İstanbul Sözleşmesi'ne Polonya’dan bakmak

Muhafakazar PİS hükümeti özellikle Duda, LGBT’yi komünizmden daha tehlikeli bir ideolojik yapı olarak tanımlarken, LGBT haklarının İstanbul Sözleşmesi ile birlikte hukuki bir zemin kazandığının farkında ve bundan büyük bir rahatsızlık duyuyor. AB devletleri içerisinde LGBT haklarına yapılan ihlallerin en fazla olduğu ülke Polonya.
Polonya'nın İstanbul Szöleşmesi'nden çekileceğini açıklayan Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro (Fotoğraf: Reuters)

Harun Güney Akgül*

Polonya ve Türkiye arasında otokratik-popülist siyasi gelişmeler üzerinden son dönemde yaşanan benzer gelişmelere bir yenisi olarak İstanbul Sözleşmesi tartışmaları eklendi. Her ülkede de sağcı hükümetlerin sözleşmeden çıkma isteklerinin temelinde, kalıcı bir toplumsal dönüşümü tamamlamak yatıyor. İstanbul Sözleşmesi eşitlik, özgürlük gibi sağcı iktidarların mücadele ettiği temel konuları barındırdığı için bu toplumsal dönüşümün önünde engel olarak algılanıyor.

2015 yılında iktidarını kaybetmeden hemen önce Sivil Koalisyon Partisi (PO) tarafından imzalanan İstanbul Sözleşmesi bugün Polonya’da muhafazakâr iktidar tarafından toplumu yıkmak için sol kanat tarafından sistem içerisine sokulmuş bir Truva atı muamelesi görüyor. Seçim kampanyası süresince geleneksel aile değerleri üzerinde duran başkan Duda’nın tekrar seçilmesinin ardından ilk icraat olarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek için harekete geçilmesi, özellikle kadın haklarını savunan sivil toplum örgütlerinde şok etkisi yarattı ve bu tepkilerini birçok şehirde sokağa çıkarak gösterdiler.

Polonya’da kadın örgütlerinin mücadelesi 18’inci yüzyıla kadar uzanıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı aralığında 80’den fazla örgüt kuran ve farklı şehirlerde çeşitli kadın kongrelerini organize eden Polonyalı kadınlar 1918’de Polonya’nın özgürlüğünü kazanması ile birlikte erkekler ile birlikte eşit seçme ve seçilme hakkına sahip oldular. Rusya işgalinde geçen komünist dönemde sivil toplum kuruluşların yasaklanması ile birlikte örgütlü bu tür faaliyetler sonlandırılırken, 1945 yılında komünist yönetimin gözetimi altında kurulan Kadın Ligi adlı kitle örgütü “kadınlar için eşit haklar” sloganı ile ilk kongresini 1951 yılında toplayabildi. Kongrede altı yıllık ekonomik kalkınma planı süresince kadınların en az üçte birinin işgücüne katılımını teşvik etmek, kadınların günlük yaşam ve eğitim planlarını iyileştirmek gibi bir dizi kararlar alındı. Komünist dönemde kurulan birliklerin birinci önceliği rejimi korumak olduğundan, bu tür birliklerin asıl amacına ulaştığını söylemek zor olsa da, toplum içerisinde kadınların örgütsel bağlarını korumayı başarmış oldukları görülüyor. ‘Solidarity’ yani dayanışma ile birlikte komünist dönemin son bulması ile kadınlar olmadan demokrasi kurulamayacağını söyleyen kadın örgütleri, komünist dönem sonrası Yeni Polonya’nın kuruluşunda önemli bir rol oynadı. Cinsiyet eşitliğinin de tartışılmaya başlandığı bu dönemde yeni örgütlenmeler ile Polonyalı kadınlar başta kürtaj olmak üzere, pek çok cinsiyet eşitsizliği hakkında mücadeleye başladılar. 1990’dan bu yana 400’e yakın kadın örgütü kurulurken bunlar arasında dernekler, federasyonlar, kulüpler, vakıflar, yardım kuruluşları, dini temelli gruplar, siyasi partiler ve sendikalar içindeki gruplar ve kadın çalışma merkezleri bulunmaktadır. Komünist dönemin son bulması ile yıllar içinde toplum üzerindeki etkisini yükselten Katolik Kilisesi altında örgütlenen kadın örgütleri ile feminist hareketten gücünü alan kadın örgütlerini ayrıştıran temel konu kürtaj iken, geleneksel aile modeli ve kadının aile içinde oynaması gereken rol de bu temel ayrışmayı besleyen konular olarak geçmişten bugüne kadar gelmeyi başardı. Diğer yandan kilisenin kadın örgütleri üzerindeki etkisinden dolayı Polonya’da kadın örgütlerinin direnişinin istenilen düzeye ulaşamadığından bahsedebiliriz.

Bugün ise kilise ile ilişkileri güçlü olan muhafazakâr Hak ve Adalet Partisi (PİS), Duda’nın seçimi tekrar kazanmasından cesaretle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye kararlı gözüküyor. 1993 yılında yine kilisenin isteği ile uygulamaya konan kürtaj yasağını 2016 yılında daha da ağırlaştırmayı düşünen PİS karşısında kadın örgütleri geniş çaplı grev kararı almasından sonra geri adım atmak zorunda kaldı. Bob Marley’in şarkısını Lehçeye uyarlayarak “No women, No Kraj” (Kadın yoksa Ülke de yok) pankartları ile geniş çaplı yapılan gösteriler dünya kamuoyunda geniş yankı bulmuştu. Bugün gelinen noktada iktidar mensupları tıpkı Türkiye’de olduğu gibi aile içi şiddetin önlenmesi gerektiği konusunda hemfikir olsa da, anlaşmanın toplumsal cinsiyetin (biyolojik bir yapıdan ziyade) bir “sosyal yapı” olarak tanımlanmasını içeren maddeler ile sorun yaşıyor. Muhafakazar PİS hükümeti özellikle Duda, LGBT’yi komünizmden daha tehlikeli bir ideolojik yapı olarak tanımlarken, LGBT haklarının İstanbul Sözleşmesi ile birlikte hukuki bir zemin kazandığının farkında ve bundan büyük bir rahatsızlık duyuyor. AB devletleri içerisinde LGBT haklarına yapılan ihlallerin en fazla olduğu ülke olarak dikkat çeken Polonya’da son olarak bazı yerel yönetimlerin LGBT bireylerinden ve haklarından arındırılmış bölgeler ilan etmesi, AB merkezi yönetimi tarafından tepki ile karşılandı. 28 Temmuz’da Twitter üzerinden “AB değerlerine ve temel haklara üye devletler ve ulusal makamlar tarafından saygı duyulmalıdır” diye yazan Birliğin Eşitlik Komisyonu başkanı Helana Dalli bu nedenler ile altı yerel yönetimin Birlik’e yapmış olduğu proje başvurularının reddedildiğini açıkladı.

Varşova Belediye Başkanı ve bir önceki başkan adaylarından Trzaskowski ve Başkan Duda arasında bu hafta gerçekleşmesi beklenen buluşmada Polonya kamuoyunda ayrışılan konularda uzlaşmaya varılacağı yönünde bir beklenti hakim. Fakat özellikle LGBT grupları üzerinde korku atmosferi yaratan, her fırsatta ırksal ve dini değerleri toplumsal aidiyetin koşulları olarak ortaya koyan muhafazakâr iktidarın, önünde engel olarak gördüğü İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını çekmesinden geri adım atması zor görünüyor. Bu gelişme ile birlikte LGBT ve kadın örgütleri önümüzdeki dönemde hükümete karşı daha sert tepki gösterecektir. Duda karşısında seçimi az bir oyla kaybeden Trzaskowski’nin muhafazakâr iktidar ile mücadelede siyaseti yeterli görmediği için kendi partisinden bağımsız yeni bir sivil örgütün kurulmasına çaba sarf ettiği bugünlerde, LGBT bireylerin ve kadınların direnişine sağlayacağı katkı ve politik aitlik duygusu hissetmeyen insanları organize edebilme yeteneği göstermesi, muhalefet için Polonya siyasetini şekillendirecek başat unsurlar olacaktır. Türkiye’de muhalefetin bu yaşananlardan yola çıkarak otokratik iktidar karşısında biran önce daha etkin hale gelebilmesi için, LGBT ve kadın örgütlerini de içerisine alan eşitlik, özgürlük, demokrasi temelli tüm bileşenler ile birlikte ortak bir sivil dayanışma örgü içerisinde bir araya gelmesi, bugün gelinen noktada daha büyük bir ehemmiyet kazanmıştır. LGBT, kadın ve azınlık hakkının korunmasının yanında CHP’nin azınlık hükümetini dışarıdan destekleyen ruh halinden çıkması da bu formülün içinde saklı.

*Doktora öğrencisi, Wroclaw Üniversitesi Siyaset Bilimi