6/7 Eylül 1955: Beşiktaş'taki Bulgar kahvaltıcı Pando...

Pando'nun ballı kaymaklı ilk kahvaltısını ettim. Harbi lezzetliydi. Gireni çıkanı belli olmayan bu işlek dükkanda çok eski yıpranmış, yamalı, kırık mermer tezgaha gözüm takıldı. Bu kadar para kazanan dükkanda bu kırık mermer tezgahın ne işi vardı!
Fotoğraf: @cohibababey

Ali Demir*

Beşiktaş’ın ünlü kahvaltıcısı Bulgar Pando vardı bir zamanlar! Şimdi yerinde dönerciler, kafeler var! İstanbul’da geçmişe dair bir anı yaşamak imkansız. Vefa Bozacısı, Sultanahmet Köftecisi, Kanaat Lokantası gibi üç beş mekan dışında kalıcı mekan kalmadı, kalmayacak. Ortalıkta siyasetin talan etmediği bir İstanbul köşesi yok! Multi zengin plazalar, adım başı rezidans, siteler, apartmanlar. En çok kim malı götürdü? Amaaan kim götürdüyse götürdü! Haram zıkkım olsun! Elbet bir gün onlar da ölecek, züğürdün tesellisi bu! Gökten düşen üç elmanın sapı iş bilmeze kaldı. Nasip, kısmet.

Şimdi gelelim 6/7 Eylül 1955’de gayrimüslimlerin mallarına çökme günlerindeki Kahvaltıcı Bulgar Pando’nun anısına…

Kahvaltıcı Pando’nun dükkanının ününü duymuştum. Üniversite yıllarının (1985 filan) züğürt delikanlısı olarak bir gün paraya kıyıp içeri daldım. Bizim gibi fakirler için pahalı bir yer olduğunu biliyordum. Pando’nun ballı kaymaklı ilk kahvaltısını ettim. Harbi lezzetliydi. Gireni çıkanı belli olmayan bu işlek dükkanda çok eski yıpranmış, yamalı, kırık mermer tezgaha gözüm takıldı. Bu kadar para kazanan dükkanda bu kırık mermer tezgahın ne işi vardı! Gerçi dükkan o işlekliğe ve pahalılığa göre dökülüyordu ya neyse! Pinti Pando (!) dedim içimden. Bahşişleri bile kasaya atıyordu! Elbet bir sistemi vardır şaka söylüyorum! Çalışanlar oğlu, damadı filandır belki! Düşüncemi açık edip gülümseyerek sordum. “Usta bereketinin kerameti bu kırık mermer tezgah mı?” Yaşlı Pando gülümseyerek; “Anısı var” dedi. “7 Eylül 1955’te dükkanı basıp her şeyi kırıp döktüler. Canımızı zor kurtardık. Bir bu kırık mermer o günden kalma! Unutmayayım diye saklıyorum.” Donup kaldım.

İstanbul’a on beşinde hayvanlarla dolu, b.k içindeki kamyon kasasında üç günde gelmiş, hayvanların altında ezilmemek için İsa’nın çarmıha gerilişi gibi kollarını kamyon kasasına iplerle bağlamış bir baba, İstanbul’un çamurunu, susuzluğunu, parasızlığını çekmiş evlatlar, öldürülmüş, kurşunlanmış, işkencelerden geçirilmiş doğuştan sol sülalenin bir genci olarak Bulgar Pando’nun acısını, öfkesini çok iyi anlamıştım.

Peki son yerli gayrimüslimlerin malına çöķüldü de ne oldu? Hiç! Bütün ülke artık yerli olmayan yabancıların! Görmemişin bir oğlu olmuş… Mesele bu kadar… Ustasını öldüren açgözlü terzi yamağı hiçbir vakit ceket dikmeyi beceremedi, beceremeyecek.

Dünyanın neresinde olursa olsun, ne yaparsan yap, bilerek ezdiğin her karınca, ekmeğini çaldığın her boğaz, vicdanını sızlatacak. Vicdan insanın kandıramadığı, tek duyusu. İster cahil, ister akıllı, ister bilgili, ister bilgisiz ol, vicdan herkeste aynı. Hiçbir zaman, hiçbir kimsede terazisi eksik tartmadı, tartmayacak.

 

*Senarist