‘Soğuk Mermer’ sıcak ve samimi

Berna Olgaç’ın yeni şiir kitabı "Soğuk Mermer" Mühür Kitaplığı tarafından raflarda yerini aldı. Kitaptaki şiirler, milenyum şairi diyebileceğimiz Olgaç'ı doğrudan belli bir zamana ya da dönemlerin herhangi birine bağlamıyor. Ama şiire bağlıyor...

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

Şiirin nasıl yazıldığı sorusu önemlidir? Yanıtı merak edilen bir sorudur. Yerine göre şiirin neden yazıldığı da sorgulanır. Bu konuda önemli bir külliyat bile vardır. Ünlü Marksist eleştirmen Terry Eagleton da Şiir Nasıl Okunur adlı kitabında şiirin nasıl okunduğunu, okunması gerektiğin incelemiştir. Öyleyse, şiirin nasıl yazıldığını da, nasıl okunduğunu da merak edenler kaynak sıkıntısı yaşamazlar diyebiliriz.

Şiir yazanların, kim için yazdığı söz konusu olduğundaysa bu sorunun hemen hemen üç türlü karşılığı vardır: Toplum için yazıyorum. Hem toplum, hem kendim için yazıyorum. Ben yalnızca kendim için yazıyorum. Tümü de doğru olabilir. Yazarken toplumu önceleyerek yazanlar olduğu gibi kimseyi umursamadan yazanlar da vardır. Kimseyi umursamamak risktir. Şair risk de alabilen kişidir. Yeri gelir, şairin kimseyi umursamama riskini alması gerekebilir.

Ancak her ne olursa olsun. Şiir yazmanın açık, tartışmaya yer bırakmayan bir gerçeği vardır. Şiir aslında okunsun diye yazılır. Yani kısaca şöyle söyleyelim: Bütün şiirler okunsun diye yazılır. Okunmasın diye yazılan şiir, yoktur. Şiiri kimin okuyacağı, nasıl okuyacağı şair için yazarken ikincil meseledir. Öyle olması beklenir. Şair tasarlamış olsun ya da olmasın sözüne bir muhatap arar. İster iç döksün, ister sayıklasın. Şiir aynı zamanda bir diyalog arayışıdır, iletişimi amaçlayan bir dildir. Buna “kapalı”, “kendi üstüne kapanan şiir” de dahil. Örneğin Ece Ayhan’ın “Yort Savul”u da öyledir. Çünkü şiir, şair içinden konuşurken bile yüksek seslidir. Dışarısıyla diyalog halindedir.

‘HER ŞİİR KENDİ OKURUNU OLUŞTURUYOR’

Günümüzde, modern Türkçe şiirde birçok eğilim bir arada işliyor. Barış içinde olup olmadıkları ayrı bir konu. Poetik çoğulluk, okur beğenisinde, ilgisinde de benzer bir farklılık yaratıyor. Bir anlamda her şair, her şiir kendi okurunu oluşturuyor diyebiliriz. Bu durumda da birtakım etkenler devreye giriyor. Şiirin okurla buluşturulması için şair eski zamanlarda olduğundan daha fazla sahaya iniyor, sahneye çıkıyor. Şiirle, şair oluşla çelişkili görülen birtakım araçlar, kanallar okurla buluşmak için seferber ediliyor. Şair, şiir için piyasa oluşturmaya girişiyor. Belki bir anlamda buna mecbur da kalıyor demek daha doğru. Şiirin okurla buluşmasında kullanılan kanalların eski hali de, yeni oluşanları da kültür endüstrisinin koşullarına göre belirleniyor. Öte yandan kültür endüstrisine yönelik itirazlar, ünlü düşünür Adorno’nun, yükselmekte olan kültür endüstrisi üzerine derinlikli analizleri; metalaşan kültürün, iktidarlar tarafından bir yönetim aracı olarak kullanılacağı uyarısı hâlâ güncel. Buna karşın kültür endüstrisinin koşullarıyla pratikte gerçekleşen dikkate değer bir hesaplaşma söz konusu değil. Örneğin yeni yayımlanmış bir şiir kitabının okurla buluşması için izleyeceği yollar bakımından seçenekler belli. Tanıtım, reklam ve şairin bizzat rol aldığı, sahaya indiği, sahneye çıktığı etkinlikler olmaksızın bir şiir kitabının okura sunulması, okurun kitaba daveti artık imkânsız gibi. Alternatif girişimler yok denecek kadar. Olanların da mevcut haliyle süreci değiştirecek gücü yok. Şairlerin kimi seve seve, kimi gönülsüzce okuruyla buluşmak, şiirlerini okura ulaştırmak için mevcut seçeneklere razı oluyor, düzene uyuyor. Ayrıca çok az şairin yazdıkları uzun süre beklemeksizin kitaplaşabiliyor. Yazdıklarının çoğunu çekmecesinde tutan, bir kısmı yayıncıların masasında bekleyen şairlerin çoğunlukta olduğu da bir gerçek.

Bütün bunlara karşın; şiirin okura muhtaç olmasına ve de bunun engebeli bir yol olmasına karşın şairler yazmaya devam ediyor. Yazdıklarının bir kısmı kitaplaşıyor. O kitaplar yer aldıkları mecralarda okurlarını bekliyor. Her şeye rağmen şiir kitaplarının yayımlanmaya devam ettiğini de belirtelim. Şiir adına, şiir okurları adına, modern Türkçe şiir adına önemli bir durum. Bunun yani hâlâ şiirin okura sunulması için kamusal alana çıkmasının, yayımlanmasının takdir edilmesi ve değerinin teslim edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Soğuk Mermer, Berna Olgaç, 79 syf., Mühür Kitaplığı, 2019.

Bazı dönemlerde yayımlanan şiir kitaplarının sayısı artıyor. Bazı dönemlerde sayı bir hayli düşüyor. Ama hâlâ, hemen hemen her ay modern Türkçe şiirin kataloguna yeni kitaplar ekleniyor. Mühür kitaplığından çıkan Berna Olgaç’ın yeni şiir kitabı Soğuk Mermer de onlardan biri oldu. Soğuk Mermer, Berna Olgaç’ın (1975) dördüncü şiir kitabı. Olgaç’ın daha önce okurla buluşan kitaplarıysa şunlar: Ben-Siz ve Öteki (2006), Hiç ve Her Şey (2009) ve Duman (2012). İlk kitabının yayımlandığı tarihe bakarak Berna Olgaç için milenyum şairi denilebilir. Ancak bu, Soğuk Mermer’i şairin son yapıtı olarak dikkate alırsak, yalnızca biyolojik yaşı dolayısıyla söylenebilir. Berna Olgaç’ın son kitabındaki şiirler, onu doğrudan belli bir zamana ya da dönemlerin herhangi birine bağlamıyor. Ama şiire bağlıyor.

Romanlarda, öykülerde ilk cümle, ilk paragraf; filmlerde ilk sahne; tiyatroda ilk replik bazen daha çok dikkat çeker ve birçok açıdan da önemlidir. Şiir kitaplarının da ilk şiirleri önemli bir kılavuzdur. Bazen kitabın içinde kalır, bazen dışına taşar. Ama kitaba ilişkin daha ilk anda bir izlenim sunar. Alıntılayacağımız betikler Soğuk Mermer‘in ilk şiiri “Aldanış”tan:

o çember benim
sınırlarıma uzaktan baktığım
genişleyerek daraldığım
kimin umurundayım içinde
ya da dışında mı önemliyim kendimin?

(…)

daha az daha da azla yetinmeliyim
kabul edene kadar gerçeğimi
inanana kadar yazmalıyım
hak edene kadar
yok olana kadar
benliğimi benden alanlara arkamı dönerek yazmalıyım!

Berna Olgaç’ın kitabına ad olarak seçtiği Soğuk Mermer neyi imliyor olabilir. Ortak dilde bir anlamı var mıdır? Yorumlarımız bizi hangi anlam katmanlarına çıkarır?

‘MERMER NEDEN SOĞUKTUR?’

Okurun sahip olduğu ve metin karşısında faal duruma geçen en önemli itkisidir merak. Soruların oluşmasına da, karşılık aranmasına da kapıyı aralayan meraktır. Okur merakıyla önce “soğuk mermer” tamlamasının kamusal dilde ne anlama geldiğini araştırdık ve pastacılıkla ilgili bir terim olduğunu öğrendik. Türkiye’de Türkçe olarak yasaklı sanal ansiklopedi Wikipedia’dan mermer hakkında da bir hayli geniş bilgi edindik. Ama bu bilgileri burada paylaşamayacağız. Ayrıca, pratik bilgiler dağarcığımızda yer alan “mermerin neden soğuk olduğunu” da gözden geçirdik. Yeri gelmişken mermerin aslında madde olarak soğuk olmadığını, sadece ısı iletkenliğinin yüksek olduğunu kaydedelim.

Olgaç’ın “Soğuk Mermer” metaforunu kamusal dilden almayıp kendisinin buluşu olduğunun da altını çizelim. Ayrıca şairin mermerin ısı iletkenliğinin yüksek oluşuyla bir yakınlık kurmuş olduğunu da düşünüyoruz. Yorum için bunun dikkate alınacak bir çıkış noktası olabileceğini de belirtelim. Çünkü Olgaç’ın şiirleri adeta yazın serinletmek için kışın ısıtıyor bastığı yeri. Şu dizeler “İçimi Kuşlara verdim” başlıklı şiirden:

yaşım ilerlerken geriden bakmazdım zamana,
değişen mevsimlere kapatmazdım kapıları,
bağışlayıcı olurdu kanayan kayıplarım

Soğuk Mermer kitabında yer alan şiirler bir yönüyle hayatla şair arasındaki ilişkiyi yansıtıyor. Bir başka yönden dünyayla Olgaç arasında kalan hayat hakkında izlenimlerden oluşuyor. Şarin imgeleri, sözcükleri, biçimi, biçemi deneyimlerine, gözlemlerine, birikimlerine yaslanıyor… Okuyacağımız bölüm “Ölürsek İçimizden Ölelim” şiirinden:

ölürsek içimizden ölelim!
insanın bazen şiirine kapandığı oluyor!
kimse için yazmadığı, okumadığı…
pişmanlığa gel desek şimdi av zamanı!

bu çağ bir çığ gibi gelirken üzerimize
zihin defteri bizi mi vurur keşkeleri mi?

Berna Olgaç yer yer betimleyici, yer yer dışavurumcu, yer yer eleştirel, ama tümünde barışçıl. Yaşamla olduğu kadar ölümle de barışık. Öfkeden, nefretten uzak. Uzaktan baktıklarını da, yakından gördüklerini de anlamaya, anladıklarını aktarmaya çalışıyor. İki betikten oluşan “Derinde Ellerin” başlıklı şiirine bakalım:

bu masalda büyüdüm ben,
çocukla sınanmış bir ömürden ses veren sabırdan
her yeni güne eklenen bekleyişten,
hüznün kırıklarını onaran cesaretten,
her kadının içindeki tarifsiz duygudan kanadım!

bu masalda büyüdüm ben,
kederin provasına katılmış günlerden
için için yanarken âh! demeyi unutmuş emekten
kaybetmeyi kanıksamış yılların izinde…
ölüm raydan çıkıp gelirken üzerime,
bana yaşadığımı hatırlatan elinle büyüdüm ben…

Olgaç’ın şiirlerinde, yer yer olay örgüsünde melodramın ağırlıkta olduğu filmler gibi bir atmosfer yarattığını da söyleyelim. Okuru ilk dizeden kucaklayıp şiirinin mekânına, zamanına, uzamına yerleştiriyor. Ne söyleyecekse okurunu şiirin içine alarak, o atmosfere çekerek söylüyor. “Denge Oyunu” başlıklı şiirden bir bölüm paylaşalım:

bir denge oyunu ararken ısrarla
ebe seçilen yine ben oldum
şiir seni anlayacak dediler
tut imgesinden yakala!
yakaladıkça ters yüz dizelere kanadı avuçlarım

‘OLGAÇ, KASVETİN KARANLIĞINA DÜŞÜNCELERİNİN IŞIĞINI DÜŞÜRÜYOR’

Olgaç’ın seksen sayfa ve yirmi altı şiirden oluşan kitabı hem bireysel yaşantısından izler taşıyor hem de toplumsal, kültürel ve kadın oluşla ilgili yaşamı bunaltan sorunların kasvetli karanlığına duygu ve düşüncelerinin ışığını düşürüyor. Berna Olgaç’ın kitabında dikkat çeken bir başka yan da ölüm teması. Olgaç doğrudan ya da dolaylı olarak sık ve bir hayli barışık bir dille söz ediyor ölümden. “Soğuk Mermer” bu bağlamda mezar taşını da çağrıştırmıyor değil. Bir şiir daha okuyalım. “Kendine Aşık Ölüm” başlıklı şiirden dört dize:

sahi uzaklara gitmenin yaşı neydi?
ya kendine vedanın alfabesi?
ne zaman dar gelir insan insana?
yaşlı da olsan beklemez mi bahar?

Soğuk Mermer dilsel, şiirsel iletkenliği, aktarımı sekteye uğratmıyor. Şiirlerin kefil olduğu bir başka husus da kitaba dokunuşun karşılıksız kalmayacağı. Berna Olgaç’ın şiirleri iletişime açık. Kitaba adını veren şiirden bir bölümle:

günbatımında havalandı ölü kuşlar!
vedaya gerekçe yokken yanaklarım soğuk mermer
toprak uyutmak isterken kucağında
sözcüklerime yağdı çiçekler…
iyisi mi yarına uyanmadan
kaldırmalı insan başını…

Olgaç kitabında bazı yerlerde ağıt yakıyor, bazı yerlerde ölen birine sunuda bulunuyor gibi. Ama bu tematik uğraklarda fazlaca kalmıyor. Örneğin kitapta “yanaklarım soğuk mermer” benzeri ölüyü işaret eden başka bir ifade yok. Mermerin ürpertici soğukluğunu duyumsatsa da Soğuk Mermer varlığa ve varoluşa dair sıcak bir kitap. Ölümün soğukluğuna karşın yaşamın sıcaklığı ne kadar vurgulansa azdır. Ancak şunu da belirtmek gerekir: Berna Olgaç’ın şiirlerinde hayata karşı olduğu gibi ölüme karşı da sıcak ve samimi duruşu dikkat çekiyor. Kitapla ilgili düşüncelerimizi daha da özetleyerek söylersek, Soğuk Mermer‘de ölüm soğuk, ama şiirler sıcak ve samimi…

Şiir okurlarına, sıcak ve samimiyetiyle dikkat çeken bu Soğuk Mermer‘e dokunmalarını öneririz.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).