler yapmayı sürdürüyor. Dünyada olma bilinci hayatî önem taşımıyor mu? 

Nitekim Başka Dünya’da kâr uğruna gezegenimizi mahveden egemenler eleştiriliyor. Aynı hırsla davranan insan tipine bugün her ülkede rastlıyoruz. Bu altılı parçada Tanrılar Tanrısı Zeus, Evlilik Tanrıçası Hera, hınzır Soytarı, Bilgin ve kızı Leyla gezegeni yaşanmaz kılanlar arasında bir numaralı sorumlu olan Dünya Başkanı’nı kınıyor; o da onlara laf yetiştirmeye çalışırken demagoji yapıyor.”

‘AMERİKALI İZLESE AKLINA TRUMP GELİR’

Günersel, Gazete Duvar’a yaptığı yazılı açıklamada, “Ne yazık ki her dönemde her yerde tanık olunan demagoji örneklerinden. Amerikalı bir operasever izlese sanırım aklına Trump gelir. Her seyirci kendi çevresine ve zihnindekine göre yorum yapar, doğal olarak” ifadelerini kullandı.

‘ALTILI PARÇA SEÇİLMESİ DOĞRU’

Günersel, sezon açılışı gibi bir konserde bu eserin seçilmesini sanatsal açıdan da ‘doğru bir tercih’ olarak niteledi; aynı anda sahnede altı sesin (sextet) birden bulunmasının nadir görülen bir durum olduğunu belirtti:

“Bu yeni operadan altı farklı insan sesi içeren bu parçanın seçilmesi çok doğru, çünkü opera tarihinde ‘altılı’ şarkı sanırım pek az. 2002’de yazdığımız Aşk-ı Memnu operasında beşli var; beş kadın sesi, aynı parçada. Altılı elbette yeğlenirdi, aynı zamanda yeni bir operadan, yeni bir yapımdan.”

Günersel, librettosunu 2012’de kaleme aldığı ‘Başka Dünya’yı, 13 Ocak 2016’da Birgün’de yayımlanan yazısında da şöyle anlatmış: “Distopya niteliğindeki bu yeni operanın son sahnesi günümüzle bağlantılı sert bir gerçekçilik taşır –ama her şeye rağmen direniş azmiyle: Sık sık sarsılırız yasla, ama kul köle olmayız asla!”