'Kuşağının son Mohikan’ıydı'

Usta yazar Vedat Türkali'nin ölümü edebiyat, sanat ve siyaset dünyasını da yasa boğdu. Sevenleri Gazete Duvar'a Türkali'yi anlattı.

DUVAR – 97 yaşında hayatını kaybeden edebiyatın usta kalemlerinden Vedat Türkali’nin ardından sevenleri Gazete Duvar’a Türkali’yi anlattı.

SEMİH GÜMÜŞ

Vedat Türkali bizim için önce Bir Gün Tek Başına idi. Dönemin romanları içinde hemen herkesçe önemli bulunmuş, iyi değerlendirilmişti. Vedat Türkali senaryo yazarlığından sonra çok sıkı bir roman yazmıştı. Yayımlanır yayımlanmaz okumuştuk. Sonra geçmişe bağlılık romanları geldi. Yaşadığımız geçmişin içinden tanıklığı yazdıklarını kalıcı yapacaktır. Vedat Türkali benim için her şeyden önce özgürlük ve sosyalizm idealinin karşılıksız özverilerle nasıl yaşanacağını simgeliyor. Bunun, gitgide çürüyüp yok olmaya yüz tutan bu ülkedeki anlamı çok büyük. Şimdi onun kaybı da doldurulamayacak bir boşluk bıraktı. Hayat bu ülkede hiçbir zaman istediğimiz gibi olmadı. Bu sabah Vedat Türkali’nin ölümünü öğrendiğimde, böyle durumlarda hep yaptığım gibi, “Bekle Bizi İstanbul” şarkısını birkaç kere dinledim ve düşündüm.

OYA BAYDAR

Bir dönemin inançlı ve cefakâr kuşağının son Mohikan’ıydı. 97 yaşına kadar ne inançlarından, ne devrimden taviz verdi ne de yazmaktan vazgeçti. Her zaman fırtınalı ve sorunlu bir ülkenin, tüm yaşamı devlet zulmü, yasaklar, güçlüklerle geçmiş bir kuşağının dirençli , inançlı, başı dik insanıydı. Edebiyatı da inancıyla ve siyasî tarihle iç içeydi. Kendi yaşamının ve siyasal ikliminin aynası olan romanlarında Türkiye’nin ve Türkiye solunun en az 80 yıllık tarihi, kendi gözü ve yorumuyla belgesel tadında yansır. Son günlerinde, hasta yatağında yaşamı boyunca daha iyi olsun diye çabaladığı, barış ve özgürlük umudunu yitirmediği ülkesinin ne hale geldiğinin farkında mıydı bilmiyorum. Umarım değildi. Keşke hiçbirimiz farkında olmasak.

ADNAN ÖZER

Vedat Amca’yı kaybettik. Yaşar Abi’den sonra… Bu hitaplar iyi bilinmeli. Bizden geriye bir iki kuşak şair ve yazar için böyle yakınlıkları vardı. 1999 yılında üçümüzün buluşmasını anımsıyorum şimdi, “Sen kaç yaşında öleceksin Yaşar?” diye sormuştu. Doktoru ona ölümün kendisini bulacağı yaşı söylemişti. Yaşar Kemal de doktorunun kendisine söylediği yaşı açıkladı. İkisi de bu yaşları bir iki yıl aşarak yaşadılar. Böyle anektodlar şimdi çok ortaya atılacaktır. Orada gördüğüm ikisinin de yazmak için yaşamak düsturuna bağlı olmalarıydı. Bir yat alırım, bir kat alırım, işte şuraları gezerim diye bir düşünceleri yoktu. Son nefese kadar yazmak.
Bundan bir iki yıl önce Vedat Türkali’nin editörlüğünü yapmak gibi şerefli bir iş bana nasip olduğunda onu ilk gördüğüm günü de anımsamıştım; 1978 yılında Cağaloğlu’nda çırak olarak çalıştığım Sanat Emeği dergisine gelmişti. Hiç boşa laf tüketmeyen biri olarak anımsıyorum. Konuşmalarında müthiş bir aritmetik vardı. Bütünlüklü olarak söyleyecek olursam, “irade” demekti. En yakın ilişkimiz “Kayıp Romanlar” sırasında oldu, daha yazılırken. Romanın ortalarına doğru ilerliyordu, Bodrum’da sıradan bir pansiyonda tek başına çalışıyordu. Daveti üzerine onunla bir hafta geçirdim. “İrade”yi çok yakından müşahede ettim. Buna sevecenliği de eklenmişti. Romanlarını, bitirdikten sonra, 20 kişiye okutuyordu. Bense o zaman taze satırları okuyordum, “Hadi editörsün madem, eleştirini alayım” diyordu. Kişinin kendisine duyacağı ölçülü saygıyı öğrendiğim kişilerdendir. Vedat Amca’mıza sonsuz saygılar. Bunun esası da yılmadan yazmak.

ŞEYHMUS DİKEN

Sanırım en son Mart ayında, evinde ziyaret etmiştim Vedat Türkali’yi. Güncel konular hakkında konuşmuştuk. En çok Kürt meselesini konuşmuştuk tabii. Bu arada, Lîs Yayınları Bir Gün Tek Başına romanını Kürtçeye çeviriyordu. Yayın haklarını da konuştuk ve sevinerek kabul etti. Telif de istemedi. Kürt meselesine ve Kürtçeye duyarlılığını gösteren bir tutumdur bu. Aynı teklifi Yaşar Kemal’e de yapmıştım, o da hiç telif istemeden kitaplarının Kürtçe yayın haklarını Lîs’e vermişti. Aynı kuşaktan yazarların Kürtlere duyarlılığını gösteriyor bu.

METİN CELAL

Vedat Türkali iyi bir romancı, iyi bir senarist, unutulmaz şiirlere imza atmış bir şair ve adam gibi adamdı. Romanları hem edebi açıdan iyi eserlerdir hem de Türkiye’nin yakın geçmişini, özellikle iyi ve güzel bir Türkiye için mücadele verenlerin yaşadıklarını, çektikleri çileleri anlamak açısından belgesel değerleri de olan eserlerdir. Türk Sinema tarihinde önemli yeri olan filmlerin senaryolarını yazmıştır. Örnek bir mücadele adamıydı.. Doğru bildiğini sonuna kadar ve tüm bedelleri ödemeyi göze alarak savunurdu.  Tüm bunların ötesinde sevdiğimiz, sohbetine katılmaktan hoşnut olduğumuz bir ağabeyimizdi. Yeri doldurulamayacak bir değerdir. Eserleriyle, anılarıyla yaşayacak.

ASUMAN KAFAOĞLU BÜKE

Vedat Türkali’yle “Kayıp Romanlar” üzerine Cumhuriyet Kitap ekine yazdığım yazı sonrasında tanıştık. Her neslin kendini şekillendirdiğini düşündüğü yapıtlar vardır, Vedat Türkali ‘nin “Bir Gün Tek Başına” (1974) benim neslim için öyle bir romandı. Gelişimimizin, hatta kişiliğimizin bir parçasıydı, bir kuşağa yön veren yapıtlardan biriydi. Tanıştığımız dönemde bilgisayar kullanmaya yeni yeni başlamıştı. Yüzyıl başlarında doğmuştu ama teknolojiye, yeniliklere, gençlere, ilerici düşüncelere hayranlık verecek kadar açık biriydi. Meraklıydı üstelik. Bazı yazarlarda görmeye alıştığım ben-merkezci tavrı hiç yoktu. Merakla sorular sorup ilgiyle dinlerdi. Sanırım bu sayede taptaze kalıyordu hep. Yeniliklere açık oluşunu çok beğendiğimi söylediğimde bana komik bir hikayesini anlattı: yazlıkta bilgisayarın başına çalışırken etrafta küçük sineklerin çoğaldığını fark edip korkmuş, acaba bilgisayarıma virüs mü bulaştı diye! Onu çok özleyeceğiz.

FERİDUN ANDAÇ

İnsanı anlatırken toplumu, toplumu anlatırken de insanı anlatma bilincini önde tutan bir anlatıcıdır. Bir Gün Tek Başına, romancılığımızda bir açılımdır. Yansıttıklarının ötesinde, dönem romanı yazmak kavramına da bir bakış / yöntem getirmesi açısından dikkate değerdir. Vedat Türkali’yi anlamaya/anlatmaya asıl oradan başlamımız gerektiğini düşünüyorum.

TURGAY FİŞEKÇİ

Vedat Türkali, son yüzyıllık edebiyat ve siyasal yaşamımızın önde gelen tanıklarından biriydi. Birçok 40 Kuşağı aydını gibi 1951 tevkifatının acılarını uzun yıllar hapiste yatarak ve işsiz kalarak yaşamıştı. Bir Gün Tek Başına, çağdaş romanımızın önde gelen ürünlerinden biridir. Öteki romanları daha çok içerdikleri tutumlarıyla tartışıldı. 1940’larda yazdığı şiirleri ilk kez 1978’de Sanat Emeği dergisinde yayımlamıştık. Sonra da kitaplaşmış, “İstanbul” şiiri de çok ünlenmişti. Unutamadığım bir sözü vardır: “Hayatta iki şeyi zamanında bıraktım: Biri sigara, öteki de şiir.”

BURHAN SÖNMEZ

Vedat Türkali sadece yazdıklarıyla değil, tavrıyla da edebiyatçı aydındı. Edebiyatçı aydın olmanın nasıl biçimlendirildiğini gösteren 20. yüzyıl kuşağının temsilcisiydi. Yaşar Kemal’den sonra vefat eden Vedat Türkali ile birlikte edebiyatçı aydın kuşağının son temsilcisini yitirmiş olduk. 97 yaşındaydı, ancak kesinlikle yaşlı değildi. Son gününe kadar yeni romanını yazdı ve yeni projelerini anlattı. Bir inanç insanıydı Vedat Türkali; bir beyefendiydi ve kendisinden yaşça çok küçük insanlarla arkadaş gibi konuşabilen bir insandı. Uzun yaşadı, uzun yazdı ve uzun okunacak.

KUMRU TOKTAMIŞ

“Bekle bizi İstanbul” 1980 yazında Demokrat gazetesinde basıldığında şiiri kesip Selimiye Kışlası’nın  mahzenindeki ranzamın başucuna asmıştım özlemle, umutla. O gün bugündür ise ‘kaplumbağa oldum, kabuğuma çekilip burnumun ucuyla gözlemledim çevremi’ Mavi Karanlık’taki satırları ile. Türkiyeli sol muhalefetin yaratıcılığının, yasam sevincinin, direnme gücünün, özlemlerinin ve kaçınılmaz hatalarının dilini kuruyor, defterini tutuyordu üç kuşaktır. Tüm doğruları ve yanlışları ile bu defter kapandı artık. İstanbul bekleyedursun, haydi sokaklara dökülsün muhalifler, direnenler, aşk ve özgürlük tutkunları Vedat Türkali’yi uğurlamak için, Ruhi Su’nun, Uğur Mumcu’nun, Hrant Dink’in cenazelerinden daha büyük bir kalabalık aksın caddelerden, son bir kez daha yürüsün İstanbul halkı… karanlık basmadan…

MÜZİSYEN VE MİLLETVEKİLİ HİLMİ YARAYICI 

Bu kez sonbahar vaktinden önce geldi. Edebiyat dünyamızın en güzel isimlerinden, insanlarından birini yitirdik. Edebiyat dünyası bir düşün adamı, romancı, şair ve bir devrimcisini kaybetti. Romanlarında genellikle mücadeleye özellikle mücadele içindeki kadın erkek ilişkilerini de vurgu yapardı. 70’li 80’li ve yakın döneme ayna tutan bazıları ve romanları Türk siyasi tarihinin ve çalkantılı dönemini bizlere anlattı. Toplumsal güç olarak da din ve sendikalaşma gibi olayları su gibi anlatan biriydi. Bence karamsarlık mutsuzluk ve ölüm gibi duygu bir ülkenin yaşama dair en güzel değerlerini yaratan romancı, şair, tiyatrocu, müzisyen gibi sanat disiplinlerinden birilerini kısaca aydınını kaybedince başlar. Toprak, denizler, göller, yalçın dağlar ovalar, ormanlar, olmadan bir vatan tanımı yapılamayacağı gibi, tüm bunları anlamlaştıran aydınlar olmadan da vatan anlamsızlaşır. Son dönemin en önemli temsilcisi olan Vedat Türkali, bir yazar düşün adamı, romancı , şair, ama en önemlisi yolumuzu aydınlatan yol gösteren aydın devrimci bir çınardı. Ve o çınarın gölgesinde bu değerlerinin sahiplenmekten onur duyuyorum. Bütün ülkenin başı sağolsun diyorum. Ben onu etkinlikte görmüştüm. Yurtdışında etkinliklere Yılmaz Güney’i anma gecesinde ülkede yapılan birçok etkinlikte. Bir araya geldiğimiz çok ortam oldu. Onunla konuşurken bir kitap dolusu bilgi ile karşı karşıya olduğumu hep görürdüm. Sevecen sıcak samimim, bir baba edasıyla bir kişilikti. Onu tanımış olmanın keyfi var, kaybetmenin acısı da…

Zülfü Livaneli: ‘Bildiği yolda yürüdü’

CNN Türk’e konuşan Zülfü Livaneli ise şunları söyledi: “Vedat Türkali, uzun yaşama şansına erişti ve o şansı unutulmaz eserler vererek değerlendirdi. Yaşamıyla örnekti. Dimdik, bildiği yolda vefat etti. Barıştan, dostluktan yanaydı. Kan dökülmesin diye uğraştı. Onu hem üzünçle hem gururla uğurluyoruz. Vedat abinin kuşağının insanları kariyer için para kazanmak için uğraşmadılar. O kuşak bunları düşünmek için yola çıkmadı. Vedat Türkali’nin böyle bir kariyer planlaması yoktu. O yüzden bugün “Sen bizin onurum” diye uğurlanıyor. O ömrünü büyük davalara verdi. Kitlelere olan borcunu en iyi şekilde ödeyerek gitti. Türkiye’nin yavaş yavaş ortadan kalkan insan tipiydi Vedat Türkali…”

 

HDP Eş Başkanları: Yüreğimizde ve zihnimizde hep yaşayacak

Edebiyat dünyasının duayenlerinden, Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin önemli isimlerinden Vedat Türkali’yi kaybettiğimizi derin bir üzüntüyle öğrendik. Vedat Türkali, yarattığı eserleri ve siyasi duruşuyla Türkiye işçi hareketi mücadelesinin, sosyalist ve devrimci mücadelenin önemli kişiliklerinden biri oldu. Vedat Türkali, Kürt sorunu üstüne doğruları en erken dile getirenlerden biriydi. Kürt halkıyla ve siyasetiyle kurduğu dayanışma ilişkisi, barış ve çözüm konularında sahip olduğu kararlı duruş her zaman büyük bir destek oldu. 2002 seçimlerinde Demokratik Halk Partisi’nden (DEHAP) aday olması bunun önemli bir adımı olmuştu.

Yazdığı romanları ile toplumsal ve siyasal mücadele tarihine ışık tutan, karanlıkta kalmış birçok yaşanmışlığı aydınlatan ve bu tutumu ile geçmişin anlaşılmasına büyük hizmetleri olan Vedat Türkali hepimizin yüreğinde ve zihninde son derece önemli bir yere sahip oldu. Bu yeri doldurulamaz kayıptan ötürü ailesine, dostlarına ve halklarımıza başsağlığı diliyoruz.

Sabahat Tuncel: Barış için mücadele etti

Vedat Türkali gerçek bir komünistti ve hep öyle yaşadı. Gerçek bir Kürt dostuydu ve barış için çok mücadele etti. Çok önemli bir yazar, bir entelektüel ve vicdan sahibi bir insandı. Türkiye barışı için Kürtlerle yeni bir hukukun oluşturulması gerektiğine inanıyordu. Her yerde Sayın Öcalan’la görüşmek istediğini söylerdi. Bu olmadı ancak Öcalan’ın yoldaşları hep yakınında oldu. Evinde de çok ziyaret ettim kendisini. Onun heyecanı, coşkusu bize de geçerdi. Büyük bir aydını ve edebiyatçıyı kaybettik. Çok üzgünüm. Sevenlerinin başı sağolsun.