Fadime Uslu'dan 'yakan' öyküler

Fadime Uslu, yaşamın dramatik alanlarından sezgisel ipuçlarıyla kahramanlarını okuyucusu ile buluşturmak istiyor. Uslu, öykücülüğünde geldiği son noktada okuyucusuna bambaşka kurgular sunarken, anlatıcıyı öyküye dahil ederek öykünün rehberliğini edercesine konuşturuyor.

Fadime Uslu’nun son öykü kitabı, Ay Eskir Gün Işırken, Can Yayınları etiketiyle yayımlandı. Okurun içini kavuran, ama karamsarlığı değil inatla mücadelenin altını çizen, umuttan yana tavır alan bir kitap bu. Öykülerin kendi yapısıyla, kitaptaki sıralanışıyla, bölümlere ayrılıp bu bölümlerin birbirleriyle bağlanması ve parçaların bir bütüne ulaşmasıyla kurgu estetiği konusunda yazarın ödünsüz iradesini -tavrını yansıtıyor.

Naif bir başlangıcı var kitabın: “Ablam Cennet’e.” Kişi akrabasını, ailesini seçemez. Buldukları ile yetinir. Aile, yoğun -karşılıksız yaşanan olumlu duyguların yanı sıra, hayal kırıklıklarına açık iletişim alanıdır. Kardeşler arasında da sevginin en yavan olanına, emek verilmeden istenen – talepkâr sevgiye tanık oluruz genellikle. Ancak Fadime Uslu’nun kitabı “Ablam Cennet’e” diye başlayınca o güzel emeği kısacık cümlede dahi hissediyoruz. Böylesi sevgilere hasret olmayanımız var mı? Kitabın okumasında abla–kardeş ilişkisi üzerinden gidebilir mi? –zaman zaman- Öyleyse ipucu: kitap, ablasını sevenler için güzel öyküler içeriyor…

Kitabın okuyucuyla bütünleşmesi tırtıl metaforuyla, zaman kavramının türlü şekillerde irdelenmesiyle sağlanmış. Her iki yönelimin okurda karşılığını bulan etkisi ise bellekten çıkmayacak cümlelerle derinleşen anlam. Yazar odağını duyguyla düşünceye çevirmiş. Duygunun düşüncesi –düşüncenin duygusu kurgunun olağan akışında beliriyor. Öyküyü bir laboratuvar gibi değil, yaşamın ve yaşantının kendisi olarak değerlendirmiş yazar. Tırtılın evresi ile insan hallerinin bağdaştırılması, zamanın anlamının aranması öykülere yayılmış. Zamanın fotoğrafı çekilir mi, mutluluğun fotoğrafının çekilebilmesi gibi? Fadime Uslu yaşadıklarına –sonuçta yazarın hayal ettiği de onun yaşantısıdır- seçtiği kahramanın gözüyle hayat verirken bunun peşine düşüyor. “Bir çardak kuşunun bedeninden kopan telek tüyü kadar hafifti zaman”, diyor sözgelimi. Zaman kavramı üzerinde duruyor olması; zamanın, yaşamı şekillendirirken elimizden kaçıyor telaşını da hissettiriyor. Kahramanları diyaloglarla buna eşlik ediyor. Kurguda çetrefil görüneni ustalıkla çözüyor; zaman içinde zaman alanları açtığı kurgularında altını çizmek istediği ne varsa öykünün oluşumuna kahramanları dâhil ederek çıtayı yükseltiyor. Yazarın dinamizmi ile kurgunun dinamizmi paralel: Yaşanan keder, zamanın adaletsizliği ne olursa olsun, direncin ve kitlelere seslenebilme ayrıcalığı olan herkesin bunun üzerinde durmasını, yaza-bilenin, seslene-bilenin o acının altında ezilmeden, o (ilahi) adaletsizliğe göz yummadan ve insanca, insan gibi ayakta kalabilmenin mümkün olduğunu söylüyor öyküler. Sebep çok derin olsa da etkisiz ve tepkisiz kalınamayacağını vurguluyor.

‘SEN UYUYAN GÜZEL OLMA’

İster beslendiği kaynak olsun ister yazmak ve üretmek “zorunlu” olsun evet, sen, “Uyuyan güzel olma” yazar. Her zorlukta işaretlenen bir mesaj vardır çünkü, o mesajı seslenebildiğin, ulaşabildiğin herkese ulaştır. Uslu’nun bu anlamdaki özgüveni ve başarısı takdire şayan. Edebiyatçının asıl görevi, estetiği kurarken anlamı işaretlemek ve hissettirmek değil mi?

Kitaba adını veren Ay Eskir Gün Işırken, önsöz gibi başlayan öykünün satır araları yazarın yaşadıklarından payına düşeni saklar gibi. Cümle cümle anlamlandırılabilir, yoruma açıktır. Uslu öyküde, dolayısıyla yaşamda zerrenin ne denli yaşamsal derecede önemli olduğunu hikâyesiyle vurguluyor. Metindeki sözcüklerin, noktalama işaretlerinin yaşamdaki karşılığını hissettiriyor. Sözcüklerdeki acı, umutla bir arada. Tıpkı, düğün ve cenaze gibi hem umudun hem umutsuzluğun özeti çıkıyor karşımıza.

Yazar, yaşamın dramatik alanlarından sezgisel ipuçlarıyla kahramanlarını okuyucusu ile buluşturmak istiyor. Hayat öyle bir dinamizmle beraberdir ki, yaşarken o dinamizme zor da olsa eşlik eder insan. Kolayı seçmek istese de, hayat bu kolaylığı fazla sunmaz insana. Zor olan gerçek olandır, mesele o direnci gösterebilmektir. “Nerede kalmıştık”, deyip zamana ve hayata tutunup, dikilip biriktirdiklerini sunmaktır. Sözcüklerle, vefayla… “dikte edilene değil, anlatılmayana, unutulana dikmiştin gözlerini”, diyor öyküsünde Fadime Uslu. Can verdiği kahramanı gibi anlatılmayanın anlatıcısı olmuş, altı katmanlarla dolu, okuyucuyu sarmalayan bu öykü ile başlangıç yapmış kitabına.

Öykücülüğünde geldiği son noktada okuyucusuna bambaşka kurgular sunarken, anlatıcıyı öyküye dahil ederek öykünün rehberliğini edercesine konuşturuyor: “..gözlerin neredeyse kapalı, düşüncen adımlarından önde senden bağımsız somut bir varlık haline geldiğinde ve sen ona henüz biçim vermeden sadece varlık olduğunu duyumsadığında; sözcüğün o yolculukta kendi zamanında demlene demlene şekillenir.”

Ay Eskir Gün Işırken, Fadime Uslu, 136 syf., Can Yayınları, 2019.

YAKIN VE YAKAN ÖYKÜLER 

Yakıcı Dokunuşlar da adı gibi yakıcı bir öykü. Öykünün beni kendi eksenine alması, ister gerçek yaşamdan olsun ister kurmacada okuyucuyu düşünceye davet eder olsun, acının ‘acıdı’ demeden anlatılması. Okuyucu öyle derinlikli bir öykü ile karşı karşıya ki anlatıcının gözyaşlarını ‘ablası’ ile birlikte siliyoruz. Gerçek edebiyatçının başarmak istediği nokta sanırım budur. Kurgunun derinliği geçmişten gelen insanlarla katmanlaşıyor. ‘Serkan’a’, hayran oluyoruz, elinden tutmak istiyoruz. ‘Gitme’ düğümleniyor boğazımıza. Yazarın, gerçek ile sanrıyı anlatan öykü dilini, yükselişini hayranlıkla okuyoruz.

Efendim Derken Ne Çok Şey Var Demediğim, yakın tarihi bilen öykü okuru için.

Devletlerin, hükümetlerin, ulusların, yok etmek üzere klonlanmışların öldürmek eylemi, sonuçtur. Geride kalıp öle öle yaşayanları, yaşamak için her gün nasıl öldüklerini yeniden irdeliyor bu öykü ile. Fadime Uslu, edebiyatçı kimliği ve kadın duyarlılığı ile okuruna sunduğu öyküsünde yine bana aynı cümleyi söyletiyor: “Uyuyan güzel olma” yazar. Hassasiyetin yükseldiği bugünlerde yaratılan atmosfer ve Uslu’nun öykü dili onu duyarlı ve yenilikçi yazarlar kategorisine taşıyor.

Fadime Uslu, aile içi ilişkilere, gelenekler ve geleneksel bakışın şekillendirdiği düşüncelere, bundan etkilenen yüreklere, ertelenen idealler ve sonuçlarına bakıyor ama hep umuda açılan kapılar açıyor öykülerinde. Bütün bunları zamanın burgacında, olay örgüsünde ince ince işliyor.

Yazar, öyküleme zamanı ile kurmaca zamanı aynı olsa da bugünden geçmişe, geçmişten bugüne sıçramalarla yaratılan atmosferle okuru metne katmayı başarmış. Bu zor kurmacada Uslu, sahneyi iyi kullanmış okuyucuyu bıktırmadan ilerlemiş. Yazarın kurmacadaki bu başarısı iç odaklayım tekniği ile öykülere sınırlı bir bakış açısı getirmemiş, alan ve dil daralması gerekirken kahramanlara ve olaylara her açıdan hâkim kılınmış. Kitabın derin yapısına bu teknik son derece yakışmış. Fadime Uslu, öykülerini yazarken her cümlesi, her kelimesi için, öykü tekniği donanımıyla tek tek düşünmüş. Kitap yepyeni teknikleri merak edenlere, dil hazzını yaşarken derin duygu ve düşünceye ortak olmak isteyenlere bir davetiye aynı zamanda. Vakit kaybetmeden okuyun bence.