Hüseyin Irmak ile 'Tatavla’dan Kurtuluş’a' bir yolculuk

'Tatavla’dan Kurtuluş’a' kitabının yazarı Hüseyin Irmak’la konuştuk. Irmak, çocukluğunun geçtiği semtteki o günleri, "Ben üç dilde (Rumca, Ermenice, Ladino) 'günaydın' denilerek güne başlanan ve yine aynı şekilde 'iyi akşamlar' denilerek veda edilen bir semtte büyüdüm. Benim çocukluğumda 'Kuyularbaşı Sokak' Rumca, Ermenice seslerle doluydu" sözleriyle anlatıyor...
1929'daki büyük yangından sonra Tatavla sakinleri.

Berken Döner

Başlangıçta küçük bir Rum köyü olan Tatavla semti, Kasımpaşa, Yenişehir, Dolapdere, Sinemköy, Feriköy, Pangaltı ve Cinderesi semtleriyle çevrilidir. Tatavla, Taksim Tepesi ile Okmeydanı Tepesi’nin arasında yer almakta ve her iki tepeden de ayrılarak bağımsız bir tepe oluşturmaktadır. Semtin etrafı çok eskiden kırlarla ve bostanlarla çevriliyken buralar süreç içinde Taksim, Elmadağ ve Okmeydanı olmuştur. Semti adı başlangıçta kiraz ağaçlarının çokluğundan dolayı Kerasohori yani Kirazlıköy’dür. Su kuyuları ve zenginlere ait at tavlalarıyla ünlüdür. “Ta Tavla” Rumca “ahırlar” anlamındadır. Semte adını veren at tavlalarının sahiplerinin Bizans döneminde Galata’ya yerleşmiş olan varlıklı Cenevizliler olduğu düşünülmektedir. İstanbul’un Osmanlı hakimiyetine geçmesinden sonra da semti çevreleyen kırlar ve bostanlar padişah atlarına otlak olarak ayrılmıştır. Uzun yıllar bir Rum köyü olma özelliğini koruyan Tatavla’da yaşayan erkeklere Rumca olarak Tatavlianos, kadınlar ise Tatavliani denilmiştir. Artık sözü bu semte büyük bir tutkuyla bağlanan ve “Tatavla’dan Kurtuluş’a” kitabıyla pek çok yönüyle inceleyen Hüseyin Irmak’a bırakalım.

Hüseyin Irmak ve Berken Döner.

Tatavla’dan Kurtuluş’a adlı kitabınızda semt üzerinden kendi aile hikayenizi de anlatıyorsunuz. Öncelikle sizi tanıyalım ve sonra böyle bir kitap fikrinin nasıl ortaya çıktığını konuşalım. Kitabınız kaç yıllık bir çalışmanın ürünü?

Sivas ,Zara doğumluyum. İstanbul’a geldiğimizde üç yaşındaydım. Babam bir süre farklı işlerde çalıştıktan sonra Tatavla’da bir apartmanın görevlisi oldu ve biz böylece bu semte yerleştik. Hayatı anlamlandırma çabalarım, çocukluğum, ilk gençliğim, hayallerim, düş kırıklıklarım ve yaşamla ilgili daha ne varsa hepsinin geçtiği mekan Tatavla’dır. Dolayısıyla bu semt beni biçimlendiren ve bir dünya görüşü kazandıran bir yer. Kitap fikri ise başlangıçta kitap olarak değil de bir dergide kısa bir yazı olarak yayınlanmak üzere başladı. Tatavla hakkında uzun yıllardır sahaflarda ne bulursam topluyorum. Bir fotoğraf arşivim de var. Bir yandan bu çalışmalarım sürerken bir yandan da semt hikayeleri okuyordum. Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan Mıgırdiç Margosyan’ın “Gavur Mahallesi” kitabı ve Belge Yayınları’nın “Mare Nostrum” serisi bende yepyeni bir ufuk açtı ve yaşadığım, bildiğim semti anlatmaya karar verdim. Ortaya da “Tatavla’dan Kurtuluş’a” kitabı çıktı.

Bu semt sizi nasıl biçimlendirdi? Nasıl bir ortamın içinde kültürlendiniz? Bize bundan biraz bahseder misiniz?

Ben üç dilde (Rumca, Ermenice, Ladino) “günaydın” denilerek güne başlanan ve yine aynı şekilde “iyi akşamlar” denilerek veda edilen bir semtte büyüdüm. Benim çocukluğumda “Kuyularbaşı Sokak” Rumca, Ermenice seslerle doluydu. Arkadaşlarımın adları Niko, Siranuş, Despina, Sara, Yasef’ti. “Maman sesleniyor”, “Yayan seni çağırıyor” sesleriyle oyunlarımıza ara verilirdi. Apartmanımızda misafirliklerde likör ikram edilirdi. Bize tüm bunlar hiç de ilginç, sıra dışı gelmezdi. Kendiliğinden içine doğduğumuz bu ortam bize farkında olmadan farklılıklarla bir arada, eşit ve özgür bir yaşam fikrini oluşturmuştu. “Ötekileştirme” nedir bilmiyorduk. Büyüdükçe, kendi küçük ve güvenli dünyamızdan çıkıp topluma karıştıkça, okula gittiğimizde “ötekileştirme”nin ne anlama geldiğini öğrendik. Biz böyle bir şey yapamazdık çünkü iç içe, yan yana büyümüştük. Aynı sosyal sıkıntıları yaşadığımızı, aynı ekonomik temelli sorunlarla mücadele ettiğimizi, aynı baskılara maruz kaldığımızı görerek büyüdük. Örneğin bizim kafamızda “Yahudiler çok zengindir” diye bir şablon hiç oluşmadı. Eskicilik yapan, şoförlük yapan Yahudi komşumuz vardı çünkü.

Papazyan Biçki Yurdu öğrencileri.

Tatavla’da sizin çocukluğunuzdan bu yana neler değişti?

Semtin çehresi tümüyle değişti. Mimariden başlamak gerekirse örneğin Tatavla’nın Rum evleri ve Ermeni evleri üslup olarak birbirinden farklıydı. Rum evlerinin tavanları daha yüksek, pencereleri daha dar ve uzundu. Ermeni evlerinin ise daha basık, pencereleri geniş ve alçaktı. Bunlar çok ince detaylardır ve o evlerin pek çoğu yok oldu. Kentsel dönüşüm adı altında evlerin arka bahçelerini de yok ettiler. O arka bahçeler ki hayatın nabzı esas orada atardı. Komşu kadınlar buradan birbirlerine seslenir, kahve içmeye çağırırlar; en samimi sohbetler bu arka bahçelerde yapılır; sokakta oyun oynamak için buradan arkadaşlara seslenilir… Meşhur Tatavla bostanları yok oldu. Bisiklete binilen geniş alanlar kalmadı. Arkadaşlarımız dünyanın dört bir yanına dağıldı. Kimisi Paris’e, kimisi Atina’ya, Yerevan’a kimisi de İsrail’e, Amerika’ya göçtü. 70’li yıllarda bu göç dalgasından etkilenen en çok Rumlardı. “Kıbrıs meselesi” yüzünden çok zor günler yaşadılar. O yıllarda kahvehane müdavimi, lümpen bir topluluk ortaya çıktı. Nereden geldiği bilinmeyen bu insanlar asılsız haberler yayıp, Rum vatandaşları kötülüyorlardı. Bunlardan etkilenen insanlar oldu ve sonuçta Rumların kalan kısmı da böylece gitti. 80’li yıllarda da “ASALA” meselesi yüzünden pek çok Ermeni aile gitmek zorunda kaldı. Bu işle yakından uzaktan hiçbir ilgileri olmamalarına rağmen İstanbul’u terk ettiler. 80 darbesinin etkisiyle semtin sol potansiyeli de kırıldı. Onlar da gittiler.

Tatavla’dan Kurtuluş’a, Hüseyin Irmak, Aras Yayıncılık, 2017.

‘SEMTİN ÇOKKÜLTÜRLÜ MİRASI HATIRLANMAYA BAŞLANDI’

Semtin asıl sakinleri gidince Tatavla’da kimler kaldı peki? Geride bırakılan evlerin yeni sahibi kimler oldu?

Erzincanlı apartman görevlisi aileler çok daha fazla görünür oldu. Çünkü sermaye onlara geçti, yatırım yapmaya başladılar. Hacı Hüsrev tarafından gelen Romanlar oldu. Mafya özentisi gruplar geldi ve terk edilen evlere yerleştiler.90’ların sonunda Cihangir’den gelen bir grup oldu. Güneydoğu’dan Kürtler geldi. 2000’lerde semtin çok kültürlü mirası hatırlandı. Sol düşünceye sahip insanlar bu mirastan dolayı semti benimseyip, yerleşmeye başladılar. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Ermeni gençleri “Nor Zartonk”(Yeni Uyanış) örgütlenmesinde buluştu. Bu gençler semtteki o büyük mirası hatırladılar. Yaşlılarının kendilerine göre çok haklı nedenlerle konuşmadığı acıları tartışmaya açtılar. Tatavla’nın mirası onlara yol açıyor ve konuşmak, tartışmak, sahiplenmek için güç veriyor. Bu nedenle Tatavla sokaklarında Ermenice yazılar, “Kurtuluş değil Tatavla” sloganları görebilirsiniz.

Tatavla’daki en büyük kırılma ne zaman gerçekleşiyor. Tatavla’nın adının “Kurtuluş” olarak değişmesine neden olan ve tüm çehresini değiştiren yangını “milad” olarak alabilir miyiz?

21 Ocak 1929 tarihinde akşam saat 22.00 sularında Aya Tanaş Sokağı’nda (Yeni Alem Sokağı) Demirci Aleko ve Bakkal Yannis’in evlerinde çıkarak tüm semte yayıldığı düşünülen ve bir gecede beş yüz evi yok eden “Büyük Tatavla Yangını” semtin hem kültürel hem fiziksel olarak geçirdiği en büyük değişim. Fiziksel yetersizlikler ve hava şartları nedeniyle yangın kısa sürede yayılmış. Kilise ve su sporları kulübü büyük çabalar harcanarak yangından kurtarılmış. Askeri birlikler de yangını söndürme faaliyetlerine katılmış. Yangın semtte çok kalıcı hasarlara neden olmuş ve bu nedenle kurumlar birbirini suçlamış. “Büyük Tatavla Yangını” sonrası yerel basında Tatavla aleyhine bir kamuoyu oluşmuştur. Başlangıçta Aya Tanaş Sokağı’ndaki bir evin sobasından dolayı yangın çıktığını yazan gazeteciler daha sonra kaçak rakı imalatından dolayı olduğunu yazarlar. Bu yangından sonra Tatavla’nın ismi “Kurtuluş”olarak değiştiriliyor, sokak isimlerinde değişikliğe gidiliyor. Bu nedenle art niyetli bir tutum olduğu düşüncesini akla getiriyor.

‘PASTANE VE MEZE KÜLTÜRÜ TATAVLA’DA SÜRÜYOR’

Kitabınızda “Niko, ses ver Atina’dan, Taso, sen Selanik’ten. Aram, Hollanda’dan…Sarkis, Washington’dan…Nahabet sen nereden ses vereceksin peki? Varujan ya sen?” diyorsunuz…Bu çağrıya yanıt alabildiniz mi?

Evet, aldım. Nahabet, Paris’ten ses verdi. Niko, Atina’dan ses verdi. Taso, Selanik’teydi. Bu insanlar çocuk yaşlarda gittiler İstanbul’dan. Pek çoğu gittiği yerde de “Türk tohumu” diye aşağılandı, yeni hayatlarına uyum sağlamakta çok zorluk çekti. Biz Niko ve Taso ile, kırk iki yıl sonra, Atina’nın Paleo Faliro bölgesinde buluştuk. İstanbul’dan Yunanistan’a göç eden Rumlar, İstanbul’u anımsattığı için Paleo Faliro semtine yerleşmişler. Oradaki pastanelere, çiçekçilere, lokantalara, mezecilere, şarküterine İstanbul’u hatırlatan isimler vermişler.Bu mekanlarda İstanbullu bir yaşam tarzını korumuşlar. O gün başka Tatavlalılar da oradaydı. Çok duygusal bir buluşma oldu. Kimisi yüzleşmekten korktuğu için bir daha İstanbul’a gelmemiş. Kimisi İstanbul’a gelmiş ama Tatavla’ya gelmekten kaçınmış. Çünkü geldiğinde ne çocukluğunun insanlarını yerinde bulacak ne de evini. Bu çok büyük bir travma.

Pera-Tatavla arası futbol maçı ilanı.

İstanbul’da azınlık nüfusunun yok olmasıyla doğru orantılı olarak meze ve pastane kültürünün de azaldığını görüyoruz. Fakat Tatavla’da bu kültür ucundan kıyısından yakalanmış bir şekilde sürüyor. Ne diyebiliriz bu konuda?

Burada eskiden “son durak” bölgesine kadar Rum mezeciler vardı. Şimdilerde bu kültürü Tadal ve Tuşba sürdürüyor. Tuana daha sonra açıldı. “Tadal Meze Evi”, 1954 yılında hizmet vermeye başlamış, o günden bugüne de İstanbul’da bir klasik haline geldi. Ermeni mutfağı söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden olan Kirkor Terzioğlu’nun mezeleri ile ünlendi. “Tuşba Şarküteri”, 1968 yılında Ermeni meze ustası Vartan Türker ve Vanlı usta Doğan Yörükoğlu tarafından kuruldu. İsmini de Van’ın eski adı olan “Tuşba”dan almaktadır. 1976 yılında ise çok uzun yıllar yanlarında çıraklık yapan Tuncay, Tuncer ve Selahattin Baykal tarafından satın alındı. En sevilen mezesi Ermeni sofralarının olmazsa olmazı topiktir. Uzun yıllar Rum ve Ermeni ustaların yanında çıraklık yapan dükkanın yeni sahipleri İstanbul’un azınlıklarının damak tadına göre hizmet vermeye devam etmektedir. Paskalya zamanında Tatavla’nın en gözde mekanı “Üstün Palmie Pastanesi”dir. Her ne kadar Paskalya’da Tatavla’nın her tarafı sakız ve mahlep kokuyorsa da “Üstün Palmie” en çok tercih edilen pastanedir. Pastanenin kurucusu Fehmi Bey, gençliğinde İstanbul’un en ünlü pastanelerinde Rum ustaların yanında paskalya çöreğinin inceliklerini öğrenmiş. Müşterileri de genellikle azınlıklardan oluşmakta. Paskalya ve Noel zamanı dükkanın önünde uzun kuyruklar oluşur. Noel zamanı Rum ve Ermenilerin ısmarladığı “yılbaşı pidesi”, Paskalya zamanı “paskalya çöreği” ve “çikolata tavşanlar” özel ürünleri arasında. Arma Pastanesi’nde de Paskalya zamanı kalabalık oluşur. Buranın en ilginç ürünü “Mardin çöreği”, orijinal adıyla “İkliçe”dir. Bu çörek Süryani düğünlerinin olmazı olmaz bir adetidir, gelin ve damadın başının üstünde elle kırılmaktadır. Mardin’de yaşayan Süryaniler ise bu çöreği Paskalya zamanı yapmakta ve “Paskalya çöreği” adını vermektedir. Eşref Efendi Sokağı’nın köşesinde küçük bir tezgahta, Musa Bey tarafından yaklaşık yirmi beş yıldır topik satılmaktadır. Musa bey Ermeni ustalarından öğrendiği topiği ile İstanbullulara unutulan bir lezzeti hatırlatmaktadır. Bu saydıklarım İstanbul’un başka hiçbir semtinde yok.

Son olarak Tatavla’nın neyi meşhurdur?

Kuyuları, bostanları, kunduracıları, tulumbacıları, kabadayıları, meyhaneleri, karnavalı, sporcuları ve genç kızların elişi meşhur. Kuyuları meşhur; Kuyularbaşı ve Kuyulubağ sokak isimleri buradan geliyor. Karnavalı meşhur; Tatavla Rum Ortodoks Cemaatinin katılımıyla gerçekleşen “Tatavla Karnavalı” veya diğer adıyla “Apokrea” Tatavla’nın görkemli geçmişinin en değerli hatırası, kendine özgü bu semtin en önemli tanığı. Nisan ayında kutlanan” Paskalya Yortusu” öncesinde “Büyük perhiz”e girmeden önce yapılan karnavalın bir diğer adı da “Baklahorani”.

Karnaval, semtin gündelik dilinde “Apukurya maskarası” deyimiyle yerini almış. Festival her ne kadar Venedik ve Rio Karnavalı ile aynı kökenden gelse de zaman içinde farklı anlamlar üstlenmiş. İstanbul Rum Ortodoks Cemaati, İsa’nın ölümden sonra dirildiğine inandıkları gün olan Paskalya Pazarına kırk gün kala(bu dönemin adı Sarakosti’dir) kutlanmaya başlanan karnavalın başladığı Pazartesi gününe “Temiz Pazartesi(Kathara Deftera) adı vermektedir. O günden itibaren Rumlar kırk gün boyunca zeytinyağlı dışında yemek yemez ve hayvansal gıdalardan uzak dururlar. Tatavla Karnavalı’nın Yunanca “Apokries” olarak adlandırılmasının sebebi de “Apokries” kelimesinin “etten arınma” anlamına gelmesidir. Karnavalın bir diğer adı olan “Baklahorani” ise bakladan yapılan zeytinyağlı favanın o günün başlıca mezesi olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Geçmişi Pagan Antik Yunan dönemine dayandığı için kilisenin ve cemaatin önde gelen ruhanilerinin her zaman mesafeli durduğu karnaval, İmparatorluk İstanbul’unda büyük bir coşkuyla kutlanırken 1941 yılında, İsmet İnönü yönetimi tarafından çıkarılan bir kanunla açık havada yapılması yasaklandı. Şehrin çokkültürlü yapısını tekrar hatırlatmak amacıyla ben ve arkadaşlarımın girişimiyle 2009 yılında karnaval tekrar canlandırıldı ve çok ilgi gördü. En renkli kutlama 2014 yılında yapıldı. Rum, Ermeni, Yahudi, Müslüman her kesimden insanın bir araya gelerek kutladığı 2014 yılındaki Tatavla Karnavalı oldukça renkli bir ortamda gerçekleşti. Fakat sonrasında zaten az sayıda kalmış gayrımüslim cemaatlere herhangi bir saldırı olmaması için sonlandırmak zorunda kaldık… Kabadayıları meşhurdur ; İdris Özbir, Dündar Kılıç, Oflu İsmail burada yaşamışlardır. Osmanlı’nın ünlü kabadayısı Hrisantos da Tatavlalıdır. Ünlü aileler de burada yaşamıştır. Sabuncakisler bunların başında gelir. Ünlü silah taciri Sir Basil Zaharof Tatavlalıdır. III.Selim dahi otuz Osmanlı padişahının portresini yapan ressam, Konstantinos Kizikinos da geçmişin semt sakinlerindendir…

Meyhaneleri ünlüdür; Ararat Gazinosu, Lemonia, Treandofilos ,Akropoli Gazinosu en ünlüleridir fakat günümüzde sadece Madam Despina’nın Meyhanesi kalmıştır… İstanbul müzik tarihinde “Tatavla Havaları” olarak tanınan bir tür vardır. Kemençeci Sotiri, Anastas, Aleko, Lavtacı Andon, Paraşko ve Udi Yorgi gibi müzisyenler Tatavla gecelerine yön veren ustalardır…

İstanbul’un ilk spor kulübü bu semtte kurulmuştur. Günümüzde basketbol liginde yer alan tek mahalle takımı Kurtuluşspor’dur. Son olarak genç kızlarının el işleri meşhurdur. Eskiden Pera’nın şık mağazalarında tezgahtarlık yapan kızların pek çoğu da Tatavlalıdır. Bu kızlar Rus Çarı’na hediye etmek için kendi saçlarından keserek büyük bir Ayasofya resmi yapmış ve hediye etmişlerdir. O tablo Bolşevik Devrimi sonrası kaybolmuştur. Görüldüğü gibi Tatavla, her yönüyle, İstanbul’un en özel, en sıra dışı ve kendine özgü semtidir.