Naciye Hanım Komintern'de: Geceden geçmeden şafak doğmaz

Vijay Prashad'ın dilimize çevrilen son kitabı 'Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız', Mustafa Suphi'nin yoldaşlarından Naciye Hanım'ın komünist kimliğini hatırlatıyor. Genç Sovyet cumhuriyetinde, 1920 yılında Bakü'de düzenlenen Doğu Halkları Kongresi'ne katılan Naciye Hanım yaptığı konuşmada, “Doğulu komünist kadınların vermesi gereken savaşım daha da zordur, çünkü tüm bunlara ek olarak onlar erkek milletinin baskısına karşı da mücadele etmek zorundadır” diyor.

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR- Hindistanlı gazeteci, yazar ve akademisyen Vijay Prashad’ın dilimize çevrilen son kitabı ‘Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız’, Yordam Kitap’tan çıktı. Çevirisini Deniz Tuna’nın yaptığı kitap Ekim Devrimi’nin Asya, Latin Amerika ve Afrika’daki yansımalarına değiniyor. Oldukça akıcı bir dille kaleme alınmış kitapta en dikkat çekici nokta ise Prashad’ın sizi Ekim Devrimi’nden alıp zaman içerisinde, dünya üzerinde durmaksızın seyahate çıkarması. Ekim Devrimi’nin Çar’ın hükmettiği halklar tarafından gerçekleştirildiği ancak vaadinin bütün dünya olduğunu savunan Prashad’ın kitabında bu yankı ele alınıyor.

Yazar, üzerine daha fazla bilgi sahibi olduğu Küba gibi deneyimlerin yanı sıra çok farklı tecrübelere ve hikâyelere sahip coğrafyaları da işlemeye özen gösteriyor. Peru’dan Moğolistan’a, Hindistan’dan Orta Asya’ya… Tüm bunları yaparken sanatla da yolu kesişiyor. Bu anlamda ‘Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız’ romanının, bir havayolu şirketinin uçuş noktalarını belirttiği haritalara benzediğini söyleyebiliriz. Elbette Prashad’ın bu ‘havayolu şirketi’ Ekim Devrimi’nden yola çıkıyor ve belli bir merkeze bağlı kalmaksızın -ancak bağlamı koparmayacak bir biçimde- farklı coğrafyalar arasında da uçuşlar gerçekleştiriyor…

Kitabı okuduğunuzda şüphesiz en çok dikkat çekecek isime ‘Şafağı Görmek’ kısmında rastlayacaksınız: İstanbullu Naciye Hanım. Kendisi tarihimizde sıkça rastladığımız bir isim değil. Ancak Prashad bize Mustafa Suphi’nin yoldaşlarından Naciye Hanım’ın komünist kimliğini hatırlatıyor. Bu vesileyle biz de kendisini anmış olalım. Genç Sovyet cumhuriyetinde, 1920 yılında Bakü’de Doğu Halkları Kongresi düzenlenir. Dünyanın dört bir yanından gelen delegeler gibi Türkiyeli komünistler de salondadır. Kongrede yaşanan tartışmalar, görüşülen konular ve katılan delegeler baştan sona incelenmeye değer olsa da Naciye Hanım’ın ayrı bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Sadece Türkiye’den oluşu ya da sadece kadın oluşu nedeniyle değil, son oturumda kürsüye çıkıp binlerce erkeğin önünde söylediği cesur sözlerden dolayı.

Salondaki 2 bin delegeden yalnızca 55’i kadındır. Komintern, ‘eş başkanlık’ formülü getirse de Naciye Hanım’ın bu konu hakkında söyleyecekleri vardır, delegeleri ‘çabaları ne kadar samimi, ne kadar güçlü olursa olsun, kadınları faaliyetlere gerçek anlamda dahil etmedikleri sürece bunların sonuçsuz kalacağı’ konusunda uyarır ve “Kadınların çalışması fikriyle, yük hayvanı kıtlığından dolayı barışan insanlar, kadınlar için eşit haklar davasına katkı sunmuş sayılmazlar ve dikkatimize layık değillerdir” der.

Prashad kitapta bir delegenin Naciye Hanım’ın konuşmasına ‘geleneklerimizi hemen değiştiremeyiz, Doğu tamamen farklıdır, çıkarları Batı’dan tamamen farklıdır’ diyerek itirazda bulunduğunu söylüyor. Yine Yordam Kitap’tan çıkan Sharon Smith’in Kadınlar ve Sosyalizm eserinde de Naciye Hanım’ın Bakü’de konuyla ilgili söylediği şu sözlere rastlıyoruz: “Doğulu komünist kadınların vermesi gereken savaşım daha da zordur, çünkü tüm bunlara ek olarak onlar erkek milletinin baskısına karşı da mücadele etmek zorundadır. Eğer siz Doğulu erkekler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de kadınların kaderlerine karşı kayıtsız kalırsanız, beraberce yaşadığımız ülkemiz, bizimle beraber yok olacaktır. Bunun tek alternatifi, tüm ezilenlerle birlikte kanlı bir ölüm-kalım mücadelesi başlatmak ve haklarımızı güç kullanarak kazanmaktır.”

Kadınların yasama ve idari organlarda istihdam edilmek üzere kayıtsız şartsız kabulünden çok eşliliğin kaldırılmasına, Naciye Hanım, dönemi için oldukça radikal bir talepler listesini kongreye sunar. Prashad, Naciye Hanım’ın rolünden bahsederken “Naciye Hanım idealist değildi. Hayatı mücadeleyle geçmiş, hayattan hep daha fazlasını istemişti” ifadelerini kullanıyor ve Türkiyeli komünist delegenin konuşmasının sonunda sarf ettiği şiirsel cümlelerin altını çiziyor: “Doğru, sonu görünmeyen karanlık bir yolda sendeleyebiliriz, bizi yutmaya hazır derin bir uçurumun kenarında olabiliriz ama korkmuyoruz çünkü şafak vaktini görmek için karanlık geceden geçmek gerektiğini biliyoruz.”

Üçüncü Dünya Üzerinde Kızıl Yıldız kitabında Naciye Hanım’a rastlamak elbette heyecan verici. Bu heyecanın içinde Naciye Hanım hakkında kendi dilimizde çok fazla kaynak olmamasın verdiği üzüntü de yok değil. Bunun dışında kitaba bakacak olursak sözün özü, Prashad’ın bize Üçüncü Dünya’ın diğer ‘Naciye Hanımları’nı tanıma fırsatı verdiğini belirtebiliriz…