KKTC Seçimleri: Mustafa Akıncı neden kazanır, Ersin Tatar neden kaybeder?

Kimlik, kültür ve siyasi irade odaklı kaygılar KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ni basit bir demokrasi şöleninden öte, Kıbrıs Türk halkının ‘toplumsal varoluş mücadelesi’nin kritik bir muharebesi haline getiriyor.

Bahadır Gültekin*

Doğu Akdeniz havzasında yürütülen sondaj faaliyetleri ve akabinde Türkiye ile Yunanistan arasında tırmanan gerginlik sonrası bölgede sular bir kez daha ısınırken, Kıbrıs’ın kuzeyinde gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçimleri Ankara için hayatî bir önem arz ediyor.

Normal şartlar altında nisan ayında yapılması planlanan ancak pandemi nedeniyle 11 Ekim’e ertelenen seçimler öncesinde son kamuoyu yoklamaları, ikinci tura kalması beklenen yarışın mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Başbakan Ersin Tatar arasında gerçekleşeceğini gösteriyor.

Akıncı, göreve geldiği 2015 yılından beri Ankara hükümetiyle sık sık ters düşmüş, Suriye’nin kuzeyinde icra edilen Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik sarf ettiği “akan su değil, kandır” açıklamasıyla şimşekleri üzerine çekmiş ve en son ‘ilhak’ tartışmalarıyla da yoğun eleştiri bombardımanına tutulmuştu.

Ankara-Lefkoşa ilişkileri özelinde yaşanan bu kritik gelişmelere ek olarak, Doğu Akdeniz politikası doğrultusunda kendisiyle daha uyumlu hareket edecek bir Kıbrıs Türk liderliği görme arzusu hasebiyle Türkiye’nin; gayriresmi bir ‘yok sayma’ politikası güttüğü Akıncı dışındaki herhangi bir adaya sıcak baktığını söylemek yanlış olmaz.

Ne var ki evdeki hesabın çarşıya uymama ihtimali Kıbrıs’ı yakından takip eden analistlere göre pek mümkün.

Yoğun PR kampanyası neticesinde Türkiye kamuoyunda seçimi Tatar’ın kazanacağına dair bir önkabul söz konusu olsa da, adada yaşanan gelişmeler bu tahminler ve beklentiler aksine bir sonuca yol açacak nitelikte.

EKONOMİK KRİZ

Uluslararası izolasyon altında olmasından mütevellit mali açıdan Türkiye’ye göbekten bağlı olan KKTC, Covid-19 salgını nedeniyle görünürlüğü daha da artan ekonomik sarsıntının olumsuz etkilerini hayli yoğun hissediyor.

Son aylarda Türk lirası döviz karşısında değer kaybederken, elinde olmayan sebeplerden ötürü alım gücü zayıflayan Kıbrıs Türk halkı Ankara’nın para politikalarını daha fazla sorguluyor.

Tatar’ın liderlik ettiği koalisyon hükümetinin sunduğu ekonomik önlem paketi ise giderek derinleşen bu krize çare olmuş değil.

Adanın kuzeyinde reel sektör büyük bir darbe alırken ve buna bağlı olarak işletmeler birer birer kapanırken, seçmen karşı karşıya kaldığı ekonomik sıkıntıların bedelini sandıkta ödetmeye teşne bir profil çiziyor.

Yine de Kıbrıs Türk halkının temel oy verme motivasyonunu salt ekonomik gelişmelere indirgemek haksız bir yaklaşım.

Sokağa göre seçimin sonucunu belirleyecek temel faktör ise siyasi ve kültürel kaygılar.

VAROLUŞ MÜCADELESİ

Ekonomik ve teknik imkansızlıklar nedeniyle genç nüfusunu her geçen gün göçe kurban veren Kıbrıs Türk halkı, 1974’ten bu yana belki de hiç olmadığı kadar kendini tehdit altında hissediyor.

Seçmenin önemli bir kısmı, bilhassa sağ partilerin yurttaşlık politikaları marifetiyle artan nüfusun Kıbrıs Türk kimliğini ve kültürünü aşındırdığı endişesini taşırken, bu politikaların ‘siyasi menfaat’ doğrultusunda Ankara’nın planlı ve programlı bir stratejisi olduğu iddiası tedricen güç kazanıyor.

Ek olarak, Türkiye kanadından gelen birtakım açıklamalar, kapalı kapılar ardında gerçekleştiği halde basına sızan görüşmeler, yelpazenin sağında yer alan bazı siyasi parti liderlerinin Ankara’ya daveti KKTC’de hükümetlerin icazetle kurulduğu ve bozulduğuna dair inancı kuvvetlendirirken, bu yaklaşımlar adada “Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesine müdahale” olarak algılanıyor.

Dolayısıyla kimlik, kültür ve siyasi irade odaklı haklı kaygılar önümüzdeki seçimi basit bir demokrasi şöleninden öte, ‘toplumsal varoluş mücadelesi’nin kritik bir muharebesi haline getiriyor.

Bu endişeler Ankara-Lefkoşa ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturtulmasını temenni eden Akıncı’da cisimleşirken, seçmenin yine ‘biat’ kültürünü reddettiğini açıklayan Akıncı’nın etrafında kenetlenmesine olanak sağlıyor.

Lakin bu sarsıntının etki alanı sadece siyasi ilişkiler değil, kırılmalar tabanda daha da keskin.

Kıbrıs Türk halkı 1974’ten kalma ‘minnet borcu’nun veya yapılan ekonomik yardımların her fırsatta ve her fikir ayrılığında kendisine hatırlatılmasından rahatsız.

Misalen, Türkiye toplumunun ekserisinin sahip olduğu ve sosyal medya vesilesiyle daha da fütursuzca dile getirilen “sizi biz kurtardık” yaklaşımı Kıbrıs Türk halkının izzeti nefsini zedeliyor ve zaten kültürel farklılıklara sahip iki toplum arasındaki uçurumu daha da derinleştiriyor.

Halihazırda tecrit altında bir toplum olmasıyla birlikte Türkiye halkıyla da teması kısıtlı olan Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs hakkında sahip olunan basmakalıp fikirlere, önyargılara ve arzusu hilafındaki politikalara tepkisini yine Türkiye’nin işaret ettiği adayın rakibine meylederek gösteriyor.

Bu gerçekler ışığında 11/18 Ekim’deki seçimlerde Akıncı’nın yeniden seçilmesi büyük bir olasılık olarak önümüzde duruyor.

Ancak son kararı yine Kıbrıs Türk halkı verecek.

 

*Gazeteci