Schadenfreude çağı

Tiffany Watt Smith'in kaleme aldığı Schadenfreude, Nüvit Bingöl çevirisiyle Kolektif Kitap tarafından yayımlandı. Smith, kaleme aldığı kitapla çağımızın önemli bir gerçeğine ve sorununa dokunurken görme, kendisini gösterme ve hatta zaman zaman karşıdakini düşman kabul etmenin ağır bastığı bu kalınlık çağında, hayli ince bir dokunuşla karşımıza çıkıyor.

Ali Bulunmaz  bulunmaz.ali@gmail.com

Almanca zor fakat güzel bir dil; hemen her duyguyu, durumu ve eylemi, birbirine eklenmiş ya da birbirinden türetilmiş marşandiz misali kelimelerle tek seferde anlatmaya olanak veriyor.

Tiffany Watt Smith imzalı kitabın adı böyle bir kelimeden oluşuyor: “Schadenfreude.” “Schaden”, “zarar” veya “hasar” verme anlamında. “Freude” ise “sevinç” ya da “mutluluk” demek. İkisinin birleşimi, başkalarının zarar görmesine sevinme veya kitabın alt başlığındaki gibi “başkalarının talihsizliğinden duyulan keyif” diye çevrilebilir.

Smith, kaleme aldığı kitapla çağımızın önemli bir gerçeğine ve sorununa dokunurken görme, kendisini gösterme ve hatta zaman zaman karşıdakini düşman kabul etmenin ağır bastığı bu kalınlık çağında, hayli ince bir dokunuşla karşımıza çıkıyor. Eksikliklerimizi, aşağılık komplekslerimizi veya mutsuzluklarımızı bertaraf etmek ya da en azından bir süreliğine halının altına süpürmekten ve bir gruba ait olmak ya da yalnız kalmadığımızı bilmek için başkalarının ayağının takılmasından, başarısızlığından ve “foyalara” bel bağlayışımızdan; düşünmekten ya da karşılaşmaktan kaçtığımız kusurlarımızdan, fesatlıklarımızdan ve garezlerimizden bahsediyor yazar.

FIRTINALI DENİZDEKİ GEMİYİ İZLEMEK

Queen Mary Üniversitesi, Duygular Tarihi Merkezi’nde çalışan Smith’ten söz edeceksek Schadenfreude’ya ışık tutabilecek Duygular Sözlüğü’nü anmak gerek. Duygu-dil bağlantısına atıf yapmakla kalmayan Smith’in, dünyayı anlama ve anlatma imkânlarına yoğunlaştığı bir kitaptı bu.

Kelimelerle ruh hâllerinin ilişkisini, hâletiruhiyeyle anlamlandırmanın ve bunu iletmenin bağlantısına odaklanan yazar; duyguların oluşumundan aktarımına ve çeşitli dönemlerde onlara yüklenen anlamlara nörolojik, felsefi, politik ve kültürel pencerelerden bakmıştı. Hatta giriş yazısını şu cümleyle bitirmişti: “Duygularımızı anlatırken gerek duyduğumuz şey sözcükleri azaltmak değil, daha fazlasına ihtiyacımız var.” İşte Duygular Sözlüğü, böyle bir bolluğu getirip koymuştu önümüze.

Schadenfreude ise keskin viraj; Duygular Sözlüğü’nden bir maddeyi çekip çıkararak genişleten Smith, sözcüğü ya da duyguyu önceki kitabında şöyle tanımlamıştı: “Birine karşı doğrudan kötü niyetli olmak ya da birini aşağılamaktansa başkasının kötü şansı karşısında hissedilen gayrimeşru keyif.” Yani Romalı Lucretius’un dediği gibi “Fırtınalı denizde savrulan gemiyi, kıyıdan güvenle izlemekten hoşlanma” duygusu ve “başımıza gelmeyen talihsizlikleri görmenin tatlılığı” bu.

BİR ZAFER HİSSİ VE İSTEMSİZ MUTLULUK 

Çağımızı “başarı”, “rekabet”, “performans” ve “verim” belirlediğine göre herkesin birbirinin rakibi olması gayet doğal. Daha hızlı olmak, daha fazla bahsedilip beğenilmek ve “en iyi” olmaya uğraşmak zamanımızın gereklilikleri, hatta zorunlulukları.

Hâl böyle olunca başkasının “başarısızlığı”, bizim için bir moral-motivasyona, anlık eğlenceye ve bir umuda dönüşüyor. İşte Schadenfreude, böyle bir duyguya karşılık geliyor.
Smith’in ifadesiyle inatçı haz ve huzursuzluklardan beslenen bu duygu; fiyaskolar, felaketler ve talihsizlikler karşısında insanın yüzünde tuhaf bir gülümsemeye ve onun altında gizli bir tatmin filizlenmesine yol açıyor.

Schadenfreude-Başkasının Talihsizliğinden Duyulan Keyif, Tiffany Watt Smith, Çevirmen: Nüvit Bingöl, 160 syf., Kolektif Kitap, 2020.

The Guardian’daki bir yorumda geçen “Schadenfreude Çağı” ifadesi, acaba seneler önce Nietzsche’nin dediği gibi “iktidarsızların intikamı” diye yorumlanabilir mi?

Çağ, Schadenfreude olarak nitelenebilir mi ya da nitelense bile bu, “iktidarsızların intikamı” mıdır, o tartışılır. Smith, uzmanlığını konuşturarak meseleye yaklaşıyor: “Schadenfreude, ahlaki katılığın aksine duygusal esneklik kapasitemizin ve birbiriyle çelişkili görünen düşünce ve hisleri, aynı anda zihnimizde tutma yeteneğimizin bir delilidir. Schadenfreude ile duygudaşlık, bazen savunulduğu gibi birbirini dışlayan tepkiler değildir, aynı anda her ikisi de hissedilebilir.”

Bir yıkımın, kazanın, trajikomik bir durumun ve kişiyi karşısındakilere rezil eden bir eyleminin, bunlara tanık olanlarda ya da onları izleyenlerde heyecan verici bir hezeyan doğurabilir. Bu hezeyanın, hazla ve tatminle buluşması Schadenfreude’yı yaratır. Bugünlerde internet mecralarında milyonlarca kez izlenen “komik” videoların, farkında olmasak da bizlerde doğurduğu duygu bu. Smith’e göre bu videolarda Schadenfreude, şakanın nahoşlaşmasıyla ya da tadının kaçmasıyla başlıyor.

Bunlar dışında bedensel ya da fiziksel yetersizliklere, acı çeken birine veya sakarlıklara gülme, felaket anlarını güvenli bir mesafeden izlemekten haz duyma, “aşağı konuma düşenler karşısında zafer hissi yaşama”; beğendiğiniz artistik patinajcının rakibi hata yaptığında keyif alma ya da “karşı takımın en önemli oyuncusu sakatlandığında hissedilen istemsiz mutluluk sancısı” gibi Schadenfreude örnekleri de var.

‘NEŞE VE RAHATLAMA HİKÂYESİ’ 

Kuralları ihlal eden birinin uyarılmasındaki adalet hissi ile güruh adaleti arasındaki ayrım ise yazara göre münasebetsizlik potansiyeli barındıran Schadenfreude’nın, gücünü ve sınırlarını belirlerken beraberinde bir soru getiriyor: “Âdil bir ıstırap ile âdil olmayan ıstırap arasındaki çizgi üzerinde, genelde bir uzlaşma yoktur ve çizginin yeri sürekli değişir. Bu da şu soruya yol açar: Başkalarının ne hak ettiğine nasıl karar verebiliriz?”

“Âdil olan”ın ölçüsünün nasıl ve neye göre belirleneceğine dair tartışma sürerken Smith, kibrin ve kendini beğenmişliğin; “yanlış yapanın”, bunun bedelini ödediğini görmenin yarattığı keyfin de Schadenfreude’yı beslediğini hatırlatıyor. Haksızlık edenin pişmanlığını, yaşayacağı dehşeti ve kafa karışıklığını kollamak, üstelik bunu başkalarıyla paylaşmak da Schadenfreude’ya dâhil. Aynı şekilde, “ben” ve “diğerleri” ayrımıyla veya “Benim başarılı olmam yetmez, başkaları da başarısız olmalıdır” öğüdüyle ve başkalarının bizden iyi olmasıyla ortaya çıkan haset de…

“Ünlüleri insan olarak görmek istediğimizden değil, onların oyun dışı kalmasını izlemek için” şatafata gölge düşüren ayrıntıların eşelenmesi de Schadenfreude’nın bir parçası. Benzer şekilde, çalışma ortamındaki patrona saygı ritüellerinin, dayanışmanın ve rekabetin tuhaf karışımı veya bir politikacının başına gelen talihsizliğin, muhalifleri tarafından memnuniyetle izlenmesi de…
Geçici zafer hissi veren ve rakiplerin hatasının ya da “başarısızlığının” geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan Schadenfreude’nın, Smith’in deyişiyle “alışkanlık hâline geldikçe tartışmayı engelleme, karşı tarafı susturma ve muhalefeti ortadan kaldırma” gibi yönleri açığa çıkabiliyor.

Smith; Schadenfreude, bir kusur gibi görünse de ona muhtacız diyor. Herkesin kendi hatasında bulabileceği “neşe ve rahatlama hikâyesi” barındırdığından, “başarısızlığı” ve “hüsranında” kimsenin yalnız olmadığını gösterme imkânı taşıyor Schadenfreude. Kısacası o, trajedi ve komediyi aynı anda yansıtan; hayatın bu iki yönüyle hepimizi yüzleştiren bir ayna.

Schadenfreude, Tiffany Watt Smith, Çeviren: Nüvit Bingöl, Kolektif Kitap, 158 s.