Dünya Öykü Günü bildirisi yayınlandı

Hasan Özkılıç'ın kaleme aldığı Dünya Öykü Günü bildirisi yayınlandı: Yaşasın edebiyat!
Yazar Hasan Özkılıç

DUVAR – Yazar Özcan Karabulut’un 1996 yılında çıkardığı Düşler Öyküler dergisi, 1997 yılında Ankara Öykü Günleri’ni başlattı; bu girişim de, Kasım 2003’te 69. Uluslararası PEN Dünya Kongresi’ne sunulan önerinin kabul görmesiyle, Dünya Öykü Günü’nü doğurdu.

O günden bu yana 14 Şubat, Dünya Öykü Günü olarak kutlanıyor ve her yıl öykü bildirisini bir yazar kaleme alıyor. Bu yılın bildirisini Hasan Özkılıç yazdı. “Kabına Sığmayan Öykü” başlıklı bildiri şöyle:

“Edebi bir tür olarak öykünün tarihi, insanlığın tarihi ile eş zamanlıdır.

İnsanoğlu, hikâyesini mağaraya çizmeye, anlatmaya koyulduğunda öykü de tür olarak var olmaya başlamıştır. Öykünün yapısı böyle bir eyleme uygundur. İlk çizgiler, ilk heyecan ve öykü!.. Öykü, kıpır kıpır bir yapıya sahiptir. Kabına sığmaz. Söyleyeceğini, kısa, vurucu, çarpıcı bir üslupla söyler, geçer. Okuyucusunu sersemletir. Finali yoktur öykünün. Çünkü okurunun zihninde yaşamayı sürdürür.

Öykü insan kokar, hayatın damarlarını hissedersiniz onda, okudukça insanı daha çok seversiniz, hayatı seversiniz, sevdalara tutulursunuz, sevdalarınızı tutuşturur; yaşama, güzel olana sıkı sıkı bağlanırsınız, size; ‘insanı sevmekle başlar her şey’ dedirtir.

Öyküde önemli öğe: İnsan…

Öyküde en önemli öğe nedir, diye soracak olursak, yanıt öncelikle insan, olur tabii. Ve bir derdi olacak öykünün. İnsana ait derdi yoksa; hayatı, trajedisi, sevdası, mücadelesi, yokluğu, yoksulluğu yoksa; insanı, doğayı sevme duygusuyla yazılmamışsa, eksiktir öykü.

Öykünün kendi sesi olmalı. Canlı bir varlık gibi, kendi olabilen, kimseye benzemeyen öykü. Kişiliği olmalı öykünün, kişilikli bir öykü iyi öyküdür.

Öykünün vicdanı olmalı…

Zamanımızda eksikliği en çok duyulan duygu belki de ‘vicdan’dır. Yalnızca yazardan beklenen bir insani erdem değil vicdan, aynı zamanda bireye belki de en başta öğretilmesi gereken bir erdem. Vicdani duygudan yoksun bireylerden oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Bir başkasına yapılan kötülük önceleri vicdanları sızlatırdı. Yaralı vicdandan söz edilirdi, onda vicdan yok, o vicdansız, denir küçümsenirdi böyle insanlar. Ama şimdi pek ağza alınmıyor bu söz. Kanıksandı vicdansız olmak. Vicdansızlık şimdilerde erdem oldu ne yazık ki. Böyle bir dünyada yazar vicdansız olur mu?.. Olmaz, kaleminin de vicdanı olacak. Sanatçı çağının vicdanıdır. Öykünün de vicdanı olmalı. Eğer bu duygu eksikse, yani vicdansızsa, öykü, yine eksiktir.

Öykü kıskançtır…

Öyküye gönül verip bir öykü sevdalısı olursanız, işiniz zordur. Öykü peşinizi bırakmaz. Siz uzaklaşabilirsiniz öyküden, ama o sizden kolay kolay uzaklaşmaz. Rüyalarınıza girer, arada seslenir, kimi ayrıntılarını anımsatır. Yatağınızdan kaldırır, sorular sorar. Evet, onlarca soru… Kıskançtır öykü.

Sonunda kendini yazdırır…

Yazdırır ama bir derdi daha vardır öykünün: Okurunu bulmak. Okurla buluşma, okura sesini duyurmanın sancısını yazarı Oğuz Atay bir tümcelik sözle dile getirir: ‘Ben hâlâ buradayım ey okur! Ya sen nerdesin?’

Orhan Kemal’e, kahramanları içten, sıcak bir sevgi sunar: ‘…Evet, ben tanıdığım insanları yazdım.. Tanıdığım, konuştuğum, birlikte sigara içtiğim, sırtımı sıvazlayan insanları yazdım.’

Sait Faik’e ise ‘…Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım,’ dedirtir.

Yaşasın edebiyat!

Dünya öykü gününüz kutlu olsun!”