Esas tartışma cumhurbaşkanı adayı değil ittifak ilkeleri ve program

Siyasi partiler 2018 genel seçimlerindeki, ‘‘Her parti, ilk turda kendi adayıyla seçime girsin’’ tutumundan uzaklaşmış durumda. Siyasi partilerde ortak bir aday ve program etrafında seçime girilmesi eğilimi yüksek görünüyor. Bunun birkaç sebebi var.

Ahmet Saymadi*

2023 genel seçimlerine yaklaşık olarak 2 yıl var. Ancak, ‘‘Erken seçim olur mu?’’ tartışmaları sebebiyle seçimler şimdiden gündemde. Neredeyse her siyasi olay seçimle bağlantısı kurularak tartışılıyor. Eski tabirle ifade edersek artık, ‘‘seçim sathı mailine’’ girmiş gibiyiz. Seçimleri farklı boyutlarıyla, 26-27 Temmuz’daki CHP Genel Kurultayı’ndan, Demirtaş’ın Medyascope söyleşisine değin geçen 45 günlük zaman zarfında muhalefet cephesi epeyce tartıştı. Tartışma giderek bir doygunluğa ve ortaklaşmaya da varıyor gibi.

Kısa bir özet geçelim:

Tartışmanın fitilini, 26-27 Temmuz’daki CHP Kurultayı’ndan sonra Muharrem İnce ateşledi. Saygı Öztürk’ün 04 Ağustos’ta Sözcü Gazetesinde yazdığı yazıda Muharrem İnce’nin yeni parti kuracağı iddiası yer aldı. (1) Muharrem İnce 08 Ağustos’ta Habertürk yazarı Fatih Altaylı’yı arayarak; “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adayı kesinlikle Abdullah Gül’dü. Ama onun bu planını Meral Akşener bozdu. Açık söylüyorum ben Akşener sayesinde aday oldum.’’ dedi. (2) Meral Akşener ise, İnce’yi doğrulayarak 2018 genel seçimlerinde her partinin kendi adayıyla seçime girmesini doğru bulduğunu belirtti. Bu tartışma Abdullah Gül isminin cumhurbaşkanlığı adaylığını olması gerekenden çok erken bir tarihte tartışmaya soktu ve Abdullah Gül ismini oldukça yıprattı. Nihayetinde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel 3 Eylül’de yaptığı açıklamada “Abdullah Gül’ün, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olması mümkün değildir.” dedi. (3) Bu açıklama: bir gerçeklik içeriyor mu? Yoksa Abdullah Gül isminin daha fazla yıpranmaması için yapıldı? Bunu zaman gösterecek…

Kılıçdaroğlu İnce’nin başlattığı tartışmaya 17 Ağustos’ta Cumhuriyet gazetesinden İpek Özbey’e verdiği bir röportajda derli toplu bir cevap verdi. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül hakkında olumlu sözler söyledikten sonra, ‘‘Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar’’ diye sordu ve ekledi: ‘‘Bizim bir ittifakımız var, adına ‘Millet İttifakı’ diyoruz. Bir ittifak yaptıysanız kararları ittifakın liderleriyle beraber alırsınız. ‘Ben yaptım, oldu’ derseniz onun adı ittifak olmaz. Bu akılcı, önyargısız bir yanıttır.’’ (4)

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise 28 Ağustos’ta Halk TV’de Şirin Payzın’ın programında şu açıklamaları yaptı: ‘‘Ne zaman seçim olacağını bilmiyoruz. Millet İttifakı denen kavramın bir parçasıyız. Elbette o karşılıklı konuşularak oluşacak. Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin geleceğiyle oynamayacağım. (…) Sayın Gül benim arkadaşım. Kendisiyle ilgili olumsuz bir düşüncenin sahibi değilim.’’ (5)

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ‘‘Diyaloğa kapalı oldukları hiçbir partinin bulunmadığını’’ söyledi. (DEVA Partisi’nin HDP Genel Kongresi’ne bir tebrik mesajı da yolladığını da ekleyelim.) Ama esas açıklamayı Babacan’ın başdanışmanı Hasan Karal yaptı. Karal, ‘‘Ben önümüzdeki seçimin partiler ve kişiler üzerinden çok sistem üzerinden icra edileceğini düşünüyorum. Türkiye’de başkanlık sistemi taraftarları ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi arzulayanlar arasında bu seçimlerin olacağını düşünüyorum. Elbette burada partiler ve şahıslar çok önemli. Her partinin genel başkanı doğal olarak en potansiyel aday o olur. (Cumhurbaşkanı adayı) Niye ülkeyi yönetmek için parti kurulur? O partilerin başkanı da yönetim mekanizmalarında etikli rol almak için partilerin başındadır. Dolaysıyla partiler ve liderleri burada etkili rol oynayacaktır ama bir sistem tartışmasına dönecek. Sistem masaya yatırılacak. Başkanlık sistemi takdir edilen bir sistem mi yoksa değiştirilmesi gereken bir sistem mi tartışması yapılacak.” dedi.

Tartışmaya Selahattin Demirtaş bir yazıyla ve bir röportajla katıldı. Demirtaş T24’te yayınlanan yazısının içeriğini şöyle tarif etti: ‘‘Tek tek başlıklar halinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in nasıl bir yönetim modeli olabileceğine dair kişisel önerilerimi sunuyorum’’ (7) Demirtaş’ın tartışmaya ikinci katkısı Medyascope’de yayınlanan Ruşen Çakır’la yaptığı röportaj oldu. Ağırlıkla yapılacak bir ittifakın bileşenlerinin ve ittifak modelinin anlatıldığı röportajda, Demirtaş CHP’nin adını anmasa da DEVA, İYİ ve Gelecek Partisi’ne dair bir olumsuz tutum içerisinde olmadığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: ‘‘Demokratik bir topluma ulaşabilmenin ilk adımları bunu kimlerle, hangi yöntemlerle, hangi ilkelerle yapacağımızı belirleyip hayata geçirmektir. (…) Ben muhalefet cephesinde hiçbir ayırım yapılmadan, ön şart ve önyargılara teslim olunmadan herkesin demokrasi ilkelerinde buluşması gerektiğine inanıyorum. Yoksa bagajı, eleştirel geçmişi olmayan siyasetçi ya da parti var mı ki? Bence tüm siyasetçiler olarak geçmişimize özeleştirel yaklaşarak geleceğe odaklanmamız dışındaki her türlü yol, muhalefete kaybettirir. Yaşanan sorunların büyüklüğünü, yakıcılığını, aciliyetini görerek her siyasetçi, demokrasi için yan yana durmak zorundadır. Bunu yapmayan veya yapamayanları halk da tarih de affetmez.’’ (8)

Görüldüğü üzere siyasi partiler 2018 genel seçimlerindeki, ‘‘Her parti, ilk turda kendi adayıyla seçime girsin’’ tutumundan uzaklaşmış durumda. Siyasi partilerde ortak bir aday ve program etrafında seçime girilmesi eğilimi yüksek görünüyor. Bunun birkaç sebebi var.

Birincisi; muhalefet partilerinin hepsi parlamenter demokrasiye geçilmesini doğru buluyor. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemini daha doğrusu tek adam rejimini savunan kimse yok. Bu cumhurbaşkanı adayının kim olduğunu önemsizleştiriyor. Çünkü adaydan beklenen yetkisini kullanmayıp parlamenter demokrasiye geçişi hazırlaması.

İkincisi; AKP hâlâ çok güçlü, Cumhur İttifakı bileşenleri yüzde 50’nin üzerinde görünmüyorsa da yüzde 50’nin çok az altında. Kararsızlara gelince, kararsızları ağırlıkla Cumhur İttifakı seçmenleri oluşturuyor. Partilerinden memnun değiller ama henüz gidecek bir adresleri yok. AKP seçmeni arayışta ama gideceği adresi netleştirmiş değil. Bunu T24’teki Sayıların Dili programında Bekir Ağırdır şöyle ifade etti, ‘‘Kirada oturuyorsunuz, evden memnun değilsiniz, çıkmak istiyorsunuz. Ama yeni ev bulmadan o evden çıkmazsınız’’ (9) AKP seçmeninin bir kısmı, büyük bir ihtimalle sandığa gitmeyecek. Ama seçim birinci turda sonuçlanmazsa, Erdoğan onların, çeşitli korkularını ve kaygılarını uyararak, AKP lehinde oy vermek üzere sandığa götürebilir. 2018 seçimlerinde Muharrem İnce’nin seçime 3 gün kala Ankara, İzmir ve İstanbul mitinglerinde milyonları toplaması, sandığa gitmeyecek olan AKP seçmenini, ‘‘CHP iktidara geliyor’’ korkusuyla sandığa götürmüştü.

Üçüncüsü; demokrasinin, hukukun ortadan kalktığı, tüm kurumlarda keyfiyetin hüküm sürdüğü, muhalif herkesin meşrebine uygun bir terör örgütü üyeliğiyle yargılanma tehlikesinin olduğu, her şeyin bir kişinin iki dudağının arasına sıkıştığı bir ortamda sadece aday tartışmak ne kadar doğru? Tek adam rejimini değiştirmekse esas gaye, Erdoğan’dan sonra gelecek kişiyi değil sonrasında yapılacak işleri ve programı konuşmak en doğrusu. Dolayısıyla aday olacak kişinin öncelikle bir mutabakatla belirlenmesi gerekiyor. Aday olan kişi aday olur olmaz; seçildikten sonra yetkilerini kullanmayacağını, seçimden sonra yetkilerini, ‘‘Cumhurbaşkanı Yardımcısı sıfatıyla’’ kendisini aday gösteren siyasi partilerin başkanlarına devredeceğini, birinci önceliğinin parlamenter demokrasiyi ve kamu kurumlarını yeniden inşa etmek olduğunu ifade etmeli. İhtiyaç duyulan temel şey bir restorasyon dönemi. Aday olacak kişi restorasyon süreci sona erer ermez, en fazla 2 veya 3 yıl sonra, özgür bir ortamda yeniden seçime gidileceğini de belirtmelidir. Dolayısıyla aday olacak kişi; partisiz, yetki kullanmayacak, tabiri caizse ‘‘noterlik’’ yapacak birisi olmalıdır. Esas olan aday değil, programdır.

Ancak şöyle bir ikilem de var: Esas olan aday değil programdır desek de; cumhurbaşkanı adayı, anlatılan programın sahadaki yüzü olacağı için, aday AKP seçmeninin, ‘‘Bunlar gelirse canımızı okur’’ demeyeceği bir isim olmalıdır. Cumhurbaşkanı adayı siyaseten bir dönem AKP’de siyaset yapmış ama kopmuş bir isim de olabilir, AKP seçmeninin üzerinde hâlâ etkisi olan muhafazakar bir isim olabilir. Çünkü esas amaç AKP’den seçmen koparmak, en azından sandığa gitmelerine engel olmak.

Muhalif cenahta AKP’den kopan ya da muhafazakar camiadan gelen isimlere dönük, ‘‘AKP’nin günahlarına onlar da ortak’’ algısı var. Ancak AKP’den çeşitli dönemlerde bazı isimler koptu. Siyasi partilerde bu kopuşlar olmadan önce de parti içinde uzunca bir süreç yaşanır. Örneğin sosyalist cenahta Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ni (EDP) kuranlar ÖDP içerisinde; TİP’i kuranlar TKP içerisinde; SDP’yi kuranlar da ÖDP içerisinde uzun bir tartışma süreci yaşamıştı. AKP’den kopuşları da böyle değerlendirmek gerek. Bu kopuş süreçleri sol siyasette daha hızlı ve açıktan yaşansa da sağ siyasette daha uzun ve kapalı sürüyor. Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle, ‘‘Kimin siyasi bagajı yok ki!’’ AKP’den kopan isimlerden geçmişe dair özeleştirel bir tutum beklemek gerekiyor ancak sürekli nedamet getirmelerini beklememek gerek. Muhalefetin bileşenleri, birbirlerinin siyasi bagajlarıyla uğraşırken AKP, seçimlerde yeniden yerini sağlamlaştırabilir.

Son bir ek yapmak gerek; ‘‘AKP kaybedeceği seçime girmez’’ algısı da doğru değil. Yerel seçimlerde kaybettiler ve gittiler. İstanbul’u bırakmamak için ellerinden geleni yaptılar. Ama fark açılınca çekilmek zorunda kaldılar. Seçim tarihini her zaman iktidar partisi belirler, seçim tarihine yaklaşık bir buçuk yıl kala, memleket artık seçim sathı mailine girilmiş sayılır. İktidar partisi seçimleri kazanmaya en yakın olduğu anda seçimi yapmaya çalışır. Ancak seçim tarihini iktidar partisinin belirlemiş olması, kesin kazanacağı anlamına gelmez. Doğru bir program, doğru bir ittifak ve doğru bir adayla seçimi kazanmak, AKP’yi tarihin çöplüğüne göndermek mümkündür. Ayrıca AKP seçmeninde, seçimle gelip, seçimle gitmek hâlâ meşruiyetini koruyor.

İşçilerin işe, güvenceli ve örgütlü çalışmaya; Kürtlerin ve Türkiye halklarının barışa, çocukların laik, bilimsel ve parasız bir eğitime, gençlerin güvenli bir geleceğe, Kadınların özgür ve eşit bir hayata, memleketin ferahlamaya ihtiyacı var. Doğru adımları atabilirsek hiç uzak değil… Tabii her şey seçimle değişmiyor, seçimden gelecek olan iktidarla da mücadele etmek gerekecektir. Ancak 18 yıldır iktidarda olan bir partinin iktidarı kaybetmesi, işçi sınıfı ve Türkiye halkları için değişime yönelik imkan aralığı yaratacaktır.

 

(1) Saygı Öztürk’ün yazısı: Muharrem İnce neler söyledi?

(2) Muharrem İnce:

‘Akşener sayesinde Cumhurbaşkanı adayı oldum’

(3) CHP’li Özgür Özel’den Abdullah Gül açıklaması

(4) Kılıçdaroğlu: CHP’yi rakı masasında eleştirmeyi kabul etmem! 

(5) Akşener’den Cumhurbaşkanı adaylığı açıklaması

(6) Ali Babacan’ın Başdanışmanı Hasan Karal’dan “Deva Partisi, aday olması halinde Abdullah Gül’ü destekleyecek mi?” sorusuna yanıt

(7) Selahattin Demirtaş: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem nedir?

(8) Selahattin Demirtaş, Ruşen Çakır’ın sorularını cevapladı: “Dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim” 

(9) T24 Sayıların Dili: Murat Sabuncu & Bekir Ağırdır

 

*HDP Parti Meclisi Üyesi