Modern Türkçe şiirin seslileri – 10

Modern Türkçe şiiri kapsayan, birikimi, deneyimi temsil eden bir liste sunmuştuk. Bu yazımızda, listenin sonuna gelerek şiirde yeniliğe öncülük eden şairlerden biri olan Ülkü Tamer'in şiir anlayışını ve şiirindeki öncülüğü şiirlerinden örneklerle açıklayacağız.

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

“Modern Türkçe şiirin seslileri” olarak okunmasını önerdiğimiz şairleri ve şiirlerini tanıtan yolculuğun sonuna geldik. Şairleri doğum tarihi sırasına göre konu ettiğimizi daha önce belirtmiştik. Modern Türkçe şiirin okunacak, tekrar tekrar okunacak şairleri elbette ki önerdiğimiz on altı isimden ibaret değil. Şiiri, modern şiiri, modern Türkçe şiiri dünü ve bugünüyle okumaya meraklı olanlar için herhangi bir engel yok… Neticede her yolculuk önemli bir deneyimdir.

Modern Türkçe şiirde yeni bir kanal açarak yeniliğe öncülük eden şairlerden biri de Ülkü Tamer (1937) olmuştur. Tamer de şiire İkinci Yeni dalgası içinde başlayanlardandır. Hatta İkinci Yeni dalgası içerisinde yer alan en genç şair odur.

Ülkü Tamer

ÜLKÜ TAMER: ŞENLİKLİ VE MUZİP ŞİİRLERİN ŞAİRİ

Ülkü Tamer’in, kendi anlatımına göre şiirle tanışması çok erken, Tamer şiirle beş altı yaşlarındayken tanışır. Çocukluğun ilk evresinde şiirle kurduğu ilişkiden edindiği ne varsa görüyoruz ki şair olarak daha sonra çıktığı yolculukta hep yanında olmuştur. Yani okumakla kalmayıp şiirler de yazmış olan şair çocuk Ülkü Tamer’in modern Türkçe şiirin öncü ve yenilikçi şairi Ülkü Tamer’i terk etmediğini, ondan hiç ayrılmadığını söyleyebiliriz… Edip Cansever de şu dizeleri sanki Ülkü Tamer’le çocukluğu arasındaki ilişkiye bakarak yazmış gibidir:

Gökyüzü gibi şu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.

Ülkü Tamer’in İkinci Yeni dalgasının en genç şairi olmasına karşın yayımlanan ilk şiirinde ve daha sonra okurla buluşan ilk kitabında, şiir denilen türün, hatta sanat denilen özgül insan deneyiminin tüm birikimini içselleştirmiş olduğunu görürüz. Akdeniz güneşinin ışığı ve rüzgârıyla kurutulmuş mısır yaprağı sayfalarındaki, papirüsündeki dizelerini, şiirlerini hangi duvara asacağını rastlantısal olarak değil, bilinçli bir biçimde belirlemiştir. Şairin ilk kitabı Soğuk Otların Altında‘da (1959) yer alan “Çünkü Çarşılardan Geçtim” başlıklı şiirinden kısa bir bölüm okuyalım:

Kendi ülkeme yıldızlar değmez, sular akmaz, yağmur işlemez ağaçlarıma;
Bırakmaz beni kalabalık, çünkü çarşılardan geçtim!
Neden öldüğümü anlamayacaklar, doğururken de bilmediler bunu,
Minareler gösterdiler yalnız, hep elimden tuttular.
Üstelik üzüldüler benimle, oldukça ağladılar,
Kimbilir nerelerden düştüm, nerelerim kanadı, hiç anlamadılar;
Baksam sevişirler şimdi ve salıncak kurarlar.
Hatırlamak en büyük düşmanıdır yalnızlığın, ucunda yaşamak var;

Soğuk Otların Altında, Ülkü Tamer, 61 syf., A Dergisi Yayınları, 1959.

Tamer’in modern Türkçe şiirin, yazı şiirle bitirip sonbaharı şiirle karşılamak isteyecekler için hiç tereddüt etmeden tercih edebilecekleri bir şair olduğunu belirtelim. Güne, haftaya, aya, yıla, mevsime göre şiir okuma ve şair seçimi yapılabilir mi? Neden olmasın? Şairin “Yazın Bittiği” başlıklı şiirinden iki betik:

Yazın bittiği her yerde söylenir.
Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir
Ölüleri örten yapraklardan başka.
Çünkü sahiden yaz bitmiştir,
Göle bakmaktan usanır insan,
Koru tutmaktan, yol gözlemekten;
Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;
Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka
Artık yaprakları beklemektedir.

Aşk mıdır kış gelince başlayan
Beyaz kılıçla yürüyen aşka…
Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,
Yazın her yerde bittiği söylenir;
Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra;
Kardan mezarları görülür ıssızlığın
Ölü öpüşlerin koyuluğuyla…
Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,
Cesur savaşçıları taşıyan kışa.

Şiir yazmaya başlayanın, şairlik etiketi üstüne yapışır, ama önemli olan o etiketin üstünde durup durmadığı kadar nasıl durduğu ve nerede taşındığıdır. Çünkü şairlik etiketi taşındığı yere göre değer kazanır ya da değersizleşir. O etiketi kimileri dilinde, kimileri yaşam pratiğinde, kimileri cüzdanında, kimileri kalbinde, kimileri yakasında, kimileri yüzünde, kimileri gözünde taşır… Ülkü Tamer diliyle edindiği şairlik etiketini ömrü süresince yaşam pratiğine dönüştürmüştür. O ki yaşamı süresince gerçek bir şair olarak şairliğin “usta acemiliğiyle” yani amatör ruhuyla davranmıştır. O nedenle belki de birçok gösterişli ve iddialı noktalama imi dururken daha çok bir es işlevi gören virgülün şairi olmuştur. Virgülün Başından Geçenler’i, “Aferin Virgül” başlıklı şiirden aktaracağımız iki betikle hatırlayalım:

Virgül sana aferin, bence çok önemlisin,
Belki nokta değilsin, ama virgülsün,
Ödevimin sonuna nokta koyarım,
Sansarın boynuna ben silgi astım
Silsin diye burnuyla pençelerini,
Sen çok cesursun virgül, saklanmıyorsun,
Çünkü silgilerden hiç korkmuyorsun,

Sana aferin virgül, silgi sansarı sildi,
Bütün düşmanlar öldü, silgi de öldü,
Piliçler geri dönsün çiftçinin yatağından,
Tirenle geri dönsün, ördek şeftiren olsun,
Tavuklar bando çalsın, horoz da teftiş etsin,
Kazlar madalya versin, sana virgül aferin,
Çünkü sansara bile meydan okudun,

‘NUH’UN GEMİSİ GİBİYDİ ÜLKÜ TAMER’İN İLK ŞİİRLERİ

Ülkü Tamer’in yaşama sevinciyle esrik, şenlikli şiirlerinin modern Türkçe şiire bambaşka bir hava getirdiğini söyleyebiliriz. Onun şiirleri İstanbul’un Mısır Çarşısı gibidir; her türlü tadı, baharatı bulundurur. İstanbul sokakları gibidir her türlü insan tipine rastlanır; yağmurdan sonra gökyüzünden derin bir gülüşle yeryüzüne ışıyan gökkuşağı gibidir bütün renkleri içerir. Tümünün okunmasını önererek Cemal Süreya’nın, “Nuh’un gemisi gibiydi Ülkü Tamer’in ilk şiirleri” diye başladığı “Suçsuzluğu Şiiri” başlıklı yazısından bir bölüm aktarmak istiyoruz:

“Kalabalık, şenlikli, her türlü imgenin erkeğini ve dişisini barındıran, terzilerle, dülgerlerle, tilkilerle, kirpilerle, sansarla ve her şeyle dolu. Hayatın, ölümün ve her şeyin amatörüydü Ülkü Tamer bu şiirlerde. Serpen, yığan bir çalışma içindeydi. Belirsiz bir mitoloji adına nesneleri ilk envanterden bir mitoloji yaratacak gibiydi. (…) Baştan itibaren İkinci Yeni’nin önemli gelişim halkalarından biri de o oldu. (…) Ülkü Tamer’in ilk kitabından bu yana süregelen bir özelliği var: en soyut atılımını bile çok yalın bir dille yapan bir şairdir o. Konuşma dilini merkez alır kendine. Çok kere bir türkü rahatlığına ulaşır. Dalışlarını ordan yapar. Yeni bir dil yaratmanın ancak ortak dil içinde olursa değerleneceğine inanmış gibidir. Deformasyonu anlatımda değil, anlatılanlarla görür daha çok. Bu, ona bir sıcaklık kazandırmış, çok şeyi somutlama imkânı vermiştir. Öte yandan dilindeki sıcaklık, şiirlerindeki özdenliğin yararına işlemiştir hep. (…) Ülkü Tamer çok kere olağanı soyutlamaktadır. Olağanın bir köşesini abartarak anlattığı gerçeği birdenbire zenginleştirmektedir. En soyut olmayandan hareket ederek anlaşılmaz’ı vermektedir. İronisini olağanın ters ya da çapraz durumlarıyla kotarır. Üstelik bu kendiliğinden olur. (…) Evren karşısındaki şaşkınlığı başka bir şeye dönüşmüş gibidir: ufak bir karamsarlığa. Bilmem yanılıyor muyum ? Ülkü Tamer’in kısa şiirlerinin çoğu karnaval bileti gibidir, sevinçle doludur; uzunları ise hemen hemen her zaman trajik öğelerle çalışır. Baktıkça sevinen, düşündükçe hüzünlenen bir şair Ülkü Tamer. Onun evreni bir suçsuzluk evrenidir. Klee’nin evreni gibidir. (…) Kendini anlatıyor Ülkü Tamer. Kendisinin bekleyicisi’dir o, kendinin tuhaf bekçisi. Ama sık sık nöbeti unutuyor, gökten geçen leyleklere bakıyor.”

Cemal Süreya’nın sözü üstüne söylenecek söz kalmıyor. Süreya, Ülkü Tamer ve şiirine ilişkin her şeyi anlatmış işte… Ancak ille de bir şey daha eklenecekse Ülkü Tamer’in ters köşeyi sevdiğini söyleyebiliriz. Ama onun, dolayısıyla şiirlerinin karşısındakini, muhatabını ters köşeye yatıran değil, muzipçe baktıran bir şair olduğunu da ekleyelim… Onun ters köşe jesti çocukluğun, muzipliğin, ironinin, şenliğin, sevincin, içtenliğin, suçsuzluğun dışavurumudur. “Bir Derste Adam Öldürmek” başlık şiirinden bir bölüm:

Keçi yüzlü atlar basar vadiyi
elime tabancamı aldığım zaman,
kurşun sürüp tetiği çekince
gelincikler fışkırır içinden,
gidip en yakın hastanenin
bir odasındaki vazoya yerleşirler.

Şairliği kadar şiir üzerine düşünce ve eleştirileriyle de modern Türkçe şiirin düşünürü olma sıfatını hak eden bir isimdir Cemal Süreya. Yeniliği savunduğu bir yazısında “Gazali’nin Basra sokaklarında duyup da çok sevdiği bir şarkının” sözlerini aktarır:

Yüzünü her gün değiştirip değiştirip gelmelisin
Başka türlü olmak çok yakışıyor sana

Modern Türkçe şiirde yenilikçi ve öncü olan diğer şairler gibi Ülkü Tamer de yüzlerce yıl önce Gazali’nin sevdiği, Cemal Süreya’nın savunduğu yeniliğe her dönem bağlı kalmıştır. Yenilik taraftarlığından vazgeçmemiştir. “Gece” başlıklı şiiri de yeniliğiyle dikkat çeker:

Senin göz çukurlarına bakan,
sıradağları görüyor arkandaki.

Binlerce tırtıl senin adına
ele geçiriyor şimdi
bazı hışırtıların karakolunu.

Benim sevgili şairim,
gök taşlarının ayak izlerinden
cüceler koca bir sepet örüyor sana.

Bir böceğin dolaşmasına bırakıyor kendini
yüzünden yüreğine inen keçi yolu.

Virgülün Başından Geçenler, Ülkü Tamer, De Yayınları, 1965.

‘TAMER’İN ŞİİRİNDE YASIN KARŞISINA SEVİNÇ ÇIKAR’

Onun şiirinde her şey vardır; kıyamet de vardır kurtuluş da… İmkânsızlığın da bir imkânı olduğunu duyumsatan, umutsuzluğun karabasan olup yaşamın üstüne çökmesine karşı duran bir bakışıyla; kalabalığı fazlalıktan, azlığı darlıktan ayıran diliyle, biçimi ve biçemiyle yenilikçidir, öncüdür. Tamer’in şiirinde yasın karşısına sevinç çıkar, acının önüne neşe konulur, mutsuzluğun yanına mutluluk katılır, mahkeme duvarı günler ironiden doğan gülüşün güneşiyle ışır. Kötülüğe karşı iyiliği yükselterek, çirkinliği karşı güzelliği arttırarak meydanı boş bırakmaz. Ülkü Tamer’de şiir biçimdir, biçemdir, içeriktir, ama incelik ve duyarlılık hepsiyle birlikte hepsinden önce gelir. “Tarla Kuşu” şiirini paylaşalım:

Ölüler geçiyor tarla kuşundan,
gagasından, kanatlarından,
tarlasından.

Düşünüyor tarla kuşu:
ölüm acaba bir tohum muydu?

Dalgalara tükürsen
bire bin verir deniz,
bu kan neleri çoğaltacak?

Ülkü Tamer’in, son döneminde halk şiirine yönelmiş olması yenilik tutumundan bir sapma değildir. Onun bu tarzda örnekler vermiş olması, “bastırılmışın geri dönüşünden” çok bastırılmışın keşfi gibidir… Tamer’in şiir yolculuğu ve son dönem yapıtlarına bakınca halk şiiri formunu tercih edişinde bastırılanın geri dönüşü ifadesinin içerdiği bir dayatma, bir zorlama değil de daha çok bir gönüllü yönelim, keşif söz konusuymuş gibi görünüyor. Bu yönelimin, eski bir formu tekrar etmekten çok güncellemeyi, yenilemeyi amaçladığını, bu yönde bir arayış olarak göründüğünü, böyle değerlendirmenin daha doğru olacağını düşünüyoruz. “Bizim” başlıklı şiirden iki dörtlük:

Samanyolu sarı diken
Gün devşirir yıldız eken
Bizden kopup bize akan
Ay üstünde seller bizim

Harap olmuş uyku evi
Düşe batmış paslı çivi
Yanıp gitmiş gökte mavi
Yere yağan küller bizim

Şairin kendi deneyimiyle ilgili beyanını da dikkate almak gerekir. Ülkü Tamer Veysel Çolak’ın sorularına verdiği yanıtta şiir serüvenini şöyle anlatıyor: “Şiirim de temelde aynı şiir, ama o da benimle birlikte eskitilen renkleri siliyor, yeni renkler arıyor. Turgut Uyar’ın ‘korkulu ustalık’ dediği şeyden oldum olası kaçındım. Kimi şairler var, harika şiirlerle giriyorlar alana, bir süre sonra da ustalığın rahatlığına kapılıp kendilerini de, şiirlerini de eskitiyorlar. On şiir. On sayfa. Sanki aralarına kopya kâğıdı konularak yazılmış. Tek şiir gibi.

Bir şairin sesi elbette olmalı. Ama hep aynı şarkıyı söylemek istemiyorum ben. Aynı sesle söyleyeyim, bildiğim, inandığım şeyleri söyleyeyim, ama başka ezgilerle söyleyeyim. Acemiliğin tadı bambaşka. Ustalıkta bir durmuş oturmuşluk, bir rahatlık, bir bilgiçlik vardır. Acemilik ise diriliği, arayışı getirir. Yeni serüvenleri. Yeni yolları. 1950’lerde yazdığım şiirlerle bugün yazdığım şiirler temelde değişik değil.”

“Modern Türkçe şiirin seslileri” konusunu irdelerken dikkatimizi çeken bir soruna da değinmeden geçmeyelim. Cumhuriyetin kültür politikaları şiiri de doğrudan etkilemiştir. Genel hatlarıyla tasfiye ve restorasyon olarak iki döneme ayrılabilecek süreçte, siyasal erk tarafından gelenekten yana olan şairlerin ve şiir anlayışlarının korunup kollandığını görüyoruz. Buna karşın yenilikçi ve öncü şairler tasfiye edilmek isteniyor. Nâzım Hikmet örneğinde olduğu gibi… İkinci Yeni dalgası yükseldiğindeyse, siyasal iktidarın kültür ve sanat alanındaki kontrolü ve doğrudan baskısının görece geri çekildiği bir boşluk ortamı söz konusudur. Bunda İkinci Dünya Savaşı sonrasının koşullarının ve modernleşme krizinin yeni bir boyut kazanmasının rol oynadığını söyleyebiliriz. Bu dönemden itibaren şairin ve şiirin üzerindeki siyasal baskı, dolaylı yoldan sürmeye devam etse de azalmıştır denilebilir. İktidar, daha önce, tasfiye sürecinde sıkı sıkıya yapıştığı yenilikçi ve öncü şairin yakasından elini çekmese de siyasal baskısına bir tür görünmezlik kazandırır. Ancak bu defa kültürel çevrelerden gelen baskı kuşatır şairi. Yeniliğe karşı yürütülen eleştiriler, tartışmalar, sataşmalar bir hayli sertlik içinde sürer. Dönemin öncü ve yenilikçi şairleri siyasal iktidarın doğrudan baskısından kurtulsalar da daha ağır biçimde kuşatıldıkları kültürel baskıya maruz kalırlar. Bu durumun hem İkinci Yeni şiirinin akışına, hızına, yönüne etki etmiş olduğunu hem de sonraki kuşakların şiirini biçimlendirdiğini söyleyebiliriz.

Kısacası, tasfiye ve restorasyon olarak iki döneme ayrılan cumhuriyetin kültürel inşa sürecinin ikinci aşamasında da siyasal erk sahadan çekilmiyor. Kültür, sanat, dolayısıyla şiir üzerindeki baskısını, müdahalesini sürdürüyor. Sadece aktörler değişiyor. Büyük ölçüde mahkemelerin, yasaların, yargıçların, sansürün yerini birtakım ideolojik kurumlar, otoriteler ve benzerleri alıyor. Şair olmanın yanı sıra siyasal kimliği olan isimlere yönelik baskıdaysa bir değişiklik olmuyor elbet. Ancak siyasal kimlikleri ön plana çıkan şairler geniş bir toplumsal kabulle karşılanırken siyasal erkin de kışkırtmasıyla modern Türkçe şiirde yenilik yanlısı olmuş şairler yalnızlaştırılarak tasfiye edilmeye çalışılıyor. Günümüzde de şiirin bu tarihsel çatışmanın dışında olmadığına dikkat çekmek isteriz.

Ülkü Tamer için Haydar Ergülen “Latin Akdenizli” demiş. Ona modern Türkçe şiirin “eski Akdenizli şairi” de denilebilir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi sunduğumuz liste, şiir okumak isteyenler için mütevazı bir kılavuz olabilir ancak. Bununla birlikte yenilikçi ve öncü olarak gösterdiğimiz şairleri tanıtırken yapıtlarına değinirken, şiirlerinden örnekler verirken modern Türkçe şiirin büyük kanallarını, tarihsel akışını ve gelişimini de gösterebildiysek ne âlâ.  Şimdi dizimizi bitirirken o “alçak noktayı” cümlenin sonundaki mağarasına kapatıyoruz ve diyoruz ki kısa süren bu yolculuk burada bitmez!..

Ama söz de veriyoruz: Ülkü Tamer’e ve şiirlerine mutlaka yeniden döneceğiz…


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).