‘Taştaki Dikiş İzi’nin 'büyüme ağrıları'

Şair büyüdüm diyor, ama büyüdüm demekle büyünmüyor. Horlu biliyor bunu. Çünkü izleğin, temanın değiştiği şiirlerde “büyüme ağrısının” yer yer sancıya dönüşmüş olarak karşımıza çıktığı oluyor … Anlıyoruz ki “büyüme ağrısı” şairin yakasını bırakmıyor… Horlu’nun şiirlerinden çıkan anlamıyla nedir “büyüme ağrısı”? Çocukluktan çıkıp ergenlikten gençliğe doğru gelişirken yaşanan dönüşüm sancısı mı, bu süreçte ortaya çıkan varlıkla, varoluşla ilgili yoğunlaşan sorular ve yarattığı sıkıntılar mı, dünyanın baskısı, hayatın ağırlığı mı?

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

Salgın, karantina, izolasyon, belirsizlik, çaresizlik koşullarında; umut, umutsuzluk, karamsarlık, arayış, direniş halinde sürüyor hayat… Her şeye rağmen diyebileceğimiz günler yaşıyoruz… Örneğin her şeye rağmen şiirin sesi çıkıyor… Şiirin tarihsel akışına yeni katılımlar sürüyor… Şiir etkisiyle, tepkisiyle var olmaya devam ediyor…

Toplumsal krizlerin derinleştiği, büyük şokların yaşandığı süreçlerde genel olarak kültür, sanat hayatında şiirin ilk gözden çıkarılan tür olmasına alışığız… Biraz da bu nedenle olsa gerek, içinde bulunduğumuz koşullarda yayımlanan şiir kitapları da şiir adına her girişim gibi ayrı bir heyecan dalgası yaratıyor… Ekseni şiir olan girişimler, içinde bulunduğumuz koşullarda başka bir değer kazanıyor… Şiir umuttur sözünün anlamı daha da berraklaşıyor, güçleniyor…

Devrim Horlu’nun, aynı zamanda editör olarak çalıştığı İthaki Yayınları’ndan çıkan “Taştaki Dikiş İzi” adlı ikinci kitabı, genç bir şairin şiirlerini okurla buluşturmasının yanı sıra pandemi koşullarında şiirin sesini duyurmaya katkı sağlaması bakımından da önemli…

Taştaki Dikiş İzi, Devrim Horlu, İthaki Yayınları, 120 syf., 2020.

Devrim Horlu, yeni kuşak şairlerden; 1988 doğumlu… İlk kitabı “Gölgeler Çürürken” 2017’de okurla buluşmuş… Horlu’nun ilk kitabının tanıtım bülteninde yer verilen sözleri bir hayli dikkat çekici. Şöyle diyor genç şair: “Elimizde bir kalem var ve bu kalem daha evvel birçok defa gücünü gösterdi. Bu gücü işinden atıldığı için açlık grevi yapan ve tutsak edilen insanlar için de kullanmalıyız. Bu gücü sokak ortasında vurulan, buzdolabında cesedi saklanan, tecavüze uğrayan, ağır işlerde çalıştırılan ya da okullarda mide bulandırıcı şekilde kuşatılan çocuklar için de kullanmalıyız. Bu gücü konuştuğu dile, ibadet ediş şekline, yaşam tarzına, ideolojik duruşuna her an saldırılan insanlarımız için de kullanmalıyız. Bu gücü bizi asgari maaşla çalıştırıp şükredin diyenlere, en ufak fırsatta işsiz bırakanlara karşı da kullanmalıyız.” Anlıyoruz ki Horlu tavrını, duruşunu, tutumunu yolun başında açıklayarak nasıl bir şair olacağı, şiirde ne arayacağı, nereye doğru yöneldiği baştan bilinsin istemiş… Şiirle maceraya, amacını ve hedefini, yolunu ve menzilini belirlemiş bir şair olarak atılmak elbette önemli… Macera deyişi yadırgatmasın, çünkü hemen hemen her şair bilir ki şiir her şeyden çok bir maceradır… Ancak Devrim Horlu’nun yaptığı gibi çıkışların riskinin, ayrıca oluşturacağı yükün yanı sıra yaratacağı beklentinin de “maliyetinin” yüksek olacağı göz ardı edilmemeli… Şair sözü yalan olabilir, ama hesapsız değildir… Horlu’nun sözleri için hesapsız, gelişigüzel, bugün söylenmiş ,yarın unutulacak gibi sözler diyemeyiz. Bu konudaki güvence aranacaksa elbette şiirlere bakılacaktır…

“Taştaki Dikiş İzi” Metin Eloğlu’ndan alıntılanan “böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum. / ama böyle dünya olur mu?”dizeleriyle başlıyor… Ama asıl taşla başlayıp aynayla bitiyor diyebeliriz. “Taştaki Dikiş İzi”nde otuz iki şiir yer alıyor. Şiir sayısıyla şairin yaşı arasında bir bağ kurulmak istenmiş olabilir (mi)…

İlk şiirin adı “Beş Taş”; başlığı “ağır”, “serin”, “keskin”, “çıplak” ve “yontuk” olan beş bölümden oluşuyor… Şair bize bu bölümdeki şiirlerde kitabın izleğine, temasına, konusuna ilişkin bir çerçeve sunuyor diyebiliriz… Bir yandan da kitabın adında yer alan sözcüklerin hem tek tek hem de bütün olarak oluşturduğu mecaza ilişkin ipuçları sunuyor. Biz de okur olarak taş, dikiş ve iz sözcüklerinin şairin duygu, düşünce evrenindeki kaynağına, mecazların işaret ettiği karşılığa doğru yol almaya başlıyoruz …

Biz kitabın anahtar kavramını “büyüme ağrısı” olarak belirledik… “Büyüme ağrısı” sarmalında iş, aş ve aşk kitabın belli başlı izleklerini oluşturuyor diyebiliriz. “Taştaki Dikiş İzi”nin “Çıplak” başlıklı ilk şiirinin dördüncü bölümünden bir betik okuyalım:

taşa koydum kendimi, baktım yeniden yara
taşı koydum kendime, baktım yaralıyım yeniden
tuzu yaramla sağalttım
büyüdüm

Şair büyüdüm diyor, ama büyüdüm demekle büyünmüyor. Horlu biliyor bunu. Çünkü izleğin, temanın değiştiği şiirlerde “büyüme ağrısının” yer yer sancıya dönüşmüş olarak karşımıza çıktığı oluyor … Anlıyoruz ki “büyüme ağrısı” şairin yakasını bırakmıyor… Horlu’nun şiirlerinden çıkan anlamıyla nedir “büyüme ağrısı”? Çocukluktan çıkıp ergenlikten gençliğe doğru gelişirken yaşanan dönüşüm sancısı mı, bu süreçte ortaya çıkan varlıkla, varoluşla ilgili yoğunlaşan sorular ve yarattığı sıkıntılar mı, dünyanın baskısı, hayatın ağırlığı mı?.. Şiirdeki karşılığı için söylersek hem hepsi, hem hiçbiri. Çünkü şiir; dilin de, sözün de bir şey olmaya başladığı anda başka bir şeye doğru akabilecek kıvamıdır. İlla da tanımlayacaksak; ergenlikten yetişkinliğe geçerken dünyaya, hayata çarpan, hayat tarafından çarpılan bireyin içerden duyduğu sancılar ve dışırdan üstüne binen yükün ağırlığı diyebiliriz belki… “Diş İzlerimle Dolu Rüzgâr” başlıklı şiirin son betiğini aktaralım:

herkes en az iki dil biliyor, ne mutlu
herkes birkaç insan, birkaç cennet, birkaç ömür
bense hep yarım ağız konuşuyorum
dilim pek dönmüyor, hem utanıyorum
bir ömrüm daha olsa sıkılırım diye düşünüyorum

Devrim Horlu’nun şiirlerinde yüzleşip cebelleştiği, irdelediği sorunlardan biri de bireyin yaşadığı sosyal çevre oluyor… Bu noktada şairin “büyüme ağrısıyla” ergenliğin kışkırtılmış merak ve arayışı yansıyor diline ve şiire… Alıntıladığımız betik “Bağır Çağır Bir Şiir”den:

kızları, karanlık köşelerde
gizlice çirkin oğlanların elini tutan
zayıf ve esmer babalar gibi yorgunum
öylece geçip gidiyorum sokağınızdan
senin terin kimlerin etini ıslatıyor
hiç haberim olmuyor bunlardan

Horlu, “büyüme ağrısından” kaçmıyor aksine yüzleşmeyi deniyor; deyim yerindeyse acı gerçeklere, tatlı yalan, pembe düşler uğruna arkasını dönmüyor… Genç bir şair olarak Devrim Horlu’nun sosyal gerçekliğe duyarlılığı da dikkat çekici. Şu dizeler “Poz” başlıklı şiirden:

çatlağı genişleyen bir ceviz olup açılıyor gözlerim
okullar mehter marşlarıyla
kum gibi elemeye çağırıyor çocukları
kirli bez ve kurum biriktirmenin modası bitmiyor

Horlu’nun kitabının belli başlı meselesini “büyüme ağrısı” sarmalında iş, aş ve aşk oluşturuyor demiştik.

İş ve aş meselesi, genç birey için olduğu kadar toplum için de hem güncel, hem tarihsel bir sorun… Öyle ki birçok krizin de arka planında bu sorunların yer aldığı bilinmekte… Aşk için de benzer şeyler söylemek olası…

Horlu, konu ettiği diğer meselelerde olduğu gibi bu konularda da bireysel deneyimini toplumsal boyutu gözeterek şiirleştiriyor… Bireysel olana genellikle toplumsallığın merceğinden bakmayı tercih ediyor… Bu elbette ki şiirde yeni bir tarz değil. Öte yandan Horlu’nun tarzı da bilindik manada bir toplumsal gerçekçilik değil… Toplumcu gerçekçilikten esinlense de şiirlerin verdiği izlenim daha çok çağına, dünyaya, hayata duyarlılığı yüksek, güncele antenleri açık bir şair olduğu yönünde…

Yeri gelmişken günümüzde eğilim çokluğuna, bununla beraber oluşan izlek, tema, konu çeşitliliğine karşın yoksulluk gibi, işssizlik gibi hayatı doğrudan ilgilendiren sorunlara karşı şiirin ilgisi bir hayli zayıf… Denebilir ki şiir uzunca bir süredir dünyanın ve hayatın sözünü ettiğimiz türden can alıcı sorunlarına karşı “soğuk”, tutuk, adeta aşamadığı bir “utangaçlık” içinde… Oysa şiir dert ettiği, odaklandığı meselelerle de fark yaratır. Bu arada vurgulamak isteriz; yeni şiir, var olan şiirin yeniden tanımlanmasıyla yeni olmaz. Şiirin tanımını değiştirmeyen girişimlerin yeni olmaktan çok yineleme olarak kalacağını da belirtelim…

Devrim Horlu, özentiden, şiirselden, şairaneden uzak kalmanın üstesinden geliyor diyebiliriz. Elbet bunu da “Taştaki Dikiş İzi”nin oluşturduğu farklardan biri olarak kaydetmek gerek…

Horlu’nun kitabının hatırlattığı önemli bir gerçeği, tekrara düşmek pahasına dile getireceğiz. Modern Türkçe şiirde, özellikle ikibinli yıllardan itibaren değişik yönlerde gelişen şiir arayışının ortaya çıkardığı bir çeşitlilik oluş durumda… Birçok eğilim yan yana yürüyor. Kimlik, sınıf, cinsiyet gibi özgürlükler manzumesini oluşturan yaşamın büyük sorunlarıyla yüzleşmekle, hesaplaşmakla ilgili arayışlar, yönelişler de söz konusu. Ancak modern türkçe şiirin geçmişinde olduğu gibi köklü bir değişim gerçekleşmiş değil… Arayışlar daha çok şiirin yapısından soyutlanmış bir biçimsellikle ilgili gibi… Ama durum tamamen umutsuz değil. Bu konuda yeni kuşaktan kimi isimlerin yönelimleriyle umut vaat etiğini de belirtelim… (Yazım kılavuzlarında ve sözlüklerde “vaat etmek” olmasına karşın TDK internet sitesindeki sözlüğünde doğru yazılışın “vadetmek” olduğunu belirtiliyor… Örnek olarak da Mehmet Akif Ersoy’un “İstiklal Marşı”ndaki dizesi gösteriliyor… Akif sözcüğün Arapçasını kullanmış. Fakat sözcük Türkçede “vaat etmek” biçiminde kullanılıyor ve yazılıyor…)

Bu arada imge şiir için önemlidir. Ancak sözcük seçimi de imgeler kadar önemlidir… Şairin “kumaşını” gösterir. Örneğin maden ocağındaki göçüğü konu edinen şair şiirinde olayı nasıl adlandırıyor. İş kazası mı, iş cinayeti mi diyor? Tercih önemli ipuçları sunar… Kitaba dönelim. Horlu’nun şiir dili dikkatli, özenli… Kanımız, deneyimi arttıkça özeni ve dikkati daha da artacaktır.
Devrim Horlu mecazı seviyor… Hangi şair sevmez ki… Öyleyse biz de mecazların yardımıyla söyleyelim: Horlu odaklandığı dikiş izinin, dolayısıyla yara izinin belleği olarak taşıdığı taşla kitabın sonunda yer verdiği ayna arasındaki gerilimin düğümü çözülmüyor… Aktaracağımız şu bölüm “Kirpinin Aşkı” başlıklı şiirden:

ama yine de bir sevgilim olabilir
bunca şeyin içinde
biri bana kaldığı yerden
devam etmeye niyetlenebilir
annem görse “sen daha şuncağızsın,” der
babam “hadi bakalım.”
ben dikenlerimi nereye saklayacağımı düşünürüm

İkinci kitaplar şairler için en zor imtihandır… Devrim Horlu, ikinci kitabında süre almayı deniyor, istediğini de alıyor diyebiliriz… Horlu’nun çocukluğa, ergenliğe yaslanan “büyüme ağrısı” sarmalında uğraştığı iş, aş, aşk sorunlarına yetişkin olarak yaklaşımını göreceğimiz şiirlerini merakla bekleyeceğiz… “Taştaki Dikiş İzi” için, okurun ilgisi üstüne olsun, bunu hak ediyor diyebiliriz.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).