Bir liman kenti: Selanik'ten Thessaloniki’ye

Selanik, Osmanlı yönetiminde geçen 482 yıl boyunca çokuluslu, çok kültürlü, çok dilli bir kent olma özelliğini sürdürdü. Selanik’e daha yakından bakmak için araştırmacı-yazar Orhan Türker ile “Selanik’ten Thessaloniki’ye/Unutulan Bir Kentin Hikayesi” adlı kitabını konuştuk.

Google Haberlere Abone ol

Berken Döner

DUVAR - Rumeli üzerine konuşmak, yazmak kaybettiğimiz bir dünyayı ve insanını anlama çabasıdır. O Selanik ki, Osmanlı’nın batıya açılan penceresi, eski İstanbulluların “Avrupai Osmani”sidir. Bu masalın dekorunu, aşı boyalı evler, ışıl ışıl kafeler, pastaneler, gemiler, tramvaylar, tren yolları oluşturmuş; kahramanları ise kentin Yahudileri, Türkleri, Rumları, Bulgarları, Viyana’dan ve Macaristan’dan gelen müzik grupları ve diğer halklar olmuştur. Selanik, Osmanlı yönetiminde geçen 482 yıl boyunca çokuluslu, çok kültürlü, çok dilli bir kent olma özelliğini sürdürmüştür. Selanik’e daha yakından bakmak için araştırmacı-yazar Orhan Türker ile “Selanik’ten Thessaloniki’ye/Unutulan Bir Kentin Hikayesi” adlı kitabını konuştuk. Gelin birlikte Rumeli’de bir zaman yolculuğuna çıkalım. 

Berken Döner ve Orhan Türker

“Selanik’ten Thessaloniki’ye” adlı kitabınız için “mütevazı bir çalışma” diyorsunuz. Oysa oldukça yol açıcı bir çalışma. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

İstanbul semtlerini anlattığım kitaplarımın dışında, başka bir kenti anlattığım ilk ve tek kitap Selanik’tir. Aslında yayınlandığı dönemde kanımca hak ettiği ilgiyi de göremedi. Ben Selanik’e otuz yıldan fazla süredir gidip geliyorum. Tanıdıkça daha çok şey öğreniyorsun. Yakın Osmanlı tarihiyle ilgileniyorum. 19.yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı özellikle ilgi alanıma giriyor. Selanik, bu döneme damgasını vurmuş bir kenttir. Bu nedenle her zaman çok ilgimi çekti. Süreç içinde de Selanik için bir şeyler yapma fikri doğdu. Ayrıca bu döneme ait Yunanca çok kaynak vardı. Kitabın hazırlık aşamasında Yunanca kaynaklardan oldukça yararlandım. Yunanca bilmek bu noktada çok önemliydi. Özellikle mübadele dönemine ait Selanik gazeteleri çok değerliydi. Bu gazeteler Atina’da Yunan Parlamentosu Kütüphanesi’ndeydi (Vivliothiki Tis Vulis). Desteğinden dolayı bu kütüphanenin müdiresi Bayan Ekaterini Filerianu’yu bir kez daha sevgiyle anıyorum.

'OSMANLI'NIN BATIYA AÇILAN PENCERESİ SELANİKTİR'

Selanik ile İzmir birbirine çok benzetilir. Selanik’in Avrupai havası İzmir’de de var mıydı? Bu iki kenti siz de birbirine benzetiyor musunuz?

Bana kalırsa ikisinin de Avrupai havası vardı. Ne trajiktir ki ikisinin de dokusunu yangın yok etti. İzmir’in yanan kısmı “Türk İzmir’i” değildi. Kordon ve sahil bölgesinde Rumlar ve Levantenler otururdu. Asıl İzmir oradaydı. Çünkü kent kültürünün dinamiklerini oluşturan opera, tiyatro, sinema, kafeler vs. bu bölgedeydi. Aynı şekilde Selanik’in sahil kesiminde, “Beyaz Kule” çevresinde Rumlar otururdu. Yangın sırasında yaklaşık 9500 kadar bina yandı. 50.000 kadarı Yahudi olmak üzere 70.000 kişi evsiz kaldı. Yangın sonrasında kent yeniden tasarlanmış ve böylece Osmanlı-İslam görüntüsünden, Yunan-Hıristiyan görüntüsüne geçmiştir.

Selanikliler nerede, nasıl eğlenirdi?

Genellikle Beyaz Kule çevresindeki gazinolarda eğlenirlerdi. Bütün halk piyasa yapmaya, eğlenmeye oraya giderdi. Selanik İstasyonu’nun bir tarafına bakan Beşçınar Bahçesi diye bir yer var ki çok meşhurmuş. Orası da çok tercih edilen bir yermiş. Bugün o bölgede petrol depoları bulunuyor. Floka Pastanesi çok ünlüdür. Atatürk’ün mekanlarındandır. Floka, Avrupa pastanesi gibidir. Müzikler yapılırmış, eğlenilirmiş… Olimpos Birahanesi de bu anlamda önemli bir mekan.

Heybeliada’da bazı evlerin yapımında kullanılan “Alatini” damgalı tuğlalar . Bu tuğla şu an 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’ndedir.

Selanik’in neleri meşhurdu? Rumeli’nin diğer kentlerinden, örneğin Manastır’dan Serez’den hangi yönleriyle ayrılıyordu?

Selanik tam anlamıyla batı kültürünü benimsemiş, batılı bir yaşam tarzını sahip bir kentti. Sosyalleşme mekanları “Beyaz Kule” çevresiydi. Selanik doğumlu olan Mustafa Kemal Atatürk de sık sık bu çevreye dahil olurdu. Atatürk daha o zamanlar fark etmişti ki, Müslüman mahallelerinin içe dönük yaşamı, sınırlı sosyal hayatı ile “Beyaz Kule” çevresinin hayatı birbirinden tamamen farklıydı. Atatürk o yılları, ‘Selanik’te doğan Türk kadınları bir gün bile sahile inmeden ölüyorlardı. En fazla komşu ziyaretinde bir araya gelebiliyorlardı.’ diye anlatır. Müzik, Viyana operetleri, şarkılar, danslar… Türkler ise bu eğlencelerin hemen hepsinin dışındaydı. Daha subaylık zamanında kent içindeki bu yaşam tarzı farklılığını derinden gözlemleyen Atatürk, o zaman karar veriyor ki, ‘Biz bu toplumun değiştirmeliyiz. Yoksa geri kalmaya devam edeceğiz.’ Ben de bunu çok mantıklı buluyorum. Atatürk’e hak veriyorum bu konuda. Özellikle Kalamarya bölgesi, baş döndüren bir yaşama sahipti. Köşkler,eğlenceler, lüks yaşam tarzı. Bu köşklerin tek tük Türk sahibi vardı. Örneğin sanayici Alatini ailesi Selanik’in sosyo-ekonomik yapısını derinden etkilemiş bir ailedir. Alatini Un Fabrikası, Rumeli’nin en büyük fabrikasıydı. Alatini damgalı kiremitler, tuğlalar ki hala Heybeliada’da evlerin çatısında görülebilmektedir. Ayrıca Selanik gevreği, Selanik işi yün örgüsü de çok meşhurdu. Bunların İstanbul’un gündelik hayatında bile yeri vardı. Rumeli insanının tertip düzeni, titizliği, ev hayatı da İstanbullular tarafından takdirle karşılanırdı. Selanik’te askeri okul çok önemliydi. Günümüzde Osmanlı’nın yaptığı bu kışlalar hala duruyor, hala kullanılıyor.

'YAHUDİLER ASLA TOPRAKLA UĞRAŞMIYOR'

İmparatorluğun İstanbul’dan sonraki en canlı kentini Osmanlı’nın sosyo-kültürel tarihinde nasıl bir yere koyarsınız?

Osmanlı’nın İstanbul’dan sonra, Rumeli yakasındaki en parlak kenti Selanik’tir, evet. Osmanlı’nın batıya açılan penceresidir Selanik. Çok önemli bir liman kentidir. Tam bir dört yol ağzıdır. Demiryolu ile İstanbul’a ve Avrupa’ya bağlandı. Sanayisi vardı. Osmanlı’da ilk işçi hareketleri de Selanik’te başladı. Grev hakkı ilk kez Selanik’te konuşuldu. Basın çok güçlüydü. Dört dilde günlük gazete çıkıyordu; Ladino, Türkçe, Bulgarca, Rumca. Tutucu bir kent değildi, toleranslıydı. Çünkü çok kültürlü bir kentti. Bir kalıplaşmış yargı vardır; “Yahudiler çok zengindir.” diye. Örneğin bu genellemeyi Selanik için yapamazsınız. Yoksul Yahudiler de vardı. Fakat şu çok ilginçtir ki bu Yahudiler asla toprakla uğraşmazdı. ‘Hamallık yaparım, limanda kayıkçılık yaparım ama tarlaya toprağa gitmem. Tenekeden de olsa kent merkezinde bir evde otururum, köyde oturamam’ diyorlardı. Dolayısıyla yoksul Yahudi bile kentsoylu bir Yahudi’ydi. Burjuva değerlerine sahip bir yoksuldu. Kılık kıyafet konusunda da çok serbestti Selanikliler. Erkekler fes takıyordu. Eğitimli olanlar son derece Batılı giyiniyordu. Kadınların geleneksel kıyafetleri de çok görkemli bir tarihsel sürecin yansımasıdır. İşlemeler, sırmalar, oyalar ile süslüdür. Onun dışında, gündelik elbiseleri bile çok şıktı.

Rumeli tarihinde pek çok kırılma noktası var. Selanik’in geçmişine baktığımızda da iki büyük olay var ki tarihsel sürecin değişmesine neden olmuş; “Balkan Harbi” ve “Mübadele”. Selanik’in çokuluslu toplumu bu iki büyük dönüm noktasını nasıl karşıladı?

“1917 Selanik Yangını” da bu dönüm noktalarından biridir. “1917 Yangını”nda yanan mahalleler çoğunlukla Yahudi mahalleleriydi. Sinagoglar, Hahambaşılık arşivleri, dükkanlar yandı. Bunların yanı sıra camiiler, bankalar da yangından payına düşeni aldı. Yangın sonrası yeni bir kent tasarlandı. Bu sayede Yunan hükümeti amacına ulaştı. II. Dünya Savaşı arefesinde Selanik, Yahudilerin de yaşadığı bir Yunan kenti görünümündeydi. Türk lafı bile geçmiyordu artık.

Balkan Harbi’nin sonuçları ise Selanik’in çokuluslu yapısının değişmesine neden oldu. 9 Kasım 1912 sabahı, Yunan birlikleri, veliaht Prens Konstantinos’un arkasında şehre girdiği zaman, Selanik’te herkes ağlıyordu. Türkler, utanç ve üzüntüden; Rumlar, sevinçten; Yahudiler, çaresizlik ve sıkıntının yarattığı belirsizlikten; Bulgarlar ise Selanik’i son anda elinden kaçırmanın öfkesinden… Tarihsel bir gündü. Selanik’te o gün bir dönem kapanmış, 482 yıllık Osmanlı hakimiyeti sona ermişti. Yahudiler yeni yönetimi hiç istemediler. Bunun son derece yalın bir nedeni vardı, ikisi de( Rumlar ve Yahudiler) tüccardı. İki cambaz bir ipte oynamaz. Oysa Türkler Yahudiler’in işine hiç karışmamıştı. Rumlar, ilk iş olarak Osmanlı yönetiminin simgesi feslerini çıkarıp attılar. Yunan yönetimin nihai hedefi bölgenin Yunanlaştırılmasıydı. Çünkü Yunan nüfusu diğerleriyle baş edemeyecek kadar azdı. Türkler ve Yahudiler nüfus olarak fazlaydı. Bulgarlar hemen gönderildi. Türklerin memur ve subay aileleri hemen kenti terk ettiler. Atatürk’ün annesi ve kız kardeşi bu ilk giden ekiptendir. Zübeyde ve Makbule hanımlar Akaretler’e (Beşiktaş) geliyorlar ve Selanik’i bir daha asla göremiyorlar.  Yahudiler de ileri görüşlü oldukları için kenti terk ettiler. Ticari açıdan zorluklar yaşayacaklarını biliyorlardı. Kalanlar ise durumu kabul etmek zorundaydı. Yunanca öğrendiler, çocuklarını Yunan okullarına gönderdiler. Bir şekilde uyum sağladılar. Balkan Harbi’nde Osmanlı en değerli topraklarını kaybetti. Makedonya, Midilli, Kavala çok bereketli topraklardı. Osmanlı subayları Balkan Savaşı’nda Girit ve Selanik’i kaybetmeyi asla gururlarına yediremediler. Bilerek ya da bilmeyerek, Osmanlı’nın yaşadığı bu travmanın bedelini hala Rumlar çekiyor. 

1924 mübadelesinde gitmemekte en çok direnenler Sabetayistler olmuştur. Çünkü Samsun’a gönderileceklerdi. Sabetayistler ya İzmir ya İstanbul diye diretiyorlar. Çünkü burjuvalardı ve taşraya gitmek istemiyorlardı. Sonuçta onların dediği oldu. Şişli Rumeli Caddesi de onlardan dolayı bu ismi almıştır. Sabetayistler mübadele ile birlikte bilmeden canlarını kurtardılar. Eğer Selanik’te kalsalardı onları çok zor günler bekleyecekti. II. Dünya Savaşı’nın göbeğinde olacaklardı. Çünkü 1941 yılında Almanlar Selanik’i işgal etti. Bu süreçte bazı Yunanların Yahudilere yardım ettiği biliniyor. Hatta papazların gizlice vaftiz belgesi verdiği bile söylenir. Fakat bunlar geçici çözümlerdi. 1942 yazında Yahudilerin tramvay kullanımı yasaklandı, Davud Yıldızı takmaya zorlandılar, evlere el konuldu, eşyalar yağmalandı. Elli altı bin Yahudi, üç ay içinde Selanik’ten yok edildi. Avrupa’nın en büyük Yahudi mezarlığı Selanik’teydi. 1492-1942 arası ölen binlerce insanın mezarı buradaydı. Burayı devletleştirdiler. Mezar taşlarını Almanlar kaldırım taşı olarak kullandılar. Ve bu konuşmaya sığamayacak kadar çok zulüm yaptılar.