Enişteler, eniştelerimiz, enişteleriniz...

Derleyiciliğini Tanıl Bora ve Mustafa Çiftçi'nin yaptığı Enişteler Risalesi, İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Kitap, anılar ve tanımlar üzerinden 'enişte'nin hayatlarımızdaki yerine odaklanıyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Tanıl Bora ve Mustafa Çiftçi’nin derlediği Enişte Risalesi, aynı ikilinin İletişim Yayınları’ndan çıkan Yengeler Cumhuriyeti isimli kitabının ardılı olarak geçtiğimiz aylarda yayımlandı. İlk kitapta, yenge mefhumunun kültürel ve sosyal alandaki varoluşu ve biçimlenişi “masaya yatırılırken” bu çalışmada, enişte olgusunun kişisel, sosyal ve bilimsel anlamdaki koşullanışı irdeleniyor.

Bilindiği gibi enişte kelimesi sözlüklerde, bir kimsenin kız kardeşi ya da kadın hısımlarından birinin kocası, tanımlamasıyla karşılık buluyor. Keza buna ek olarak, bir memleketten “kız almış” birine de, o memleketliler tarafından enişte payesi verilebiliyor. Magazin basının jargonunda da sıkça karşılık bulan bu tanımlama, ünlü kadınların eşlerini ya da sevgililerini nitelemek için kullanılıyor. Kitabı derleyenlerden biri olan Tanıl Bora, bu kelimenin kökenini, “sözlüklerde Farsça ‘zengin çiftçi, kodaman’ anlamına gelen anguşte’ye dayandırılıyor ama her yerde bunun kesin bir bilgi değil, kuvvetlice bir spekülasyon olduğu belirtiliyor” sözleriyle açıklıyor.

Enişte Risalesi, derleyen: Tanıl Bora, Mustafa Çiftçi, 184 syf., İletişim Yayınları, 2019.

ENİŞTE: TANIMLAMA VE HATIRALAR 

Kitap iki tür yazı biçiminden oluşuyor: İlki daha çok, bu mefhumu tanımlama, bir örneklem üzerinden açıklama ya da irdeleme, kültürel ve sanatsal bağlamda temsil biçimine ulaşma odaklıyken, ikincisi, hatırata dayanan, neredeyse birinci tekilden aktarılan birer öykü mahiyetinde karşılık buluyor. Bu bağlamda değerlendirildiğinde kitabın, gerek bilimsel gerekse de duygusal anlamda okura ulaşmayı hedeflediği görülüyor.
“Çetindir Benim Eniştem” başlıklı yazısında Bağış Erten, “Enişte ‘dışarıdandır’. ‘İçeride’ tartışılan her şeyin dış gözüdür. Size benzemez ama sizi bilir. Ona bakarak anlarsınız ‘dışarısını’ da, ‘içerisini’ de. Ailenin sınır garnizonudur. Dışarıyı içeriye taşır. Sizi geçmişinizle, terekenizle değil o andaki halinizle görür, tanır. Birikmişi yoktur. Temiz başlangıçtır.” sözleriyle enişte olgusunun aile eksenli tanımlamasını yaparken, Kadir Dede, Ferhan Şensoy’un kaleme aldığı Pardon filmindeki enişte karakterinden yola çıkarak Türkiye Sineması’ndaki “üçkâğıtçı” enişte tiplemelerinin birer panoramasını çıkarıyor. Bu hususu, sinemadaki ekol kavramı üzerinden nitelemeye gayret eden Dede, çok katmanlı bir enişte değerlendirmesi yapıyor. Rita Ender ve Jared Conrad-Bradshaw ise “Yabancı Damatlara ‘Enişte’ Şakası” ismini taşıyan bölümlerinde, Türkiyeli kadınlarla evli ya da sevgili olan yabancıların yaşadıkları enişte olma halini tartışıyor. İkisi Amerikalı, ikisi Fransız, biri Alman, biri İtalyan, biri Kenyalı, biri Ugandalı, biri Yunan, biri İsrailli, biri Suriyeli, biri İsveçli, toplam on iki “yabancı damat” ile yapılan görüşmede, ailenin eğitim seviyesine ve kültürel koşullanmasına göre “enişte” algısının değiştiğini gösterirken, yapılan çalışmanın “Türkiye’nin algılanışı açısından öncelikle bir heteroseksüel erkek deneyimi oluştur”duğunun altını çiziyor.

Funda Şenol Cantek, “Bir Fiat Doblo Erkeği Olarak Enişte” isimli yazısında, AKP ile cisimleşen “yerli ve milli” olgusunu enişte kavramı üzerinden nitelemeye girişirken, bir küçük toplumsal yapı olan ailenin kan bağlarının dışında kalan bu temsilcisini bir arzu nesnesi olarak da irdeliyor. “Aileden bir kadının meşru ve resmî cinsel partneri olarak aile mahremiyetine dâhil olan eniştenin ailenin genç, özellikle cazip ve bekâr kadınlarına da arzu duyacağı endişesi bazen şakaya vurularak, bazen de tedirginlikle dillendirilen bir durum.” diyerek, bu hususun katmanlı ve sosyal bir tanımlamasını yapan Cantek, eniştenin odakta olduğu birçok atasözü ile de iddiasına karşılık arıyor: “Enişte ablamı boşa beni iste”, “Enişte enişte, gel götümü dişle”, “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?”

Kitabın hoş sürprizlerinden biri de Metin Solmaz’ın kaleme aldığı Özer Çiller bölümü… Bana kalırsa bu seçkinin olmazsa olmazlarından biri Çiller’di. Malum, ilk “milli eniştemiz.” Yukarıda da bahse konu olan bilimsel yazıların hemen tamamı eniştenin kültürel ve sosyal karşılığı üzerine. Çiller de bu prototipin karşılığı adeta. “Parmak ısırtıcı büyüklükteki mal varlığı TBMM’de sorulduğunda ‘kayınvalidemin çıkınında bulduk’ diyebilecek kadar, “yerli ve milli” olan Çiller, öz hakiki eniştemiz desek yeridir.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.