Türkler ve İsrailliler ülkelerindeki çatışmaya nasıl bakıyor?

Toplumdaki avantajlı grubun dışgrubun (ya da dezavantajlı grubun) çatışma anlatısını benimsemesi, hem daha fazla şiddet içermeyen çatışma çözümünü hem de daha az saldırgan politikaları desteklemesini sağlayabilir.

Özden Melis Uluğ*

2016-2017 yılları arasında University of Massachusetts Amherst’teki meslektaşlarımızla Türk-Kürt sorunu üzerine gerçekleştirdiğimiz çalışmamızın sonuçları Group Processes & Intergroup Relations adlı akademik dergide yayınlandı (buradan okunabilir). Araştırmayı bağlamına oturtmak için biraz arka plan bilgisi vermenin iyi olacağı kanaatindeyim. Öncelikle Türk-Kürt sorunu üzerine gerçekleştirdiğim doktora çalışmalarımda, 1) bağımsızlık, 2) hak, özgürlük ve demokrasi, 3) muhafazakâr-dindarlık, 4) ekonomi ve 5) terörizm olmak üzere beş adet çatışma anlatısı elde ettim (ayrıntılara buradan bakılabilir). Mevcut çalışmada bu çatışma anlatılarından 1) terörizm anlatısı (sorunu genel olarak PKK ve terörizm sorunu olarak görmek) ve 2) bağımsızlık anlatısı (sorunu Kürtler için bir bağımsızlık sorunu olarak görmek) olmak üzere sadece iki anlatıya odaklandık. Katılımcıların bu anlatıları benimsemelerinin gruplar arası ilişkiler bakımından ne gibi sonuçları olabileceğini araştırdık.

Birinci olarak bu iki çatışma anlatısını benimsemenin mağduriyetçi rekabetle (competitive victimhood), yani insanların kendi gruplarının dış gruptan daha fazla acı çektiğine inanmaları, ilişkisini anlamaya çalıştık. Bu çalışma kapsamında katılımcıların etnik kimlik sorusuna verdikleri cevaba dayanarak mağduriyetçi rekabeti katılımcı Türkse Türk-Kürt çatışması boyunca Türklerin kendi grubunun Kürtlerden daha fazla acı çektiğine inanması veya katılımcı Kürtse Kürtlerin kendi grubunun Türklerden daha fazla acı çektiğine inanması olarak ele aldık. İkinci olarak da, grupların rekabetçi mağduriyet içinde bulunmasının bireylerin 1) şiddet içermeyen çatışma çözümüne verdiği destekle, 2) saldırgan politikalara verdiği destekle ve 3) dışgrup üyelerini yaptıklarından dolayı affetmeyle nasıl ilişkili olabileceğini araştırdık.

.

Araştırmada toplumdaki güç dengeleri bakımından hem dezavantajlı olarak değerlendirilen (ör: Kürtler, Araplar) hem de avantajlı olarak değerlendirilen (ör: Türkler) taraflardan veri toplamayı amaçladık. Fakat dezavantajlı gruplardan yeterince veri toplayamamamız nedeniyle sadece avantajlı olarak değerlendirilen tarafa, yani Türklere, odaklandık. Sosyal medya üzerinden topladığımız veride kendisini Türk olarak tanımlayan 110 kişiyle analizlerimizi gerçekleştirdik.

Sonuçlarımız Türklerin terörizm anlatısını benimsemelerinin daha fazla rekabetçi mağduriyete inanmaları aracılığıyla, a) şiddet içermeyen çatışma çözümüne daha az destek vermeleri, b) saldırgan politikalara daha fazla destek vermeleri ve c) dışgrup üyelerini, yani Kürtleri, yaptıklarından dolayı daha az affetmeleri ile ilişkili olduğunu gösterdi. Öte yandan, sonuçlarımız Türklerin bağımsızlık anlatısını benimsemesi ile şiddet içermeyen çatışma çözümüne daha fazla destek vermeleri arasında bir ilişki bulduk. Ayrıca bağımsızlık anlatısını destekleme ile rekabetçi mağduriyet arasında anlamlı bir ilişki gözlemlemedik. Yani Türklerin Türk-Kürt sorununu Kürtler için bağımsızlık sorunu olarak görmeleriyle kendi gruplarının Kürtlerden daha fazla acı çektiğine inanması, saldırgan politikalar için destek vermesi veya Kürtleri affetmeleri arasında herhangi bir ilişki yoktu.

Daha sonra Türkiye bağlamında oluşturulan bu çatışma anlatılarının başka bir çatışma bağlamında da uygulanıp uygulanmayacağını anlamak amacıyla bir çalışma daha yürüttük ve İsrail’de kendisini Yahudi-İsrailli olarak tanımlayan 199 katılımcıdan veri topladık. İlk çalışmadaki katılımcıların çoğunluğunun politik ideoloji olarak sola yakın olması ve sonuçların genellenebilirliğinin sorgulanması sebebiyle ikinci çalışmada Midgam adlı bir araştırma şirketi aracılığıyla İsrail’de temsili bir örneklemden veri topladık. Bu çalışmada eldeki çatışma anlatılarını İsrail-Filistin çatışması bağlamına uyarladık ve teorik modelimizi test ettik.

Bu çalışmada, İsraillilerin terörizm anlatısını benimsemelerinin, daha fazla rekabetçi mağduriyete inanmaları aracılığıyla, a) saldırgan politikalara daha fazla destek vermeleri, b) şiddet içermeyen çatışma çözümüne daha az destek vermeleri ve c) dış grubu (yani Filistinlileri) daha az affetmeleri arasında ilişkili olduğunu gösterdik. Öte yandan, İsraillilerin bağımsızlık anlatısını benimsemesi, daha az rekabetçi mağduriyete inanma aracılığıyla, a) şiddet içermeyen çatışma çözümüne daha fazla destek vermeleri ve b) saldırgan politikalara daha az destek vermeleri ile ilişkili çıktı, ancak affetmeyle ilgili anlamlı bir sonuç bulamadık.

Her iki toplumda da avantajlı gruplarla gerçekleştirilen bu çalışmalar, avantajlı grubun kendi grubunun çatışma anlatısını benimsemesinin, kendi grubunu daha fazla mağdur olarak algılamasıyla ve bu rekabetçi mağduriyet algısının da iç grubun görece daha avantajlı olmasına rağmen, grubun güvenliği için saldırgan adımlar atması gerektiğine dair bir algıya yol açabileceğine işaret etmektedir. Fakat, toplumdaki avantajlı grubun dışgrubun (ya da dezavantajlı grubun) çatışma anlatısını benimsemesi, hem daha fazla şiddet içermeyen çatışma çözümünü hem de daha az saldırgan politikaları desteklemesini sağlayabilir. Böylece avantajlı grupların dezavantajlı gruplarla dayanışma içerisine girmesini sağladığından çatışma çözümü ve barış inşası için yeni kapılar da açılabilecektir.

 

*Dr., Sosyal Psikolog, Clark University, Massachusetts, USA