'Yaşasın' demek ya da yaşatmak

Madem ki ölüm oruçları bir toplumsal çağrı için yapılıyor, neden biz avukatlar bu mahkûmiyet kararları verilirken o mahkeme salonunun önüne yığılmıyoruz? Neden yaşamda değil, artık yalnızca ölümde “biz” oluyoruz?

Utku Can Akyol*

İstanbul Barosu avukatlarından, Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi Ebru Timtik (32310) ölüm orucunun 238’inci gününde hayatını kaybetti. Av. Aytaç Ünsal ise bugün itibariyle açlık grevinin 208’inci gününde bulunuyor.

AKP’li Sandıklı Belediye Başkanı Ebru Timtik’in Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın katillerinin adliyeye girmesine yardım ettiğine hükmediyor ve devam ediyor.

.

Peki hangi yargı kararına göre? Hangi somut delile dayanarak? Diğer yandan, Afyonkarahisar’ın Sandıklı Belediye Başkanı’nın böyle bir konuyla ilgili tweet’i ciddiye alınmalı, üzerine konuşulmalı mı? Yargıyı elinde bulunduran iktidarın bakış açısını bu kadar yalın ve net yansıtıyorken, evet. Görüyoruz ki söz konusu bu erk için yargılama hiç de öyle hassas bir süreç değil, “sen yaptın, işte o kadar.” Peki Türkiye’nin bu siyasi ortamında politik bir eylem ve ifade aracı olarak ölüm oruçları neyi değiştirebilir?

Ben zaten defaten söylenmiş “utanıyoruz”lardan başka şeyler söylemek istiyorum. Neden hukuksuzluklar karşısında ölüm orucunun kritik sürece girmesinden önce birleşemiyoruz? Biz derken, bugünlerde neredeyse herkes gibi adalet arayan insanlardan da öte, barolara kayıtlı avukatlardan bahsediyorum. İstanbul Barosu söylem olarak yanındaydı ancak Av. Aytaç Ünsal’ın eşi Av. Didem Baydar Ünsal, uzun bir süre adliye önünde taşıdığı dövizle tek başınaydı.

.

Adil yargılanma talepleri uğruna hayatlarından vazgeçen insanlara “durun, yapmayın” demeye utanacağımızı söylüyoruz ki ben de Av. Halit Çelenk gibi, bunu söylemekten utanmıyorum. Madem ki ölüm oruçları bir toplumsal çağrı için yapılıyor, neden biz avukatlar bu mahkûmiyet kararları verilirken o mahkeme salonunun önüne yığılmıyoruz? Neden yaşamda değil, artık yalnızca ölümde “biz” oluyoruz?

62 yaşında, 16 yıl cezaevinde kalan Mustafa Yaşar; “Bugün yapılan ölüm orucu eylemlerine saygı duyuyorum ama bana göre doğru değil. Çünkü her şeyden önce toplumsal destekleri yok. Yarın ya da bu gece birinin ölümünü duyacağız. 15-20 kişiyle kahramanlar ölmez, halk yenilmez sloganıyla toprağa verilecekler. Bir ay sonra da unutulacak. Mustafa Koçak’ta olduğu gibi…” demişti.

Av. Fikret İlkiz Bianet’te yayımlanan “Elveda Demek ve Son Vermek” başlıklı yazısında şunları kaleme almıştı:

“… Ölüm orucundaki avukatları, var gücümüzle dertlerini, derdimizi, istediklerini, taleplerimizi; bir kelimeyle bile olsa, bir virgülle dahi ‘Heyyy orda kimse var mı? Sesimizi duyuyor musunuz?’ diye seslenerek anlatalım herkese… Seslerini, seslendirelim! Yaşamı bitirmemek için yapalım, ikna olmak için değil hapisteki avukat arkadaşlarımızla birlikte toplumu ikna etmek için hak aramak özgürlüktür, adil yargılanma herkesin hakkıdır diyelim.

Bunları yazmıştım… Avukat olarak yazmıştım. Artık ölüm oruçlarını yazmayacağım.

Yazıları sona erdirmek, yazmaya devam etmek ve dayanışmaya başka yollar arayarak sürdürmektir işimiz.”

Öncelikle İstanbul Barosu başta olmak üzere baroların keskinleşen ve bütünleşen tavrı dikkat uyandırıyor. Ancak İstanbul Barosu basın açıklamasında Yargıtay’ın önünde olan dosyayı ivedi biçimde incelemesi gerektiğinden bahsediyor, açık ve kaba bir dille ifade ediyorum “Yargıtay dosya falan incelemez.” Eleştirdiğimiz ve yargının alet olduğunu iddia ettiğimiz erkin gözünde yargılamanın sonucu zaten ölümdü.

Peki hür iradeleriyle ölüm orucuna başlayan insanlara ne diyelim? “Yaşasın, yaşatalım, utanıyorum” yazmak kolay. Ancak yaşasın demekle yaşamıyor işte. Yaşasın demekle değil, bizzat yaşayarak, mücadele ederek.

Kadın cinayetleri karşısında kazanılmaya başlayan tavrı bütün kadınlar, yılmadan, mücadeleyle oluşturdu. “Cinayetleri durduracağız” diyerek ortaya çıkan platform uzun vadede elde edilecek bir kazanım için yola çıktı. Barış İçin Akademisyenler’de güçlü ve birleşik bir mücadele vardı.

Sosyal medya üzerinden başlayan öfke Musa Orhan’ın yalnızca bir hafta tutuklu kalmasına yeterken, Rabia Naz dosyasının kapatılmasına etki edemedik. Yalnızca Twitter üzerinden de değil, yazarak, çizerek, eylemde bulunarak, miting yaparak, AKP’ye Eynesil’de seçim kaybettirerek dahi etki edemedik. Bu reaksiyonların neden yalnızca Twitter üzerinde kaldığının hukuki ve toplumsal boyutu ayrı bir tartışma konusu ancak görüyoruz ki şimdilik, elimizde olan bu.

Yaşatmak için yapılacak ilk şey, “yaşasın” demek yerine ölüm oruçlarını tartışmak. Önce yaşam diyorsak ölüm oruçlarını tartışmaktan korkmamak. Toplumsal eylem ve ifade biçimlerini kendi öznelliğiyle değerlendirmek. Fikret İlkiz’in söylediği gibi “başka yollar arayarak” dayanışmaya devam etmek. Korkmayın, ölüm oruçlarını tartışarak Süleyman Soylu olmayacağız, sadece yaşayacağız, yaşamaya devam edeceğiz.

*Avukat