Bile bile zehir

Bugün dünyada yaklaşık bin, Türkiye’de ise 340 kadar pestisit etken maddesi kullanılıyor. DSÖ’ye göre, Türkiye’de kullanılan ”son derece tehlikeli”, ”yüksek seviyede tehlikeli” ve ”muhtemel kanserojen” olduğu belirtilen 13 tarım zehrinden sadece dördü, bakanlığın son genelgesi ile yasaklanma sürecine girmiş durumda.

Oya Ayman*

Manisalı çiftçi Cahit Döşemeciler, 1999 yılının bahar aylarında, üzüm bağına attığı böcek öldürücü yüzünden fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Acildeki doktorlar hemen müdahale ettiler ama yakınları Cahit Döşemeciler’in hayata dönmesi için saatlerce göğsünden sıcak nefes gelmesini bekledi. Sonunda Cahit Bey sıcak nefes almaya başladı ve hayata döndü. Ertesi gün hastaneden eve dönerken, bağında herhangi bir zehir kullanmamaya söz verdi ve 2000 yılında organik tarıma başladı.

Cahit Bey’in zehirlenmesinin üzerinden 21 yıl geçti ve bu hafta başında, sadece gıdayı üretenleri değil hepimizi yakından ilgilendiren bir haber aldık. Tarım ve Orman Bakanlığı 16 tarım zehirinin yasaklanmasına karar verdi ve yasaklanan zehirler arasında Cahit Döşemeciler’i 21 yıl önce ölümle burun buruna getiren klorpirifos etil de var. Bu madde sadece çiftçilerin değil, hepimizin sağlığını tehdit ediyordu. Sebze ve meyvelerde istenmeyen böcekler için kullanılan bu zehir, insanların, özellikle bebek ve çocukların beyin ve sinir sistemi üzerinde zararlı etkiler gösteriyor.

Çeltikten buğdaya, üzümden domatese, elmadan şeker pancarına kadar çok farklı ürünlerde yaygın olarak kullanılan 16 tarım zehirinin ithalat, üretim ve kullanımının durdurulmasını, Bakanlık, 2021 yılı sonuna kadar farklı aylara yayılan bir takvime bağladı. Bu takvime göre, ithalat ve üretimi gelecek aylarda durdurulacak olan bu zehirlerden dördü bu yıl sonuna kadar, sekizi 30 Eylül 2021’e kadar, üçü ise 2021 yılı sonuna kadar stoklardan kullanılmaya devam edecek.

Bir istisna dışında… Sadece klorpirifos etilin kullanımı hemen (21 Mayıs) yasaklandı. Çünkü Tarım ve Orman Bakanlığı bu etken maddenin ithalat iznini zaten dört yıl önce, Avrupa Birliği’nin (AB) yasaklamasının ardından durdurmuştu.

Cahit Döşemeciler’in ölümden dönüş hikâyesi, Türkiye’de ve dünyada pestisitlerden zehirlenen yüzbinlerce çiftçiyi temsil ederken, klorpirifos etilin Türkiye’de yasaklanma hikâyesi de, ülkemizde yıllarca kullanımına izin verilip uygulanan 200’e yakın pestisit etken maddesinin, 2010’dan bu yana AB’ye uyum sürecinde yasaklanma hikâyesiyle benzerlikler taşıyor:

Yıllardır pek çok insanın sağlığını riske atan, belki de ölümüne neden olan klopirifos etil AB tarafından 2016 yılının Ocak ayında yasaklandı. Özellikle elma, armut, şeftali, sofralık üzüm, patates, biber ve lahana olmak üzere gıda ürünlerinin çoğunluğunda klorpirifos etil için belirlenen ”maksimum kalıntı limiti” bir kiloda 0,01 miligram olarak belirlendi. Bu, analiz yöntemleri ile belirlenen en düşük miktar ve pratik olarak bakıldığında klopirifos etil kullanımının yasaklanması anlamına geliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Nisan 2016’da bu maddenin ithalatını durdurdu. Ve etiketinde sadece elma, armut, şeftali, bağ, patates, domates, biber, patlıcan ile meyve ve sebze genel tavsiyelerinden biri bulunan ve bu tavsiyelerden başka tavsiyesi bulunmayan, klorpirifos etil içeren pestisitlerin Mayıs 2016 sonuna kadar piyasadan toplatılmasına ve satışının sonlandırılmasına karar verdi. Kararda ayrıca, klopirifos etil içeren pestisitlerin ülkemizdeki kullanımının; kullanıldığı ürünlerde kalıntı vb. uygulamaların izlenmesi şartıyla, AB’nin 2018 yılında yapacağı değerlendirme göz önünde bulundurularak, aynı yıl bakanlıkça yeniden değerlendirileceği belirtiliyordu.

Bu karardan üç yıl sonra, Temmuz 2019’da, Zehirsiz Sofralar projesini yürüten Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yayımladığı bir açıklamada “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın web sitesinde, klorpirifos etil içeren çok sayıda pestisitin şeker pancarı, buğday, mısır, arpa, ayva, nohut, mercimek yetiştiriciliğinde halen tavsiye edildiği” belirtiliyordu. Böylece, klorpirifos etil içeren pestisitlerin, tamamen yasaklanmadığı ve piyasadan toplatılmadığı için elma, armut, şeftali, bağ, patates, domates, biber, patlıcan ürünlerinde kullanımı yasak olsa da, yurt dışından geri dönen ihraç ürünlerine bakıldığında, yasaklı kategorilerde hâlâ kullanıldığı anlaşılıyordu.

Sonunda geçen ay yayımlanan bakanlık genelgesi ile klorpirifos etilin kullanımı tamamen yasaklandı. Ancak o tarihe kadar piyasadan temin ediliyor olması, üreticiler tarafından bilinçli ya da bilinçsiz olarak, yasak getirilen alanlarda kullanılmasına olanak yarattı. Bu durum gıda güvenliği ve sağlık açısından önemli sakıncalara neden olurken, ihracat açısından da Türkiye’nin güvenilirliğini zedeledi.

Tam bir, bile bile lades durumu!

Bakanlığın 16 pestisit etken maddesini yasaklama kararı elbette olumlu bir adım. Ama bu adım yanıtlanması gereken soruları da berberinde getiriyor. Toplum ve çevre sağlığına yönelik tehditleri bilinen, gıda güvenliği ve dış ticaret itibarını zedeleyen bir zehirin kullanımının yasaklanması için yıllarca beklenmesinin nedeni ne olabilir? Çiftçinin, tarım işçilerinin, halkın, yaban hayatının, toprağın, suyun sağlığının hiçe sayılması karşısında, şirketlerin ayakta kalmasının ya da stokların eritilmesinin bir önemi olabilir mi? Ya da istediğiniz kadar verim elde edin, pestisitlerin neden olduğu sağlık ve çevresel maliyetler karşısında bu verimin bir anlamı var mıdır?

Yasaklanan 16 etken madde arasında böcek, ot ve mantar öldürücüler ile depolamada kullanılan fare zehiri de var. Her ne kadar ”gıda” ve ”zehir” yan yana gelmemesi gereken iki madde olsa da, bu etken maddeler sadece çiftçilerde değil, kalıntı yoluyla bu gıdaları tüketenlerde de kanserle birlikte, hormon sistemi, üreme sistemi ve sinir sistemini bozucu etkiler gibi akut ve kronik sağlık sorunlarına neden oluyor, arıları ve faydalı böcekleri öldürüyor, biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor, toprağı ve suyu kirletiyor. Üstelik kullanılan pestisitlerin yüzde 98’den fazlası uygulanan alan dışındaki ortamlara dağılıyor ve hedef olmayan canlı türlerine bulaşıyor.

16 pestisit etken maddesinin yasaklamasına dair gerekçelere gelince… Bakanlığın konuyla ilgili resmi yazısında, insan ve çevreye olumsuz etkilerden, uygulayıcılar açısından oluşturduğu risklerden ve yeraltı sularını kirletmesi gibi nedenlerin yanında başka gerekçeler de sıralanıyor: Toksikolojik çalışmaların yetersizliği, üretici firmaların desteğini çekmesi ve istenilen çalışmaları sunmaması, AB ülkelerine yapılacak yaş sebze ve meyve ihracatında sıkıntıların yaşanması, Gümrük Birliği anlaşması gereği yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi, alternatif bitki koruma ürünlerinin bulunması.

Bugün dünyada yaklaşık bin, Türkiye’de ise 340 kadar pestisit etken maddesi kullanılıyor. DSÖ’ye göre, Türkiye’de kullanılan ”son derece tehlikeli”, ”yüksek seviyede tehlikeli” ve ”muhtemel kanserojen” olduğu belirtilen 13 tarım zehirinden sadece dördü, Bakanlığın son genelgesi ile yasaklanma sürecine girmiş durumda.

Bu noktada bakanlığın sıraladığı yasaklama gerekçeleri, benzer zararları gösteren etken maddelerin neden yasaklanmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Çünkü bu gerekçeler, Buğday Derneği öncülüğünde 100’ü aşkın kurum ve inisiyatif tarafından oluşturulan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın, 135 bin kişinin imza desteğiyle birlikte yasaklanmasını talep ettiği 13 tarım zehirinin tümü için geçerli. Bu nedenle DSÖ tarafından aynı tehditleri içerdiği belirtilen 13 etken maddeden dördü yasaklanırken diğer dokuz etken maddenin neden yasaklanmadığı da yanıt bekleyen sorular arasında.

Öte yandan yasaklanan pestisitler arasında, Aralık 2019’da, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın üniversitelerden görüş istediği, 41 etken maddeden 14’ü de var. Oysa söz konusu 41 etken maddenin tümü benzer zararlı etkileri (kanser yapıcı, hormonal ve üreme sistemine zarar veren, arıları ve su canlılarını öldüren vs) gösteriyor. Bu konuda Buğday Derneği’nden Turgay Özçelik de, Zehirsiz Sofralar Ağı olarak bakanlıktan açıklama beklediklerini söylüyor: “AB, bu 41 etken maddeden 32’sini yasakladı, kalan 9 maddenin yasaklanmasını da gündeme aldı. Elbette tek bir zehirden kurtulmak bile sevindirici ama bizde neden sadece 14’ü yasaklandı? Geriye kalan tarım zehirleri de yasaklanacak mı? Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan bu konuda tatmin edici bir açıklama bekliyoruz.”

Soru işaretleriyle dolu bu tabloya rağmen, 16 tarım zehirinin yasaklanma kararı, sadece bu konuda çaba gösteren sivil kuruluşlar için değil, iyi haber hasreti çektiğimiz bu günlerde, sosyal medyada on binlerce kişi tarafından paylaşılan umut verici bir gelişme oldu. Ancak yasaklama tek başına bir çözüm değil. Yasakları koyarken, hastalıklar, istenmeyen böcekler ve yabancı otların neden giderek daha fazla sorun haline geldiğini irdelenmesi; agroekolojik yöntem ve girdilerin desteklenmesi ile ekolojik üretim yapan üreticilerin teşvik edilmesine yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Bu anlamda pestisit yasaklamalarında, geç de olsa AB uygulamalarını örnek alan Türkiye, Avrupa Komisyonu’nun haziran ayı başında açıkladığı “tarım sisteminde reform yapılması gerektiğini” kabul eden kararını da örnek alabilir: Söz konusu karar, 2030 yılına kadar pestisitlerin genel kullanımı ve yüksek derecede tehlikeli pestisit kullanımını yüzde 50 azaltmayı ve pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesini hedefliyor. Karar, aynı zamanda 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin yüzde 25’inin organik tarıma ayrılması ve pestisitlerin kentsel yeşil alanlarda yasaklanması hedefini içeriyor.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı da, bir yılı aşkın süredir yürüttüğü Zehirsiz Kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, zehirsiz tarıma geçiş yönünde politikalar izlemesini ve kademeli bir geçiş ile 2030 yılında pestisitlerin yasaklanmasını talep ediyor. Bu geçişin gerçekleşmesi için tek ürün yetiştiriciliğine dayalı üretim ve yüksek kayıp ve israfın olduğu tüketim sistemimizi, yerel koşullara uygun ve ekonomik açıdan üretici ile tüketiciyi tatmin edecek ekolojik bir sistemle değiştirmemiz gerekiyor.

Sağlık Bakanlığı nasıl Covid-19 konusunda DSÖ uyarılarını dikkate alarak AB ülkelerinden bağımsız şekilde Türkiye’ye özgü önlemler aldıysa, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın da, aynı örgütün uyarılarını dikkate alarak AB ülkelerini beklemeden; doğal varlıkların devamlılığını, toprağın onarımını, gıda güvenliğini ve çiftçi refahını bütün olarak ele alan politikaları hayata geçirmesi mümkün olabilir. Türkiye’de zehirsiz üretim yapan on binlerce çiftçi; mevcut tarım topraklarında yapılacak ekolojik üretimle Türkiye nüfusunun beslenebileceğini kanıtlayan araştırmalar; biyolojik, kültürel ve fiziksel mücadele teknikleri üzerine çalışan enstitüler, akademisyenler ve araştırmacılar; dayanıklı yerel tohumlar ve zengin bir tarımsal kültür mirası var. O zaman bile bile zehir kullanmaya ne gerek var?

 

*Gazeteci-yazar, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Koordinasyon Kurulu Üyesi