Doğan Kuban: İnşaat ülkeyi batıracak

Türkiye'nin en önemli mimar ve mimarlık tarihçilerinden Doğan Kuban, inşaata dayalı ekonominin sürdürülebilir olmadığını söyledi. Kuban Gazete Duvar'la söyleşisinde, İstanbul'un plansız büyümesini de eleştirerek, “Dünyada bu büyüklükteki şehirleri çözen bir şehircilik sistemi yok” tespitini yaptı.

Beril Köseoğlu  bkoseoglu@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Ülkenin her köşesinden kat kat yeni binalar yükseliyor; ‘inşaat temelli kalkınma’ iktidar tarafından en ‘milli’ değerler arasında sunuluyor. Peki bu şehircilik anlayışı ne kadar planlı, ne kadar sürdürülebilir? İstanbul daha ne kadar ‘büyümeyi’ kaldırabilir, Türkiye kaç kat daha ‘göğe yükselebilir’?

Türkiye’nin en önemli mimarlarından ve mimarlık tarihçilerinden Doğan Kuban’a göre, inşaata dayalı bir ekonomi sürdürülebilir değil. Hatta bu ekonomi ‘Batmak üzere… Amerika nasıl gittiyse 2006’da, biz de gideceğiz.’ Doğan Kuban, plansız büyüyen İstanbul’un ‘insanların parasını yediğini’ de vurguluyor. “Dünyada bu büyüklükteki şehirleri çözen bir şehircilik sistemi yok” diyen Kuban’a göre, “İstanbul artık bitti.”

‘İNŞAATLARIN PARASI NEREDEN GELİYOR?’

d006

Fotoğraf ve görüntüler: Kemal Kafalı

1968-81 arasında Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yapmış, İstanbul’un yanı sıra bir dizi kentin koruma planlarını hazırlamış olan Kuban, Gazete Duvar’ı evinde ağırladı. Kent tarihi, koruma, ‘kentsel dönüşüm’ gibi meseleler üzerine söyleşimizde de, inşaata dayalı ekonominin geleceği konusunda şu uyarıda bulundu:

“[Bu ekonomi] Batmak üzere. Amerika nasıl 2006’da gittiyse biz de gideceğiz. Çünkü o inşaat parası, gökdelenlerin parası nereden geliyor? Türk parası değil ki o. Ya dışarıdan kredi, yahut da burada mal satıyoruz. Apartman satıyoruz, hastane satıyoruz. Üniversite satıyoruz… Toprak satıyoruz.”

‘HER ŞEYİ DIŞARIDAN ALIYORUZ’

Kuban, her yerden yükselen binalar için, “1 milyon daire boş. Bu ne demek biliyor musunuz? Aşağı yukarı bir buçuk trilyon para demek o. Biz nereden kazanıyoruz bu parayı da gökdelen dikiyoruz?” sorusunu yöneltti.

ABD’nin yanı sıra İspanya ve İtalya’da da inşaata dayalı ekonomiden kaynaklanan sorunları hatırlatan Doğan Kuban, “Türkiye’nin hükümet/devlet ekonomisi inşaatla yaşıyor. Başka bir şeysi yok ki… Yani büyük sanayiyle yaşamıyor” diyor ve ekliyor:

Televizyon, telefon, otomobil, uçak, silah, uçak, internet, elektronik.. Bunları nereden alıyoruz? İnternet, elektronik, hepsi dışarıdan… Asıl parada orada… Dolayısıyla, millet de bunu anlamadı zaten, okumuş yazmışı filan… Dünyada bu değişmenin farkında olmadılar. Acısını bütün dünya çekiyor, biz de çekeceğiz.

‘İSTANBUL BÖYLE YİYOR İNSANLARIN PARASINI’

Kuban, yakın zamanda kullandığı İzmir-İstanbul Otoyolu ve Osmangazi Köprüsü’nün kendisini heyecanlandırdığını saklamıyor. “Amerika’da Almanya’da göremeyeceğin yollar” diyor, “İnsanları heyecanlandıran paralar yatırmışlar… Çok etkileyici” yorumunu yapıyor. Fakat her yolun İstanbul’a çıkmasını ve daha kente yaklaşırken kendini gösteren plansızlığı eleştiriyor:

Tabii o devlet değil, toplum. O para devletin cebinden çıkmıyor ki. Ve onu yapıyor, ona cesaret ediyor. Arkasından da o kocaman köprüyü yapıyor. O köprü boş. 100 lira veriyorsun karşıya geçiyorsun. Sahiden boş. Üç tane araba gördük. Gebze’ye geldiğin zaman, bütün Anadolu’dan İstanbul’a giren trafiğe giriyorsun. Bursa’dan bir saatte geliyorsun köprüye. Köprüden geçtikten sonra da iki saatte oradan çıkıyorsun. Dengesiz, saçma sapan. İstanbul böyle yiyor insanların parasını. Havayı kirletiyor. Şehrin mekânlarını bozuyor. Çekirge sürüsü gibi araba. Enerjiyi dışarıdan alıyorsun.

‘BU BÜYÜKLÜKTE BİR ŞEHİRCİLİK SİSTEMİ YOK’

Peki İstanbul daha ne kadar büyüyebilir? Kuban, bu soruyu diğer ‘büyük şehirleri’ örnek göstererek yanıtlıyor. İstanbul’un şu an New York, Londra ve Paris’ten büyük olduğuna dikkat çekiyor ve “Dünyada bu büyüklükteki şehirleri çözen bir şehircilik sistemi yok” tespitini yapıyor.

‘100 YAPI KORUNSUN DEDİYSEM, BUGÜN ÜÇÜ VARDIR’

Kent koruması konusunda Türkiye’nin sayılı uzmanlarından olan Kuban’ın İstanbul için yorumu net: “İstanbul bitti.” Kuban, kentte korunması tavsiye edilen 100 yapıdan belki de sadece üçünün bugün ayakta olduğunu söylüyor:

“Ben İstanbul Koruma Planı yaptım. 1970’te. İzmir koruma planı yaptım. Sivas, Erzurum koruma raporlarını yazdım. Gaziantep planı yaptım. Safranbolu planı yaptım. Sıfır koruma. Safranbolu hariç. Çünkü Safranbolu’nun bir şansı vardı, şehrin ağırlığı Karabük’e kaymıştı. Safranbolu da terk edilmişti zaten, bu sayede korundu.

Onun dışında, ben mesela İstanbul’da 100 yapı korunsun dediysem, bugün ancak üç tanesi vardır. O da en büyükleri, saraylar camiler, türbeler.. Ahşap yapı kalmadı, hemen hemen bitti. Restore ediyoruz falan diye de bitirdiler… Ben İstanbulluyum, benim yaşadığım şehir bitti.”

‘KENTSEL DÖNÜŞÜM KADERDİR AMA…’

Peki ‘mimarlık bilgini’ diye de anılan 90 yaşındaki Kuban’ın gözünden ‘kentsel dönüşüm‘ nasıl görünüyor? Hemen her yeri kentsel dönüşüm alanı ilan etmek doğru mu? Ya da kategorik olarak karşı çıkmak manalı mı? Kuban, değişimin kaçınılmaz olduğunun ancak doğru planlama yapılması gerektiğinin altını çiziyor:

“Kentsel dönüşüm doğal olarak, otomatik olarak bir şehrin kaderidir. Değişir. Ama neye göre değişir?”

‘KILIFINA UYDURMAK İÇİN İCAT ETTİLER’

Şehir planlamacılığı açısından zoning (bölgelendirme) yöntemini hatırlatıyor Kuban: “Şimdi bölgelendirme planı yok. Çünkü herkes her yere her şeyi yapıyor. Burada bir tane bina, onun yanına alışveriş merkezi, birisi ‘Burası çok para getirir’ diye bir otel koyuyor, ondan sonra öyle gidiyor. Bunu kılıfına uydurmak için ‘kent bilmemnesini’ icat ettiler.

‘ESKİ TÜRKİYE DAHA NAMUSLUYDU’

Türkiye’nin şehircilik ve koruma alanlarında her şeye ‘alfabesinden’ başladığını söyleyen Kuban, ilk oluşturulduğunda Anıtlar Kurulu’nun nasıl bir yapı olduğunu anımsayarak, ‘eski Türkiye’nin şehirleşme öncesinde daha namuslu olduğu’ yorumunu da yaptı:

“… Hatta galiba eski Türkiye daha namusluydu. Çünkü şehirleşmemişti henüz. Daha namusluydu. Şimdi namussuz değil çünkü cahil olduğu için kötülük rahatça yapabilir. Haksızlık, adaletsizlik… Cahilliğinden kaynaklanıyor. Bunu yaparsam böyle olur filan diye bir gün sonrasını düşünmediği için böyle oluyor. Türkiye öbür insanlardan daha kötü olduğu için değil…”