Sedat Şanver’in ‘Terzi Sökükleri’ ya da terziyle şair

Şair Sedat Şanver’in, yeni şiirlerini bir araya getirdiği son kitabı “Terzi Sökükleri” okurla buluştu. “Terzi Sökükleri” şairin okura, terzinin kumaşını tanıtmasıyla ya da o kumaş topunu tezgâhının üstünde açmasıyla başlıyor.

Google Haberlere Abone ol

Sedat Şanver’in seksenli yıllarda Dilin İsyanı’yla başlayan şiir yolculuğu sürüyor.

Seksenli yılların başından itibaren, demek ki kırk yılı bulan süredir şiirin içinde olan, dergiler çıkaran, yayınevi kurup yöneten, elbette şiir de yazan, yayımlayan Şanver, bir süredir “görünmeyen” şair, daha açık söylersek, inzivada… Ancak şiiri bırakmış değil, şiir ortamından uzaklaşmış demek belki daha doğru.

Şair, Dilin İsyanı, Aşiret ve Otomobil, Haremdeki Kadınlar, Gezgin ve Katil, Kendine Akan Su, Devletin Piç Yatakhanesi, Cümle Kapısı, İskelet Anahtarı, Muhacir Kelimeler Haritası’ndan oluşan kitaplarını, Kelimeler, Kibir ve Telâş adıyla yayımlanan toplu şiirlerinde bir araya getirmişti. Çekildiği köşesinden bu külliyata geçen yıl (2019) Kâbusname’yi ekledi.

Şanver, bu defa okurun karşısına, yeni şiirlerini bir araya getirdiği Terzi Sökükleri’yle çıkıyor. Sedat Şanver, önceki yapıtları gibi son kitabı Terzi Sökükleri’ni de ücretsiz olarak dağıtıyor. Ayrıca, isteyen okurun, kitabın PDF formatına, internet üzerinden ücretsiz olarak ulaşması mümkün.

KUMAŞ, MEZURA, MAKAS, İĞNE, İPLİK VE ESVAP

Terzi Sökükleri yüz on iki sayfa ve altı bölümden oluşuyor. Kitabın adındaki “terzi”nin, kitabın içeriğine ilişkin önemli bir ipucu olduğunu söylemeye belki de gerek yok. Kitabın bölüm başlıkları bir terzinin, terzilik mesleğinin olmazsa olmaz araç gereçleriyle birlikte imal ettiği ürününün adını taşıyor: Kumaş, mezura, makas, iğne, iplik ve esvap… (Şair ütüyü unuttu mu acaba, bilerek mi görmezden geldi? Ütü?)

Bölüm başlıkları da kitabın adı gibi okura kılavuzluk ediyor. Şair, bir terzilik işine girişiyor. Hem bildik bir iş, hem de şaşırtıcı bir girişim. Sonucu, elbet şiirleri okuyarak öğreniyoruz. Kitap şairin okura, terzinin kumaşını tanıtmasıyla ya da o kumaş topunu tezgâhının üstünde açmasıyla başlıyor. Alıntılayacağımız iki betik, “Kumaş” başlıklı ilk bölümdeki “Kelimelerin Sureti” şiirinden:

Ey şair; ey arayış ustası, ey kaybediş ehli

Bir sen misin anlamın altında kalan; bak, ayrılık çiseliyor her yana

Oltanı suya fırlat, fırlat ve yukarı çek dipteki şifalı çamuru

Hünerin nedir görsün cümle âlem, avcılar kıskansın bıçak tutuşunu

Bu kadar uzağa kaçma, kabullen; seninle de bitmeyecek şüphe

Doğduğu topraklara bir daha dönmeyecek İbrahim

+Dişlerimizin arasından fırlamaya uğraşan uyduruk iltifat

Ağzımızda kokuşmuş hayal artığı, cebimizde işgüzar niyet

Bahçe duvarı yıkık, gülün ömrü kısa ve pazar tezgâhları telaşlı

Esnaf, aklındaki miktar kadar kandırmaya uğraşıyor müşterisini

Bulduğun cevaplar külliyen yalan, doğru olsa ne değişecek

Şehir, teslim olmanı bekliyor senden; başın boş yere dönüyor

Elini uzat ve düşmekte olanı yakala, çek çıkar ruhunu bataklıktan

Şehri kurtar, şehri kurtar; şehri ve kendini çürümekten kurtar

Yalan dolandan, vitrinlerin sahte büyüsünden; ölümden kurtar zamanı

Üstüne çöreklenmiş kim varsa savur at yokluğa, hiçliğe anlat derdini

Şiir, okuruna gözlerini kapattırıp hayal da gördürdüğünde biliyoruz ki duygu ve düşüncede daha da süzülür ve daha da kristalize olur. Terzi Sökükleri’nde olduğu gibi diyibeliriz. Peki nedir Terzi Sökükleri’nin gördürdüğü düş? Anlatmaya çalışalım.

MAHALLE

Mahallelerden birine bir terzi gelir ve bir dükkân açıp yerleşir. Sonra, diyeceksiniz… Şiirlerin şairi anlatıcıyla öznesi terzi, koyulurlar işe. Şiirleri okudukça terzinin kumaş topunu açarak tezgâhına yaydığı gibi şairin de dile serdiği mahalleyi tanımaya başlıyoruz. Bu arada şairin, adeta matruşka bebekler gibi mecazları, metaforları, anolojileri, sembolleri, imgeleri, imajları iç içe geçirdiğini de belirtelim. Retoriğin şiir adına kullanışlı bir imkâna dönüştürülmesine de tanık oluyoruz. Bunun Şanver’in şiirine yabancı olmayanların bildiği, şairin öteden beri sürdürdüğü bir şiir biçemi olduğunu da ekleyelim.

Yeri gelmişken tema olarak mahallenin edebiyatta, özellikle romanda önemli bir yeri olduğunu belirtelim. Taşlı Tarladaki Ev ve Ağır Roman akla gelen örneklerden. Şiirdeyse Didem Madak’ın Pul Biber Mahallesi dışında kitap oylumunda bir örnek yok gibi. Madem mahalleden konuşuyoruz, Nurdan Gürbilek’in son kitabı İkinci Hayat’ı da anmadan geçmeyelim. Gürbilek, kitabında televizyon dizisi “Çukur” üzerinden mahalle olgusuna geniş ve derinlikli bir bakış sunuyor. Yazar, bir zamanların tepe olan mahallesinin, günümüzde “çukur”a dönüşmüşlüğünü de irdeliyor. Mahalle olarak tepe değil çukur vardır artık. İkinci Hayat’ta yer alan ikinci makalenin “Tepe” başlıklı bölümünde tanımlandığı gibi: “Kenarın metropolden payını istediği ‘Ben de İsterem’in karanlık artçısı…”

ŞEHRE TEPEDEN BAKMAK

Terzi Sökükleri’nde, aynı zamanda anlatıcı da olan şair, zaman zaman yerine geçtiği şiirin öznesi olan terziyle birlikte mahalleyi bir süre izlemeye alıyor. Ama şairin mahalleye yukarıdan, yüksekten, tepeden bakmasa da görüş açısı yukarıdan aşağıya doğru, kuyuya bakar gibi diyebiliriz.

Modern Türkçe şiirde şehre “tepeden bakmanın” ilk akla getireceği isim Yahya Kemal olacaktır. Yahya Kemal’in, geçmişin resmini gördüğü bakış adeta ölüme odaklanmıştır. Şanver, mahalleye, daha baştan belirlediği eleştirel mesafesini milim kıpırdatmadan bakıyor olmasının yanı sıra, hayat dolu bakıyor. Şanver’in mahalleye bakışındaki tekinsizlik şiirinin yükünü de taşıyor gibi…

MAHALLENİN ‘BOYUNUN ÖLÇÜSÜNÜ’ ALMAK

Kitabın ikinci bölümünde şair sözlükten mezurayı çıkarıp uzatıyor terziye. Terzi de yapması gerekeni yapıyor ve mahallenin “boyunun” ölçüsünü alıyor. Sonra sırayla mahallenin-kumaşın altından girip üstünden çıkmak üzere makas, iğne, iplik de çıkacaktır sahneye beklendiği gibi…

Şair, altı bölümde, aynı zamanda eleştirel anlatıya dönüştürdüğü yapıtında şiirlerin öznesi olarak görülen terzinin, kumaş olarak sunduğu mahalleden bir esvap, yani elbiseler çıkarmasını aktarır. O giysilerin elbet şair için değil, mahalleli için olduğu bahsinde de herhangi bir muğlaklık söz konusu değil… Şair, terzisinin emek ürünü mahsülünü mahalleliye sunar. Mahalleliye, giydiğiniz giysiler sizin giysiniz değil. Neden o elbiselerin içinde olmaya devam ediyorsunuz. Sizin aslında giyeceğiniz elbise şu terzinin diktiğidir. Kendinize gelin. Bunu söylemek istiyor şair; en iyi bildiği dille, şiirin diliyle…

Artık düşten uyanıp kitabın gerçeğine, gerçekliğine, soruna, temel meseleye gelebiliriz. Ama önce bir şiir okuyalım. Alıntımız “Mezura” bölümünden, “Kayıp Gün” başlıklı şiirden:

Usul, sevgilim

Benim bu hayattaki en büyük, en güzel yenilgim

Sedat Şanver, terzinin araç gereçleriyle ve çalışmasının mahsülü olan metaforlarla eğiliyor varlığın ve varoluşun hem toplumsal, hem bireysel çelişkilerine, çatışkılarına, iflah olmaz huzursuzluğuna. Aşkı ve uygarlığı ahlak temelinde ahlaki normlar üzerinden usul ve üslup bağlamında eleştiriye tabi tutuyor. Kitabın da eksenini oluşturan usul ve üslubun aynı zamanda ahlakla ilgili terimler olduğuna dikkat çekmek isteriz.

Şair dünyayı mahallede, hayatı mahalledeki yaşantıda, günümüzdeki haliyle “çukur”da somutlaştırıyor. Usulsüzlüğü, üslupsuzluğu, uygarlığı ve onu neticesi olan aşkı, toplumsal ve bireysel varoluşun sancılarını var eden kültürel, ekonomik, psikolojik ortamı sergiliyor.

ŞİİRDE SAPMA

Terzi Sökükleri’nde bazen metin olarak şiirin ötesine geçildiğinin, sınırın aşıldığının duyumsandığı oluyor. Bununla birlikte bulgular, diğer edebiyat ve sanat türlerine doğru “sapma” başladığı anda şairin şiirin ekseninde kalmak üzere “gerekli müdahaleyi yaptığını” işaret ediyor. Ancak şiirde sapma iyidir. Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları ne “büyük ve güzel” bir şiirsel sapmadır. Ancak daha baştan usulü ve üslubu temel alarak işe koyulan şairden böyle bir hamle beklenmesi elbette yanlış olur. Ancak usulün ve üslubun yokluğundan doğan şiddete odaklanmak, onu şiirde meseleye dönüştürmek de aslında bir tür sapmadır.

Şiirin kanatlarını açarak havalanmasını sağlayan büyük ölçüde “sıkı okur”, “sıkı şiir okurunun” şairliğidir. Boşuna denilmemiştir her şiir okuru, aslında aynı zamanda bir şairdir diye. Yoksa ne önemi vardır okura şairlerin, kitaplarının yanında bir de o hayali boş defterin sunulmasının … Öyle ki bazen o boş defter, kitabı dolduran şiirlerden daha kışkırtıcı olur…

Terzi Sökükleri’nden “Makas”ın “çalıştığı” bölümden, “Uzun Boylu Bekleyiş” şiirinden bir betik okuyalım:

Yanı başımızda rakı şişesi, kuyuda serinlemiş kavun, beyaz peynir

İplerde kışlık patlıcan, mutluluktan çıldırmaya uğraşıyor çocuklar

Belli ki bizden başka da hatırlayan yok evinin adresini

Gel

Gidip kekik toplayalım geçmişten, dağlardan söz ederiz birbirimize

Sedat Şanver, usulsüzlüğe, üslupsuzluğa, aşka ve uygarlığa yönelik eleştirisiyle birlikte başka bir uygarlık, başka bir aşk için usul ve üslup araştırması da yapıyor. Ne olmasından çok, belki nasıl olmaması gerektiği üzerinde duruyor ama bu da önemli; yüzleşme cesaret, hesaplaşma özgüven ve kararlılık ister. Bu defa alıntımız “İğne” bölümünden “Çıplak Fincanda Çıkan Kısmet” başlıklı şiirden:

Hâlâ aynı sokaklarda dolaşıyorsan mutlaka karşılaşacağız seninle

Ben biliyorum, sen de bil; ücrada konaklayan şu utanç da bilsin

Terk etmek zorunda olduğum tek edepsizliğim sen değilsin

Söylediğin şarkılar kulağı kanatıyor, baktığım taraf kör

Unut yaşadığımız aşkları

Kovulduğumuz coğrafyanın haritasını yırt

Kır elindeki şişeyi, kır ve hangi yüzümü istiyorsan onu parçala

Sedat Şanver, Raif Özben’in ifadesiyle “ömrünü şiire vermiş bir şairdir”. Şanver’in son kitabı bu görüşü daha da pekiştirmekte.

Terzi Sökükleri’nin, içeriği gibi dil ve anlatım tekniği açısından da eni konu çalışılmış bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Şiir için uzun uzadıya zaman ayırarak usta ve titiz bir kol işçisi dikkati ve sabrıyla çalışıldığı izlenimi bu kanıyı güçlendiriyor. Eğer şiir için, şiirin oluşturulduğu bir atölye aranacaksa şiir kitaplarına bakmak gerekir.

TERZİLER

Terzi, imge olarak modern Türkçe şiirde en kalıcı haliyle anlamını Turgut Uyar’da bulmuştur diyebiliriz. Şairin “Terziler Geldiler”i unutulmaz şiirlerdendir. Bu vesileyle şiiri kısa bir alıntıyla hatırlayalım, şairini de saygıyla selamlayalım.

Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle

daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere

Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.

Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra

sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.

Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de

Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen

bir hüzünle.

Terziler imgesi, Turgut Uyar’dan çok sonra bu defa Haydar Ergülen’de yer alır. Ergülen, kitabına verdiği Eskiden Terzi ismiyle kaydeder bu imgeyi şiirin belleğine. Aktaracağımız dörtlük kitapla aynı adı taşıyan şiirden:

beni eskit, bir terzi çıkar

fazlalıklarımdan, prova yokmuş

meğer! acıyan ve acıtan ten var

oldukça gövde dikiş tutmuyor

Sedat Şanver, yapıtında terzi kadar terzinin malzemesi ve imal ettiği ürünle de ilgili. Bir daha hatırlayalım: Kumaş, mezura, makas, iğne, iplik ve esvap… Söz hep şiirin öznesi olan terzide değil. Şair zaman zaman da anlatıcı olarak giriyor araya. “İplik” başlıklı bölümde yer alan “Varlık Yokluk Kapışması” şiirinden bir bölüm okuyalım:

Bu sefer de eksikleri tam etmeye yetmeyecek söylediğimiz şarkılar

Bu sefer de yere yığılan kurbana ağıt yakmak bizim payımıza düşmüş

Anla, kendimizden kaçış yok; imkânsızın avcısıyız, mümkün olanın avı

Sevgilim ben alıştım, sen de alış mahalledeki ufak tefek cinayetlere

Yık üstünde oturduğun saltanatı, saçlarına takılmış çelengi çıkar

Yaklaş ve söyle, ne bekliyoruz uçsuz bucaksız aşkları katletmek için

Şair kitabını tamamladığında, terzinin de işini tamamlanmış oluyor: Böylece mahalleye önerilecek, işaret edilecek bir başka usul, bir başka üslup çıkıyor ortaya. Şair bir ters çevirme işlemiyle başlamıştı: Mahalleyi ters çevirip içini boşaltarak. Bir yandan kumaş topunu açıp tezgâhına sererken bir yandan da yaptığı buydu. Sonunda şair, kitabını okurun kolayça ulaşacağı yere bırakıyor; terziyse dükkânının önüne asıyor, mahalleli için görgüsü, bilgisi ve en önemlisi ustalık hüneriyle imal ettiği esvabı… Aktaracağımız son şiir kitabın “Esvap” bölümündeki “Zorlu Tatil” adlı şiirden:

Ekrandan el sallıyor şehvetli hayat, açlık ve tokluk

Kira dekontu, maaştan artakalan üç beş kuruş

Pahalı gülüşler, bahis siteleri, hazır yemek listesi

Bahşişi beğenmeyen garson pek ters bakıyor müşteriye

Tereddütsüz imzalıyorum uzatılan antlaşmayı

ŞAİRLERİN MAKAMI

Şairlerin bir makamı vardır. Sedat Şanver’in de var. Şanver’in makamı tahminen hüseynidir. Aşka ağıt, aşk için yas deniyor hüseyni makamı için. Şaire usulsüzlüğe, üslupsuzluğa itirazında, aşk ve uygarlık eleştirisinde eşlik eden makamın hüseyni olduğunu söyleyebiliriz. Şiirlerin verdiği işaretler bu yönde gibi. Ancak Terzi Sökükleri’nin terzisi, sanki kapısının önünü süpürdükten sonra kaldırıma attığı tahta sandalyeye oturup dikemediği sökükleri diker ve bir yandan da mahalleyi izlerken içerde gramofondaki taş plakta hüzzam (ışıklı, parlak hüzün) bir şark çalıyormuş gibi…

Terzinin usulüne, üslubuna itiraz ettiği ve kulağı kendi makamında izlediği mahalleyle giriştiği zihinsel düellosunu, şairin şiirle dansı olarak okumak da mümkün. Okura, dilde hazırlanmış ve kendisine sunulan bu imkânı değerlendirmek kalıyor…