Suriyeli kadınların çifte dezavantajlılığı

Basında çıkan haberlere ve çeşitli araştırmalara göre ayrıştırıcı dil ile Suriyeli kadınlar toplumda kadınlıkları üzerinden ötekileştiriliyor. Örneğin, savaştan kaçan bir kadının Türkiye’ye gelip makyaj yapması sorgulanır hale geliyor ve bunda kötü bir amaç aranıyor. Doğurganlıkları üzerinden hedef gösteriliyorlar. Suriyeli kadınların yüksek oranda hamilelik yaşadığı ve böyle giderse Türk neslinin tehlikede olduğunu düşünen bir grup var.

Özden Öz*

Suriye’de iç savaşın patlak verdiği 2011 senesinde Suriye’ye yönelik açık kapı politikası uygulamaya başlayan Türkiye bugün sayıları yaklaşık 4 milyona gelen Suriyeliye geçici koruma statüsü kapsamında ev sahipliği yapıyor. Tarihsel olarak bir göçmenler ülkesi olmayan Türkiye’nin günümüzde dünyanın en çok mülteci barındıran ülkesi konumuna gelmesi beraberinde çeşitli sorunlar da getirdi. Bunların arasında esas olarak Suriyeli sığınmacıların Türkiyeli vatandaşlar gözünde çeşitli açılardan ötekileştirilme sorunu var. Suriyelilere yönelik negatif algılar özellikle ekonomik ve kültürel açılardan incelikle ele alınması gereken bir konu. Ancak bu yazıda Suriyeli sığınmacılara yönelik negatif algılara toplumsal cinsiyet temelinden kesişimsel feminizmle bakarak Türkiyeli vatandaşların toplumda Suriyeli sığınmacıların yarısını oluşturan kadın sığınmacılara yönelik tehdit algılarını anlamlandırmaya çalışacağım.

Özellikle 2018 yazında başlayan ekonomik kriz ve artan Suriyeli sığınmacı sayısıyla toplumsal alanda Suriyelilere yönelik artan tehdit algısının bir sonucu olarak artan nefret söylemi ve şiddet olaylarıyla mütemadiyen karşılaşıyoruz. Şiddetin öznesi potansiyel olarak tüm Suriyeli sığınmacılar iken, cinsiyet temelli bir bakış açısıyla, Suriyeli kadın sığınmacılar bu şiddete farklı biçimlerde uğruyor. Savaşın vahşi atmosferinde sistematik şiddet ve tacize uğramış kadınların Türkiye’ye gelmelerinin ardından günlük yaşamlarında şiddetin son bulduğunu söylemek yanlış olur. Basında çıkan haberlere göre ilginç nokta Suriyeli kadınların toplumsal alanda maruz kaldığı söyleme dayalı şiddetin büyük bir kısmının Türkiyeli erkeklerin aksine Türkiyeli kadınlardan geliyor olması. Örneğin Suriyeli kadınların çok fazla makyaj yapması, kafede nargile içmesi, kamusal alanlarda sesli biçimde gülmesi, ev işlerinde yeterince iyi olmamaları, gece dışarı çıkmaları, Türkiyeli erkeklerle evlenmeleri, dar kıyafetler giymeleri, tesettür biçimleri günlük yaşamda Suriyeli kadınlara yönelik olan bazı iddialar ve eleştiriler. Bu eleştirilere kesişimsellik kuramından baktığımızda aslında alt metinde Suriyeli kadınların cinsiyet ve göçmen kimliklerinin kesişiminden gelen çifte dezavantajlılık ve sonucunda şiddete karşı savunmasızlık durumunu görüyoruz. Gelen şiddetin söylemsel analizi yapıldığında ise aslında şiddetin ardında gizlenen milliyetçilik ve cinsiyetçiliğin kesişmesi sonucunda ne tür bir şiddet biçiminin ortaya çıktığı anlaşılıyor ve şiddetin ideolojik boyutu berraklaşıyor. Türkiyeli kadınların Suriyeli kadınlarla rekabete girdiği konulardan da (ev işi, yemek pişirme, çocuk bakımı gibi) toplumsal cinsiyet rollerinin yerleşikliği ve bu rollerin ulusal kimlikler üzerinden yüceltildiğini anlayabiliriz.

Basında çıkan haberlere ve çeşitli araştırmalara göre yukarıda örneklerini verdiğim ayrıştırıcı dil ile Suriyeli kadınlar toplumda kadınlıkları üzerinden ötekileştiriliyor. Örneğin, savaştan kaçan bir kadının Türkiye’ye gelip makyaj yapması sorgulanır hale geliyor ve bunda kötü bir amaç aranıyor. Doğurganlıkları üzerinden hedef gösteriliyorlar. Suriyeli kadınların yüksek oranda hamilelik yaşadığı ve böyle giderse Türk neslinin tehlikede olduğunu düşünen bir grup var. Ancak diğer yandan “Suriyeli kadınlar” olarak Google’da arama yapıldığında, önümüze çıkan sayfaların çoğunlukla Suriyeli kadınlarla evlilik, makyaj ve güzellik sırları, tanışma siteleri olduğu görülüyor. Ayrıca Google Trends’e göre Suriyeli kadınlarla ilişkili olarak yapılan aramaların birçoğunun eş bulma amaçlı yapıldığı ve bu aramaların Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaştığı görülüyor (Kütküt, 2017). Bu durum aslında gizliden gizliye kendini internet ortamında belli eden Suriyeli kadınlara yönelik bir ilginin olduğu ancak diğer yandan da kamusal alanda Suriyeli kadınların açık olarak şiddet söylemlerine maruz kaldığını gösteriyor. Bu durumda Suriyeli kadın Türkiyeli vatandaş gözünde sadece bir Suriyeli kadın değil, yeterince Müslüman olmayan, dar kıyafetler giyen, Türkiyeli kadınların kocalarını çalan bir profile bürünüyor. Bu tarz ayrıştırıcı söylemler nedeniyle daha izole bir hayat sürmeye itilen Suriyeli kadınlar toplumsal uyum konusunda zorluk yaşıyorlar (Özüdoğru, 2018). Özellikle savaşta eşini kaybetmiş Suriyeli kadınlar aile içinde yeni roller ve sorumluluklar üstleniyor ve sorumluluklar arttıkça karşılaştıkları zorluklar da artıyor (Buz, 2016). Ayrıca Türkiye’de dul bir kadın olmanın toplumsal baskılarını yaşayan Suriyeli kadınlar için ikinci eş olma durumu kaçınılmaz bir hal alıyor. Gelecekleriyle ilgili endişeler taşıyan ve ekonomik güçlükler içinde olan Suriyeli kadınlar için evlilik bir kurtuluş. Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşan ikinci eş olma durumu özellikle bölgede yaşayan Türkiyeli kadınların Suriyeli kadınlara karşı artan düşmanlığında en önemli etkenlerden biri. Ancak çok eşlilik Suriye’de yasal güvence altında ve birçok Suriyeli kadın, Türkiyeli kadınların “kocalarımızı çalıyorlar” tepkilerine anlam vermekte zorluk yaşıyor ve Türkiyeli kadınlar tarafından adeta göz hapsinde tutulduklarını söylüyorlar (Özüdoğru, 2018). Bu yönüyle üzerlerinde büyük bir psikolojik baskı da hissediyorlar. Örneğin Kilis’te yaşayan İ.U Suriyeli kadınların kendi ihtiyaçlarını karşılatmak için buradaki Türkiye kadınların kocalarını kullandıklarını, ve çıkar amaçlı evlilikler yaptıklarını ifade ederek yetkilileri bu sorunun çözümü için göreve çağırıyor (Siyaset Cafe, 2015). Diğer yandan Şanlıurfa’da bir iş insanı olan Y.C, “eşimle kavga ettiğimde onu Suriyeli bir kadınla evlenmekle tehdit ediyorum. Bana Suriyeli metresimin olup olmadığını soruyor. Henüz olmadığını söyleyerek üzerinde hakimiyet kurabiliyorum.” diyor (Duman, 2017). Bölgede Suriyeli kadınlarla evlenmek bir ticarete dönüşmüş durumda. Basına yansıyan haberlere göre Gaziantep’te yaşayan K.D., 60 Suriyeli kadını Türkiyeli erkeklerle evlendirdiğini söylüyor ve ekliyor: Türkiye’nin her yerinden erkek beni arıyor ve Suriyeli kadınlarla evlenmek istiyorlar. Suriyeli kadınların daha sadık olduğunu ve az konuştuklarını söylüyorlar ve bu nedenle evlenmek istiyorlar. K.D.’ye göre bir Suriyeli kadınlarla evlenmenin maliyeti yaklaşık 10 bin TL ve düşük maliyet nedeniyle de tercih ediliyor (Oda TV, 2014). Türkiyeli erkekler de büyük çoğunlukla Suriyeli kadınların savunmasızlıklarından yararlanıyor. Suriyeli kadınlarla evlenen Türkiyeli erkekler Suriyeli kadınları birer ganimet olarak görüyor ve aslında onlara iyilik yaptıklarını düşünüyorlar (Duman, 2017). Ve bu tür evliliklerin zannedildiği gibi sadece kırsal alana özgü değil günümüzde şehir merkezlerinde de yaygınlaştığı görülüyor (Duman, 2017). Forum sitelerinde yapılan yorumlarda ise Türkiyeli kadınlar Suriyeli kadınların baş örtüsünün samimiyetine inanmadıklarını ve masum görünmek için taktıklarını ifade ediyorlar. Bu yargılardan Suriyeli kadınların göçmen ve etnik kimliğinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen tarafı apaçık ortaya çıkıyor. Bu sorunun varlığını Suriyeli kadınların basında çıkan demeçlerine bakarak da görmek mümkün. 29 yaşındaki C.İ, tekrar doğma şansı olsa Ankara’da doğmak istediğini, Türk kadını olmanın bir ayrıcalık olduğunu söylüyor (İzci&Coşkunarda, 2019). Türkiyeli bir erkekle evli olan B.M, görümceleriyle iyi geçinemediğini ve görümcelerinin ona “Suriye’de fakirdin buraya gelince şımardın” dediğini söylüyor (İzci&Coşkunarda, 2019). 1500 euro karşılığında Türkiyeli bir erkeğe satılan ve şimdi kampta ailesiyle birlikte yaşayan N. ise eşinin ona gerçek bir kadınla, yani bir Türk kadınıyla evlenmek istediğini söylediğini ifade ediyor (DW Türkçe, 2015). Kadına Yönelik Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi Suriyeli kadınların bir ticari meta gibi görüldüğünü ifade ediyor. Kadın kaçakçılığının Suriyeli kadınlar arasında çok yaygın olduğunu ve bu kadınlardan “patates” olarak bahsedildiğini öne sürerken, kadınlara güzelliklerine ve yaşlarına göre değer biçildiğini söylüyor (Kaya, 2017). En kötüsü ise Suriye sınırında kadın kaçakçılığının hayatın akışında normallik kazanması (DW Türkçe, 2015).

Kesişimsel feminizm teorisiyle bilinen Kimberlé Williams Crenshaw, bu teoriyi özellikle cinsiyet ve ırk arasındaki ilişkiyi vurgulamak için kullanıyor. Crenshaw toplumsal cinsiyet kavramının bir dönüşüm içinde olduğunu öne sürüyor (Crenshaw, 1991). Önceleri kadına yönelik şiddet mahremiyet içinde ele alınırken, günümüzde buna sosyal ve politik bir sorun olarak yaklaşılıyor. Bu dönüşüm kapsamında akademide toplumsal cinsiyet çalışmaları da bu değişime adapte oluyor ve bu kesişimsel feminizm bu adaptasyon sonucu ortaya çıkıyor. Bu yolla cinsiyet sosyal kategoriler içinde anlam kazanan ve bu nedenle de politik olan bir kavram olarak kullanılıyor (Crenshaw, 1991). Crenshaw biraz daha ileriye giderek ABD’de yaşayan beyaz ve siyah kadınların deneyimlerinin ırklarının ve cinsiyetlerinin kesişiminden dolayı farklılık gösterdiğini ve bu nedenle patriyarka tarafından aynı düzeyde ezilmeye maruz kalmadıklarını öne sürüyor. Türkiye’deki duruma baktığımızda ise ABD’de yaşanan durumun, aynısı olmasa da, bir benzerinin Türkiyeli ve Suriyeli kadınlar arasında yaşandığını söylemek mümkün. Türkiye’de ciddi boyutlara ulaşan Türkiyeli kadınlar ve Türkiyeli erkekler arasındaki eşitsizliğin yanı sıra, Suriyeli kadınlar ve Türkiyeli kadınlar arasındaki eşitsizliği böylece görüyoruz. Bu yönüyle Suriyeli kadınlara yönelik ayrımcılık Türkiyeli kadınların maruz kaldığından daha katmanlı bir hal alıyor. Toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa değinirken de Türkiyeli ve Suriyeli kadınları aynı kefeye koymadan, farklı arka planlarının bilincinde olarak analiz etmeli ve uyum politikalarına da bu pencereden yaklaşmalıyız. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarında kesişimselliğin görmezden gelindiği her an, ezilen etnik kimliğin mensubu olmak, engelli olmak, yaşlı olmak gibi sosyal kategoriler maalesef sabit ve değişmez olarak ele alınıyor. Türkiyeli ve Suriyeli kadınların sorunlarına içinde bulundukları sosyal kategorileri hesaba katmadan baktığımızda Suriyeli kadınların problemleri toplumda maalesef daha da görünmez hale geliyor.

Ek olarak, kesişimselliğin ve etkilerinin sadece Suriyeli kadın sığınmacılarla ilişkili bir durum olmadığını, dünyanın her yerinde mülteci ve sığınmacı kadınların benzer problemler yaşadığını, ve özellikle bu sorunların çözümü konusunda hukuki açıdan birçok boşluk olduğu biliniyor (Pittaway&Bartolomei, 2001). Bu açıdan uluslararası organizasyonların sığınmacı kadınların deneyimleri konusunda toplumsal cinsiyet temelli bakış açısını benimsemeleri büyük önem taşıyor.

Kaynakça

Bozan, İ. (2 Ocak 2017). Tuba Duman’la söyleşi ‘Suriyelilerle 2. evlilik sosyal sorun‘.

Buz, S. (2006). Kadın ve göç ilişkisi: Sığınan ve sığınmacı kadınlar örneği. (Yayınlanmamış)

Coşkunarda, G., & İzci, İ. (10 Mart 2019). Yaşamıyoruz ama ölü de değiliz…Türkiye’nin 4 farklı şehrinden Suriyeli 53 kadın anlatıyor.

DW Türkçe, (8 Temmuz 2015).

Kaya , S. (24 Aralık 2017). Suriyeli kadınlar patates değil insan! 

Kütküt, Ö M. (2017, June 11). ‘Big Data’ Bize Mülteci Alanındaki Yeni Bir Sorunu İşaret Ediyor: Suriyeli Kadınların Cinsel İstismarı.

Özüdoğru, B. (2018). Yalnız Yaşayan Suriyeli Kadınlar: Adana Örneği. Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 8(15), 1134-1162

Pittaway, E., & Bartolomei, L. (2001). Refugees, Race, and Gender: The Multiple Discrimination against Refugee Women. 32.

Siyaset Cafe. (17 Eylül 2015). Suriyeli kadınlar yuva yıkıyor.

Suriyeli kadınlar Türk erkeklerinin aklını çeliyor. (10 Eylül 2014).

T24. (17 Eylül 2018). Suriyeli kadınlar anlatıyor: Evleneceğim, en azından çocuklarımla yaşayacağım bir evim olur.

Williams Crenshaw , K. (1991). Mapping the Margins: Intersectionality, Identity Politics, and Violence Against Women of Color. (6), 1241–1299. doi:

 

*FAU Erlangen Nürnberg İnsan Hakları Yüksek Lisans programı