Sabahat Akkiraz'dan büyüyünce yok olmayan masallar

Çocukluğunun unutulmaz anlarından olan masal anlatılarını daha fazla çocuk okusun, dinlesin diye kaleme alan Sabahat Akkiraz’ın “Happa Ninenin Masalları” kitabı Dinozor Çocuk tarafından okurla buluştu. 4 adet masaldan oluşan kitap, her bir masalda ayrı bir temayı işlerken aynı zamanda her bir masalda da ayrı bir kıssadan hisseye yer veriyor.

Gizem Bilkay

Biz büyüdüğümüzde masallara ne olur?

Bazıları unutulur, bazıları ise bizimle beraber büyürler.

Masallar neden önemlidir?

Çünkü çocukluğumuzla kurduğumuz renkli bağları temsil eder onlar. Kimi zaman bir mevsim ile, eski bir ev ile, bir yemek kokusuyla, anne sesiyle, yağmur damlasıyla özdeşleşir, unuttuk sansak bile yıllar sonra hemen hatırlayıveririz. Sabahat Akkiraz, soba başında Happa ninesinden dinlediği sıcacık masalları unutamamış yıllarca. Kendi deyimiyle türkü gibi, ekmek gibi çoğaltıp paylaşmak istemiş, ne iyi etmiş. Sinem Keyik de dünya tatlısı çizimleriyle masallara eşlik etmiş. Sabahat Akkiraz’ın yazıp Sinem Keyik’in resimlediği Happa Nine’nin Masalları Haziran 2020’de Dinozor Çocuk’tan ilk baskısını yaptı.

Temiz, duru, akıcı metinler tam masal diliyle, masal deyimleriyle yazılmış. Güzel sesiyle tanıdığımız Sabahat Akkiraz’ın kaleminden olması daha da kıymetli. Keşke daha uzun olsaydı da uzun uzun okusaydık dedirtiyor.

BÜYÜKLERİN DÜNYASINA AİT OLMAYAN MASALLAR

Naiflik, incelik, çocukluk günümüzde pek gözde sıfatlar değilken, temiz ve saf kalan bir şeyler bulmak iyiden iyiye zorlaştı. Hanidir çocuklar bile artık bizim tabirimizle teknolojinin içine doğuyor. 2-3 yaşında tabletten çizgi film izleyen, yetişkinler gibi yaşayıp konuşan çocuklara hayretle bakıyoruz. Masallar bu yüzden çok kıymetli, ‘büyüklerin dünyası’na ait olmayan bir yerde, hem saf hayal gücü ürünü, hem de eğlendirici ve öğretici olabildiği için.’ Masal dinlememiş çocuklar, büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler’ demiş ya Cemal Süreya, onun gibi bir şey işte.

Kitap 4 adet masaldan oluşuyor; Avcı Memed, Hecen ile Cecen, Kahraman Dede ve Peri Kızı, Prenses Keloğlan. Her birinin ayrı teması, ayrı kıssadan hissesi var. Hepsinde insan ve hayat var. Ama özellikle dikkat çeken, hepsinde alçakgönüllü, elindekiyle yetinmesini bilen, az da olsa olanı paylaşan, herkesin yardımına koşan iyi kalpli karakterler var.

Avcı Memed ile sabretmeyi, söz dinlemeyi, içini ferah tutup elinden geleni yapınca en sonunda hak ettiğini alacağını öğreniyoruz. Annesi Avcı Memed’in gözlerinden öpüp “Benim yiğit oğlum, güzel avını getirdin, sen hizmetini yaptın, kısmetimizde ne varsa o olur” demiş. Annesinin bu sözleri ve sevgisi Avcı Memed’in bütün üzüntüsünü yok etmiş. Memed’in öfkeleneceği durumlarda metanetini koruması, annesinin sözleriyle teselli bulması çok kıymetli.

Happa Nine’nin Masalları, Sabahat Akkiraz, 64 syf., Dinozor Çocuk, 2020.

Masalın bir yerinde şöyle diyor; “Avcı Memed’i diğer avcılardan daha ünlü yapan şey ise, gerektiği kadar hayvan öldürmesi, gerekenden fazla hayvan öldürmeden avlanmasıymış.” Buradaki küçük duyarlılık bile çok güzel, çocukların aklında kalması için çok önemli bir konu.

Hecen ile Cecen iki kardeş, dünyayı öğrenmek için evlerinden ayrılıyorlar. Heyecanlı ve maceracı Hecen yolda karşılaştığı bir ninenin yardımına koşuyor ve zaten az olan yemeğini onunla paylaşıyor. Bugün birine yardım edersen yarın senin de yardımına birileri koşar deniyor. Yaşlı kadın “Aşın da bitti oğul” demiş. Hecen “Olsun ninem. Karıncalar bile aç kalmazken ben de bir yol karnımı doyururum” deyince yaşlı kadının gözleri dolmuş. Artık komşularla bile selamlaşmanın kesildiği bir çağda, yardımlaşmanın, paylaşmanın önemini biraz olsun hatırlatıyor.

Kahraman Dede ve Peri Kızı’nda, kitaptaki belki en hayali karakter olan Peri Kızı dünyada evlenip çocuk yapamayacağını anlayınca Kahraman Dede’yi üzmemek için kendi diyarına geri dönmek istiyor. Diğer masallara göre daha üzücü olsa da, herkesin bir yeri, her şeyin bir zamanı olduğunu hatırlatıyor. Giderken de “Ey insanlık, sizinle çok zaman geçirdim, çok şey gördüm. Tek bildiğim ‘insan aslı asıllara baş imiş” diyor. Burada hemen Âşık Mahzuni Şerif’i hatırlıyoruz.

Prenses Keloğlan, en sevdiğim masal oldu içlerinde. Altın tabağındaki yemekleri beğenmeyip balıklara atan prensese bir tabak yemek için insanların çok çalıştığını, saray dışında hayatın çok zor olduğunu söylüyorlar. Prenses kendini şehirde buluyor ve emek vererek karnını doyurmaya çalışıyor, başına türlü türlü olaylar geliyor. En sonunda emeğin ve yemeğin kıymetini anlıyor. “Her zaman tabağındaki yemeğin zor kazanıldığını bilmiş, hatırlamış. Yemeğini hep iştahla yemiş, yiyeceği kadar tabağına almış, her zaman şükretmiş. Her yemeğini mutlulukla bitirmiş.” Bir çocuğa anlatabileceğimiz en değerli şeylerden bir tanesi belki de.

Kıssadan hisse, günün sonunda masallarımıza çocuklarımıza öğrettiğimiz değerler olarak bakmak gerekiyor. Bazen bizlerin de unuttuğu ve tekrar hatırlaması gereken önemli değerler.

Biz büyüdüğümüzde masallara ne olur?

İçimizde bizimle beraber yaşayıp büyürler, bazen de yeni nesillere miras bırakılırlar.

Belki bu kitap da kendi masallarımızı gelecek nesillere aktarmak için örnek olur bizlere.