Bu bir ‘dava’ kitabı!

10 Ekim Katliamı'nın sebebini ve günümüze dek süren üç yıllık siyasal süreci anlamaya kılavuzluk edecek Duymak Zorundasınız, Kor Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşuyor. Kitap, okura yaşananları hatırlatırken gözden kaçan noktaları işaret ederek çetelerin nasıl da aramıza sızdı(rıldı)ğının izini sürüyor.

Kübra Yeter

Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından biri 10 Ekim 2015’te gerçekleşen Ankara Katliamı’ydı. 104 kişinin ölüm haberini aldığımız o gün ve sonrasında yaşananlar Duymak Zorundasınız adıyla kitaplaştırıldı.

Katliamın hemen peşi sıra başlayan ve 100’ü aşkın avukatın oluşturduğu komisyonun ailelerle birlikte verdiği adalet savaşını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren kitap Avukat Gülşah Kaya, Dr. Barış Işık, Birkan Bulut ve Fulya Alikoç tarafından hazırlandı.

Bir yanda hayatını kaybedenler, bir yanda aileler, bir yanda devlet, diğer yanda IŞİD… Katliamın sebebini ve günümüze dek süren üç yıllık siyasal süreci anlamamıza kılavuzluk edecek kitap,  Kor Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşuyor. Duymak Zorundasınız, okura yaşananları hatırlatırken gözden kaçan noktaları işaret ederek çetelerin nasıl da aramıza sızdı(rıldı)ğının izini sürüyor.

2015: GÜNBEGÜN TIRMANAN ÇATIŞMA ORTAMI

2015 yılı toplumsal açıdan derin yaralar aldığımız, tarifi zor bir yıldı. Hepimizin aklına mıh gibi kazınan o korkunç gün çığlık çığlığa yaklaşıyordu. Sınırlar IŞİD’in oyun alanı olmuş, ellerini kollarını sallaya sallaya en yakınımıza kadar geliyordu. Birbiri ardına bombalar patlıyor, faili meçhul cinayetler işleniyor, Kürt illeri ateş altına alınıyordu. Çatışmalı ortam günbegün tırmandırılıyordu. “Silahlar sussun, barış hemen şimdi!” çağrısına karşılık gözaltılar, tutuklamalar arka arkaya geliyordu. Ölüm utanmıştı utanmasına da istedikleri vekili alamayanlar “anketlerde yükseliyoruz” açıklamaları yapmaktan utanmamıştı.

Ekim ayıydı. Barışa, demokrasiye, özgürlüğe olan ihtiyaç her gün katlanıyordu. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenleyiciliğini yaptığı bir miting düzenlenecekti: Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi. 10 Ekim 2015’te, Ankara’da!

Herkes barışın sesini yükseltmek için var gücüyle mitinge hazırlanıyor, işlerini erkenden bitirip o gün orada olmanın heyecanını taşıyordu. Kim varsa haber ediliyor, Ankara’da buluşmak için sözleşiliyordu. Miting değil bayramdı o gün! 9’unda çıkıldı yola. Halaylar, kahkahalar, zılgıtlar birbirine karıştı. Nereden bilebilirdik ki son defa sarılıyoruz birbirimize. Nereden bilebilirdik son kez değiyordu gözlerimiz gözlerimize. Bilmiyorduk, Türkiye tarihinin en kanlı saldırısına uğurluyorduk sevdiklerimizi; barışa olan bağlılıkla.

Alana yaklaşanları tuhaf bir durum bekliyordu. Polis yoktu, önlem yoktu. Bu şaşkınlığa rağmen türküler söylenmeye, kortejler oluşturulmaya başlandı. Kimi uzun zaman sonra karşılaştığı arkadaşıyla sohbet ediyor kimi bir köşede çay içiyor kimi çocuğunun elinden sıkı sıkı tutmuş öylece yürüyordu. Yavaş yavaş artıyordu kalabalık. Yavaş yavaş artıyordu coşku. 10.04’ü gösteriyordu saat. Bir bomba patladı, sonra bir bomba daha… Sonrası kocaman çığlık, sönmeyen ateş. 104 kişi hayatını kaybetti, 500’e yakın kişi yaralandı. Sabah, alanda olmayan polisin yerde yatan yaralılara gaz sıkması cabası… Ve devamında zorlu bir adalet savaşı!
Duymak Zorundasınız, işte bu süreci tüm detayları ve çarpıcı gelişmeleriyle bir araya getiriyor.

Davanın birden fazla hukuki amacı vardı. En büyük endişe belki de suçluların hak ettiği cezaları alıp almayacağıydı. Avukatların güç bela ulaştığı istihbarat belgeleri gerçeği ortaya koyuyordu aslında. İstihbarat birimleri IŞİD’in miting veya kalabalık bir alanda eylem planı olduğunu söylüyordu. Bu yüzden akıllarda hep aynı soru vardı: Belgelere ve tüm uyarılara rağmen istihbarat raporları neden dikkate alınmadı? Bu katliam önlenemez miydi veya bu katliam önlenmek istenmemiş miydi? Soruşturma geçiştirilecek miydi?

Duymak Zorundasınız’da detaylarından bahsedildiği gibi, davanın devam ettiği süre zarfında IŞİD’e operasyon başlatıldı. Davada aranan isimlerden bazılarının bu operasyonlarda öldüğü söylendi. Fakat birçoğunun gerçekten ölüp ölmediği hâlâ bilinmiyor. Meydanda bulunan beyaz ayakkabılarla başlayan düğüm, süreç boyunca çoğalıyor, sorular azalacağı yerde artıyordu. Olayın yaşandığı sırada özellikle sağlık ekiplerinin geç müdahalesi bu soruları tetikliyordu. İnsanlar canlarının peşindeyken üç bakanın kameralara gülücükler saçması hâlâ hafızlarımızda. Anlatılan detaylar arasında belki de en can sıkıcı kısım, kamu görevlilerinden suçu bulunan hiçbir yetkilinin yargılanmamış olması. “Ben memurumu yargılatmam!” anlayışı mıydı bu?

Kitapta denildiği gibi, “Katliamın ardından yaşananlar da en az katliam kadar dehşet vericiydi.” Olayı bizzat yaşayanlar tanıklıklarını anlatmak zorundaydılar:

“Bugün salonda bulunan neredeyse herkes o gün 10.04’te oradaydı. Bir katliam yaşandığında, barış için gittiğiniz bir mitingde birden canlı bomba patladığında ve orası savaş alanına döndüğünde, insanlar ne yapar, ne yapmaya çalışır? Orada bulunan herkes o büyük kaosa, o korkunç savaş ortamına rağmen yerde yatanlara yardım etmeye çalıştı! Pankartlar sedye yapıldı. Yoldan çevrilen taksilerle yaralılar hastaneye yetiştirilmeye çalışıldı ama oraya ambulanslardan önce kim geldi? Çevik kuvvet! TOMA’lar geldi. Akrep adı verilen araçlar geldi. Ambulanslar ne kadar zaman sonra geldi biliyor musunuz? 45 dakika sonra. 45 koca dakika sonra geldi. Biz bunların hepsini anlatmak durumundayız, siz bunların hepsini duymak zorundasınız!”
Duymak Zorundasınız’da vurgulandığı üzere kitap “tarihe bırakılmış bir kayıt” aslında. Türkiye yakın tarihinin en büyük katliamından birinin izleri unutturulmak istenirken adalet ve mücadele tarihinin en somut belgesi. Mücadele bayrağı devralanların elinde dalgalanırken, barış çığlığı hâlâ kulaklarımızdan silinmemişken “henüz bitmedi, sürüyor” deme şekli. Sözcüğün içerdiği tüm anlamlarla birlikte bu bir “dava” kitabı. Bir darbe girişimi, ardından iki yıl boyunca OHAL, iki seçim, bir anayasa referandumu, birçok IŞİD saldırısının yaşandığı bu döneme ve Türkiye’de adım adım tek adam rejiminin nasıl da inşa edildiğine ayna tutuyor aynı zamanda.