‘Hapishanelerden her hafta en az dört-beş tabut çıkıyor’

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de insan hakları ve demokrasi konularında söylenenler ile yapılanlar ya da yaşanan gerçekler birbirini tutmuyor, hele hapishaneler söz konusu olduğunda bunu bütün açıklığıyla görüyoruz. Bu tutarsızlığı ortadan kaldırabilmek için insan hakları ölçütlerinin uygulanmasının soyut kuramlarla, göstermelik paketlerle sağlanamayacağını kavramamız gerekiyor. Hapishanelerde alıkoymanın ahlaki temelleri uluslararası birçok sözleşme ile garanti altına alınmıştır. Hapishane yönetimleri sadece iktidarlara bırakılamayacak kadar önemlidir ve bu konuda sivil toplum örgütlerinin daha fazla emeğine ve medyanın izleme ve haber yapmaya devam etmesi gerekiyor.

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç

Avrupa Konseyi'nin hazırladığı ve üye ülkelerdeki cezaevlerinin durumunu ortaya koyan, hükümlü sayıları ve suçlara ilişkin istatistikleri de içeren rapor 2019 yılında yayınlanmıştı. Türkiye'nin üyelerinden birisi olduğu Avrupa Konseyi'nin 2016 ile 2018 arasında konu ile ilgili istatistiklerini içeren rapora göre Avrupa'da mahpus sayısında yüzde 6,6 gerileme yaşanmış. Avrupa‘da toplam hükümlü sayısında düşüş gözlenirken, Türkiye, gönderilen verilerdeki tutarsızlıklardan dolayı listede yer almamıştı. Türkiye'nin gerekli istatistiklerin yer aldığı formları doldurduğu, ancak veriler açısından bazı tutarsızlıklardan dolayı bu istatistiklerin analizinin ve dökümünün raporun yayınlandığı tarihe kadar yetiştirilemediği söylenmişti. Adalet Bakanlığı ne yazık ki bu konudaki sorulara yanıt vermiyor. Üstelik ilgili sayfalarında verilere hala ulaşılamıyor.

Ancak geçmiş yıllara bakıldığında Türkiye'nin, her 100 bin kişiye düşen hükümlü sayısında Avrupa ortalamasının çok üzerinde olduğunu zaten biliyoruz.

Avrupa ülkeleri arasında Rusya'dan sonra hapishanelerinde en fazla mahpus bulunduran ülke Türkiye. 31 Ocak 2019 tarihinde hapishanelerde en çok mahpus bulunduran ülkelerin başında 563 bin 166 tutuklu ile Rusya ön plana çıkıyor. Bu ülkeyi 269 bin 806 mahpusla Türkiye takip ediyordu.

Türkiye’de hapishanelerin şartlarının bir türlü uluslararası standartlara ulaşamadığı gerçeğini hatırlatarak, ‘hapishanelerin genel olarak durumunu’ ve ‘hasta mahpuslar’ ın sorunlarını aktarmaya çalışacağım.

Türkiye’de bir ay önce, yani çok yakın zamanda, bir infaz yasası değişikliği yaşandı. Ne kadar mahpus tahliye edildi bilemiyoruz. Ancak sivil toplum örgütlerinin elindeki verilere göre bugün itibariyle cezaevlerinde 257 bin 316 mahpus var. Bunların 11 bin 580’i kadın, 2 bin 542’si (12-17 yaş arası) çocuk. Son on yılda, mahpus sayısı üç katına çıktı. Adalet Bakanlığı 10 yıl önce 2020 yılı hedefi için 300 bin mahpus öngörmüştü ve bu kapsamda hızlıca çok sayıda hapishane inşaatına başlanmıştı. Gerçekten de Adalet Bakanlığı, bir ay önceki infaz yasası değişikliği döneminde mahpus sayısı açısından bu hedefe, yani 300 bine ulaşmıştı.

Dünyada ve Avrupa ülkelerinin birçoğunda hapis yerine alternatif yöntemler aranırken, Adalet Bakanlığı hapsetmeyi birincil öncelik olarak almaya ve sürdürmeye kararlı görünüyor. Bir örnek verirsek, 83 milyonluk Almanya’da mahpus sayısı alınan önemli tedbirlerle ve alternatif uygulamalarla yıllardır hem artmıyor üstelik aşağı doğru iniyor. Ve yine Almanya her yıl bir hapishaneyi kapatıp kültür merkezine dönüştürüyor.

Türkiye, hapishaneler konusunda karanlık bir geçmişe sahip. Bugün daha mı iyi? Hayır, neredeyse dünü aratacak inanılmaz insan hakları ihlalleri yaşanıyor. Yarın daha iyi olabilir umudumuz ise bugünkü uygulamalar nedeniyle hızla tükeniyor. Uluslar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları kuralları iktidarların günlük işlemlerinde somut bir şekilde uygulanmalı, ihlallere son verilmeli ve sorumlular mutlaka hesap vermelidir. İşkence ve kötü muamele davalarında hapishane personelinin cezasızlıktan bol bol yararlandırıldığı görülmektedir. Cezasızlık işkence ve kötü muamelenin ortadan kaldırılmasında en büyük engeldir.

HASTA MAHPUSLAR DIŞARI TABUT İLE DIŞARI ÇIKIYOR

“… hasta tutuklu yaşamını yitirdi. X Kapalı Cezaevi’nde hükmen tutuklu bulunduğu sırada kanser olan ve Adli Tıp'ın infazın ertelenmesi yönündeki kararına rağmen tahliye edilmeyerek hastalığının son evresine kadar bekletildikten sonra tahliye edilen 64 yaşındaki mahpus, yaşamını yitirdi.”

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sivil toplum örgütlerinin bilgi edinme başvurularına verdiği cevaplarda ve İHD raporlarına baktığımız da 2000-2010 yılları arasında her yıl hapishanelerde yaşamını yitiren mahpus sayısı 100’lerin üzerine çıkmıştır. Bu sayı 2010-2020 yıllarında 300 lü rakamlara ulaşmıştır. Yine aynı raporlara göre 20 yılda 3.500 mahpus ölümü gerçekleşmiştir. Bu rakamlara bakılırsa Türkiye’de hapishanelerden her hafta en az 4 veya 5 tabut çıkmaktadır. Bu rakamları kabullenmemek gerekir. Bu kadar mahpusun ölümünün yeterince tartışılmıyor olması, çıkan tabutlara alışılması ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Ağır hasta mahpuslar üç aşamada ciddi sorunlar yaşıyorlar. Birincisi, hapishanede koşullar hastalığın iyileşmesini sağlayacak durumda değil. Sağlık kontrolü, yemekler, sıcaklık gibi koşulların sağlanıp sağlanmadığı muamma. İkincisi, mahkemeye ya da hastaneye götürülüp getirilirken ambulans yerine ring araçları kullanılıyor. Bu araçlar, hasta olmayan bir mahpus için bile işkenceyken, hasta bir mahpusun transferi için kullanılması bütün insan hakları kurallarının ihlali anlamına geliyor. Üçüncüsü de tedavi için geldikleri hastanelerdeki koşullar ve hastane personelinin davranışları, onur kırıcı. Tedavi, adeta bir işkenceye dönüşmektedir.

İHD’nin Mayıs 2020 tarihinde açıkladığı verilere göre, hapishanelerde kendilerinin tespit edebildiği 870 hasta mahpus bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı, sivil toplum örgütlerinin hapishanelerde çalışma yapmasının önünü açmadığı, aralarında Türk Tabipler Birliği gibi konunun birebir muhatabı olan kurumların da bulunduğu heyetlerin hapishanelerde sağlık taraması yapmasına izin vermediği için net sayının kaç olduğunu, hasta mahpusların kaçının durumunun ağır olduğunu bilemiyoruz. Sağlık hakkı gibi temel bir hakkın bilgisine ulaşamamak başlı başına bir sorundur. Sağlıklı bilgiye ulaşabilmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Her şehirde var olan ve bu sorunun ortadan kalkmasında önemli işlevi olabilecek olan Tabipler odasına hapishanelerde çalışma yürütmesinin yolu açılmalıdır, bu engel anlaşılabilir değildir.

Türkiye de mahpusların yasal düzenlemelere rağmen sağlık hizmetlerine ulaşımı, ayrımcılığa uğramadan hizmet almaları ve haklardan yararlanmalarında ciddi sorunlar yaşanıyor. Hasta mahpusların yaşadığı temel sorunların başında, kelepçeli muayene ciddi bir problem olmaya devam ediyor. Jandarma veya doktorun talebiyle mahpusun muayene odasında ve muayene esnasında kelepçeli olması isteniyor, mahpus bunu kabul etmediğinde muayene gerçekleşmeden hapishaneye geri dönülüyor. Diğer bir önemli sorun da mahpusların hapishanelerden hastanelere sevklerinde yaşanıyor. Sevkler çoğunlukla planlı ve düzenli bir biçimde gerçekleşmiyor. Sadece yatalak hastaların ambulans tipi bir araçla, diğerlerinin normal ring araçlarıyla nakillerinin gerçekleştirilmesi de ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Hastanelerde mahpus bekleme odaları ve yatışlı tedavi gören mahpusların kaldığı yerler insan sağlığına uygun durumda değil. Sivil toplum örgütlerinin uzun yıllardır dile getirdiği, bütün devlet ve üniversite hastanelerinin mahpuslara hizmet verebilmesi talebi hala gerçekleşmedi.

Türkiye, son 20 yıldır hapishaneler alanında ciddi bir yeniden inşa sürecine girmiştir. 2000 yılından Ocak 2020 tarihine kadar 92 yeni hapishane açılırken 268 hapishane de kapatılmıştır. 2020-2025 yılları arasında 121 yeni hapishane daha yapılması ve şu an 250 bin civarında olan kapasitenin 400 bine çıkarılması planlanmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın, ilgili devlet kurum ve yetkililerinin dayatmacı, STÖ’leri, meslek örgütlerini, akademisyenleri, söyleyecek sözü olan kurum, kuruluş ve kişileri bir kenara bırakıp kendi bildiğini okumacı yaklaşımı kabul edilemez bir durumdur. Üstelik de son yıllarda hapsetme bir ceza infaz yöntemi olarak ülkeler nezdinde tartışılmaya hatta bazı ülkeler hapishane ve mahpus sayısını azaltmaya başlamışken Türkiye’nin bunun tam tersi bir istikamette ilerlemeyi önüne hedef olarak koyması sonuna kadar eleştiriye açıktır.

Son infaz yasası eşit ve adil olmayan bir düzenleme olarak gerçekleşti. Siyasi düşünceleri nedeniyle Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi isimlerin ve bir çok gazetecinin uzun tutukluluk hali ne yazık ki devam ediyor. Topluma zararlı olabilecek mahpusları tahliye etmeme kriteri, içerde kalan ve çıkan mahpuslara dikkatli bakınca bütün umutlarımızı bitirdi. Kocaman bir haksızlık ve hukuksuzluk oluştu.

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de insan hakları ve demokrasi konularında söylenenler ile yapılanlar ya da yaşanan gerçekler birbirini tutmuyor, hele hapishaneler söz konusu olduğunda bunu bütün açıklığıyla görüyoruz. Bu tutarsızlığı ortadan kaldırabilmek için insan hakları ölçütlerinin uygulanmasının soyut kuramlarla, göstermelik paketlerle sağlanamayacağını kavramamız gerekiyor. Hapishanelerde alıkoymanın ahlaki temelleri uluslararası birçok sözleşme ile garanti altına alınmıştır. Hapishane yönetimleri sadece iktidarlara bırakılamayacak kadar önemlidir ve bu konuda sivil toplum örgütlerinin daha fazla emeğine ve medyanın izleme ve haber yapmaya devam etmesi gerekiyor.

COVID-19 salgını sürecinde de hapishanelerde neler oluyor hiçbir zaman sağlıklı bilgiye ulaşamadık. Salgın ile mücadele için gerekli önlemlerin alındığı konusunda hep kuşku içinde bırakıldık. Bu hem içerideki mahpuslar hem de onlar için dışarıda kaygılanan aileleri için yorucu bir süreç oldu.

Onarıcı adalet anlayışı yerine intikamcı adalet anlayışı sürdükçe bu konularda anlamlı mesafeler kat edilemiyor. Hapishanelere bakmaya ve insan haklarını konuşmaya devam etmeliyiz. Yıllardır birçok sivil toplum örgütünde ve aktivist olarak kapalı kurumlar konusunda çalışmalar yapmış birisi olarak, Türkiye’nin hapishaneler konusundaki adımlarının kaygı verici olduğunu düşünüyorum. Hapishanelerdeki yapısal dönüşümün ve olağanlaştırılmaya çalışılan hak ihlallerinin olağan olmadığını yüksek sesle söylemek istiyorum. İnsan hakları ihlalleri görünür olduğu oranda ve güçlü karşı çıkış talebiyle ancak azaltılabilir ve hatta istersek ortadan kaldırılabilir.

Haftaya hapishanelerde kötülüğün bir parçası olan veya olmak zorunda kalan "Gardiyanları/İnfaz Koruma memurlarını" yazmaya çalışacağım. Gazete Duvar bugünden başlayarak bana hapishaneler, ruh sağlığı hastaneleri, karakollar, yetiştirme yurtları vb kapalı kurumlarda insan hakları ihlallerini ortaya koyma, sizlerle paylaşma imkanı veriyor. Teşekkür ediyorum.

*İnsan hakları çalışanı