Seyhan Avşar: O çocukların hepsi birer kahraman

Gazeteci Seyhan Avşar'ın kaleme aldığı 'Rezilsiniz', A7 Kitap tarafından yayımlandı. Avşar, Fıkıh Der'deki Kur'an kursunda yaşanan cinsel istismarı anlattığı çalışmasıyla ilgili olarak, "Çocukların yaşadıkları travmalar çok ağır. Hepsinin uzun süre psikolojik destek almaya ihtiyaçları var. Ama ben ilerleyen süreçlerde çocukların çok daha iyi olacaklarını düşünüyorum. Bu çocuklar öyle bir ortamda sorgulamayı, biat etmemeyi başarmış çocuklar. Hepsi birer kahraman" dedi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR- Gazeteci Seyhan Avşar'ın Fıkıh Der'deki Kur'an kursunda okuyan çocukların cinsel istismara uğradığı ve toplumda infial yaratan olaylarla ilgili kaleme aldığı 'Rezilsiniz' kitabı okuyucuyla buluştu. Avşar kitabı yazma sürecini anlatırken, “Çok çok ağladım. Sadece ağlamadım aynı zamanda ağlattım da” diyor.

Seyhan Avşar'la 'Rezilsiniz'i ve gazetecilerin yaşadıklarını konuştuk...

Rezilsiniz, Seyhan Avşar,  112 syf., A7 Kitap, 2020.

'EN BÜYÜK ZORLUK DOĞRU BİLGİYE ULAŞMAK'

Gazetecilikten başlayalım... Adliyelerde, basın açıklamalarında haberin olduğu her yerde seni görebilmek mümkün. Son dönemde adliyelerde özellikle muhabirler çok büyük zorluklar yaşıyor. Duruşmaya alınmama,baskı ve nicesi... Sen de zamanının büyük bir bölümünü adliyelerde duruşma izleyerek geçiriyorsun. Ne gibi zorluklar ve sıkıntılar yaşıyorsun?

Öncelikle muhalif bir gazeteci olarak çalışmanın zorluğunu her alanda yaşadığımız gibi adliyede de ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Duruşmalara girmek konusundan ziyade en büyük sıkıntıyı doğru bilgiye ulaşma konusunda yaşıyoruz. Yapmak istediğimiz bir haberde başsavcılık kaynaklarından bilgi almak zor değil, neredeyse imkansız. Ana akım medyada bazı muhabirlerin elini kolunu sallayarak girdiği kapılardan bırakın girmeyi yanından dahi geçemiyoruz. Bir muhabirin haber yapmak için ulaşmak istediği belgeye bizler çok daha çaba göstererek ulaşmak zorunda kalıyoruz.

'DÜŞMAN HUKUKUNUN UYGULANDIĞI YARGILAMALARA TANIKLIK EDİYORUZ'

Gazeteciliğin olmazsa olmazlarından biri de adliye muhabirliği. Ne anlatıldığı belli olmayan iddianameler, günlerce süren duruşmalar, sonucu hiç beklenmedik son dakika kararları... Örneğin beni Çağlayan'da görülen kediye cinsel istismar davası hayrete düşürmüştü. Çünkü sanığın savunmaları hayret vericiydi. Mahkeme başkanı bir kadındı ve savunmaya müdahale etmemek için kendisini zor tutuyordu. Hatta bu duruşmada ilk kez tutukluluğun devamı yönünde karar verildi. Seni hayrete düşüren duruşma oldu mu hiç?

Hayrete düşüren demeyeyim ama bu kadar da olmaz dediğim çok fazla duruşma oldu. Özellikle son süreçlerde yargılamalar tam bir trajedi. Hukukçu değilim ama yargılamalarda yapılan hukuksuzlukları gayet net gören bir gazeteciyim. Son dönemlerde kendinden olmayana, düşüncesini yazana düşman hukukunun uygulandığı yargılamalara da tanıklık ediyoruz. Hızlıca, adil ve etkin yargılanma yapılmadan siyasetçilere, gazetecilere, avukatlara ve aydınlara verilen onlarca yıllık hapis cezaları yargı sistemimizin ne kadar sıkıntılı olduğunu gösteriyor. Son bir yıl içerisinde beni en çok etkileyen dava ise psikolojik rahatsızlığı olan bir kadının yakın bir tarihte türbanlı bir kadına tokat attığı dosyaydı. Tokat atan şüphelinin psikolojik rahatsızlığı olduğu çok belliydi. Zaten kullandığı ilaçlar ve daha önce gördüğü tedaviler de bunu doğruladı. O kadın, rahatsızlığına rağmen hemen tutuklandı, hakkında hızlıca iddianame yazıldı. İlk duruşmada ise Cumhurbaşkanının avukatlarından tutun da onlarca avukat, psikolojik tedavi gören bir kadının ceza alması için çabaladı. Kadın aylarca tutuklu kaldı. Cezaevinde psikolojik durumu daha da kötüye gitti. İşte bu dava beni oldukça etkilemişti.

'GAZETECİLİĞİN ZİRVESİ MUHABİRLİKTİR'

Kitaba gelelim... Kitabın kapağını açtığımız anda Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Aykut Küçükkaya'nın iltifatlarını görüyoruz. Ayrıca Küçükkaya, 'gazeteciliğin zirvesi' diye muhabirleri işaret ediyor. Bir muhabirin genel yayın yönetmeninden böyle iltifatlar duyması muhabire ne hissettiriyor, gazeteciliğin zirvesi mi başlangıcı mı sence muhabirlik?

Son sorudan başlayarak cevap vermek istiyorum bu soruya... Bence de gazeteciliğin zirvesi muhabirlik. Bir gazeteyi ya da televizyonu ayakta tutan muhabirleridir. Tabii ki editörü, yazıişleri hepsi bir bütün içerisinde çalışmazsa muhabirin emeği gözükmez. Ama bu ayrı bir konu... Aykut ağabeyimin sözleri çok kıymetli. Kendisi muhabirlerin kıymetini çok çok iyi bilen bir yönetici. Zaten gece muhabirliğinden Cumhuriyet’in en üst kademesine yükselmiş bir isim. Kendisinin iltifatları beni mutlu ederken omzuma ayrı bir yük yüklüyor. Onu mahcup etmemek için daha çok çalışıyorum. Ayrıca şunu söylemek istiyorum; Aykut ağabey iyi haberi ilk duyduğu anda çok çok heyecanlanır ve kimin içinde muhabirlik aşkı yattığını hemen anlar.

Kitaptaki ilk cümleyi okuduğumuz an aslında yabancı olmadığımız kötülükler silsilesi başlıyor. Çocuğa cinsel istismar, tarikatların karanlık yüzü... Yazarken ne hissettin?

Ne hissettiğimi şu an anımsayamıyorum. Belki de zihnimin çok gerisine ittim onları. Anımsamaktan korkuyorum. Ama kitabı yazdığım süreçte çok çok ağladım. Sadece ağlamadım aynı zamanda ağlattım da. Yakın dostlarımla çocukların yaşadıklarını paylaştım. Beraber kahrolduk.

[inline-ads adscode='gdad-news-inline' orientation='box' adnum='1' /]

DURUŞMADAKİ 'ÖMER HOCA...'

Kitapta 'Ömer hoca' diye birinden bahsediyorsun. Bu kişi tutuklu mu şu an?

Evet bu şahıs kaçak Kur'an kursunda en üst düzey isim. Kendisi şu an tutuklu. Onunla ilgili de şöyle bir şey paylaşmak istiyorum: Bu sanık takke takan, şalvar giyinen bir karakter. Çocuklara kursta kıyafetleri nedeniyle eziyet eden birisi. Ancak duruşmada sinek kaydı tıraş olan, kumaş pantolon, gömlek giymeyi tercih eden birisine dönüşmüştü...

'O ÇOCUKLARIN HEPSİ BİRER KAHRAMAN'

Kurstaki birçok öğrenci bu kişi yüzünden travmalar yaşadığını söylüyor. Hiç görüştüğün bir öğrenci oldu mu, ruh sağlıkları nasıl?

Tüm mağdur çocuklarla görüşüp sohbet ettim. Genelde istismar ve şiddete maruz kalan çocukların sonraki yaşamlarının ne kadar sorunlu olduğunu görüyoruz. Bu çocukların da ne yazık ki hayata tutunmaları çok zor. Çünkü yaşadıkları travmalar çok ağır. Hepsinin uzun süre psikolojik destek almaya ihtiyaçları var. Ama ben ilerleyen süreçlerde çocukların çok daha iyi olacaklarını düşünüyorum. Bu çocuklar öyle bir ortamda sorgulamayı, biat etmemeyi başarmış çocuklar. Hepsi birer kahraman.

'DEHŞETİN YAŞANMADIĞI BİR ÜLKEYİ İNŞA EDEBİLMEK...'

'Rezilsiniz'de ve gazetecilikte hedefin nedir? 

Aslında yakın bir tarihte bir cerrah arkadaşımla bu konu üzerine konuşmuştuk. Ben kendisine 10 yıl sonra istediğim yerde olamazsam mesleği bırakacağımı belirtmiştim. O ise bu sürede Türkiye’nin en iyi cerrahları arasında yer almayı hedefliyor. Kendi aramızda bir iddiaya girdik. Bakalım kim galip gelecek. İşin esprisini bir yana bırakırsak hedefim 'Rezilsiniz'de anlattığım dehşetin yaşanmadığı bir ülkeyi inşa edebilmek için durmadan ve yorulmadan mücadele etmek.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR