Dünyanın 'hayhuy' içinde geçen ömrü ve Elif Sofya'nın şiiri

Elif Sofya'nın şiir kitabı 'hayhuy' okurla buluştu. Sofya, hayhuy'da insanlığın dünyayı getirdiği dünya halini uygarlıkla açıklayarak asıl suçlu olarak insanı ve insanın uygarlığını gösteriyor.

Musa Yazıcı

Kültür, sanat ve edebiyatın baştan beri belki de en önemli sorunu tekten örnekler dışında insan merkezli olması ve bunun ideolojisi haline gelmesidir. İnsan düşüncesinin yine baştan beri bu konuda düştüğü ve tartışma konusu etmeye çalıştığı ikileme rağmen böyledir. Buysa Giorgio Agamben’in umutsuzca ifade etmeye çalıştığı gibi insanın insanlığına geri dönmesini neredeyse imkânsız hale getirmekle kalmıyor böyle bir umut olsa bile bunun çok zaman alacağını çaresizce ve ısrarla belirtiyor.

Burada umutlu olmaya neden oluşturan ya da umutlu olmayı çağıran olgu ise insan merkezliliğe yönelik tartışma ve reddetme eğiliminin gelişmeye başlaması kadar ikisinin edebiyattaki ve hayattaki karşılığıdır. Bir bakıma canlıların insanların da dâhil olduğu insan merkezliliğe yönelik her alan ve düzlemdeki mücadelesi az da olsa kitleselleşme ve kendine biraz daha taraftar bulma eğilimi içine girerken bunun felsefede, edebiyatta ve daha özelde şiirde de karşılıkları ortaya çıkıyor. Elif Sofya’nın şiirlerini de bu temelde değerlendirmek mümkündür.

Elif Sofya baştan beri düşünce olarak insan merkezliliği şiirinin karşısına almış ve bu noktada hayvanların, başka bir deyişle bütün canlıların tarafında olduğunu daha ilk şiirlerinde düşünce olarak belirtmiş ve şiirleriyle ortaya koymuştu. Düşünce diyoruz çünkü Elif Sofya’nın şiirleri baştan beri hayatla kurduğu ilişkiye rağmen daha çok düşünce yana bir çizginin sonucu olarak algılanmaya açıktır. Ne var ki bu tür sorunlara rağmen insan merkezli bugün karşısında yazılan her satırın, dizenin çok fazla önemi ve anlamı var. Elif Sofya’nın şimdilik son kitabı “hayhuy”la dünyanın tarafında yer alan dize ve şiirlerine yenilerini eklediğini yazabiliriz. (YKY, Ocak 2019)

‘HAYHUY İÇİNDE GEÇEN BİR HAYAT’

Elif Sofya öyle çoğu zaman amaçsızca ve anlamsızca yaşanıp geçildiği düşünülmesi mümkün ve gerçekten de hayhuy içinde geçen bir hayattan söz ederken içi hiçbir zaman doldurulamamış “insanlık dışı”nı teşhir ve ifşa ederek tam bir ironiyle aslında her şeyin insanlar arasında geçtiğini, yani her şeyi insanların yaptığını belirterek insan merkezli düşüncenin o pornografisini sefaletini daha kitabının başında mahkûm ederek başlıyor.

Bunun yanı sıra ilk şiirde insan merkezliliğin araçlarından biri olan devleti ve devlet karşısında çocukluğu tartışma konusu ediyor. Çünkü insan merkezli dünya aynı dünyayla daha çok her şeyi baştan nesne haline getiren araç, alet ve edevatlarla teknik bir ilişki kurduğu ve bu temelde otorite ve devlet eliyle düzenlediği için dünya tartışmasının da otorite ve devletten başlaması gerekiyor.

Kaldı ki canlılar kadar olmasa da dünyanın mağdurlarının başında gelen ve zulüm gören çocuk/çocukluk insan merkezlilik ve onun ürettiği düzeni yaptığı erkeklik ve araçları sayesinde bir anda aynı dünyaya zulüm edenlerin en başına geçebiliyor. Buysa uygarlık ürünü şiiri bir anda uygarlığa karşı bir şey olarak algılamamızı kolaylaştırırken, şiir de uygarlığa karşı ve ona direnen bir şey haline gelebiliyor. Çocuk ve çocukluk imgesi ise yazılan şiiri beynelmilel bir eylem yapıyor. “Bana sesleriyle yürüyen/darbeli, dişli, hırt otoritenin/ Askerleriyle gelin/Onları on kez gömelim erkekliklerine”, “Eğilsin erklerin dik başlı gövdesi”.

hayhuy, Elif Sofya, 96 syf., Yapı Kredi Yayınları, 2019.

İnsan merkezliliği baştan reddeden bir tavrın karşısına ilk alacak olduğu yer yaşadığı/yaşamak zorunda kaldığı şehirdir. Çünkü şehir bir yandan insanın kapatılma mekânı hatta hapishanesi haline gelirken bir yandan da insanlar ve başka canlılar şehrin dışına, kenarlarına sürülmekte, onlar da periferide oluşturdukları gettolarda yaşamaya çalışmaktadır. Üstelik bu dünya birlikte yaşamaya ve olmaya izin vermeyecek ölçüde fazlasıyla teknolojik ve otoriter bir dünyadır. Bu noktada periferide yaşayan insanlar ile ormanlara sürülmüş binlerce köpeğin daha başka canlının, John Berger’e başvurarak belirtirsek, hapishane arkadaşı olması bir yana ve bunun da aynı kaderi yaşamak zorunda kalan canlılar arasında yine insana karşı duygusal bir ittifaka ve ortak mücadeleye dönüşmesi kaçınılmazdır.

‘YALNIZCA İNSANA YÖNELİK MÜCADELE’

Tarih etimize bir bıçak gibi batıp da kemiğe kadar dayanırken hatta onu da delip geçerken şairin “Ağaçkakan inadı Pitbull öfkesiyle doluyum” dizesi kuşkusuz burada belirtilmek istenen mücadele arzusunu ifade etmede fazlasıyla başarılıdır ama asıl bilmemiz gereken bu mücadelenin yalnızca ve yalnızca insana yönelik olacağıdır/olmasıdır.

Buysa sonradan dünyaya dâhil olan ve dünyanı kendi düzeni haline getirmek için her şeyi yapan/yapabilen insandan dünyanın kurtulmasını istemeye kadar gitmek/varmak zorundadır. “İşte bundan ben/Çok sıkılıyorum insanî şeylerden” dedikten sonra insanın dünya için nihai arzusu da çoktan şiir olmuş ve sıraya girmiştir: “Yok olabilecekse, olabilirse insan’lık/ Ben buraya kadar okuyacağım dünyayı”

Ütopyadır, rüyadır ya da arzudur ama şu günlerde yaşadığımız coğrafyada ve dünyada otorite ve kapitalizm temelli saldırganlığını ve acımasızlığını tek bir ilişki biçimi haline getirmiş insan merkezlilik ve dünyaya kasteden eylemleri karşısında “Bak dünya ne güzel oluyor/Toprakta tahakküm/Hayvanda eyer kalkınca” ,”Tüketim toplumuna dik duruylor/bütün otlar” gibi dizeler insanatın ve hayvanatın beynelmilel akrabalığının tek isteğidir.

Canlıların tarafında yer almış azlık/azınlık insanlar bir yandan Kazdağlarına ve daha başka yerlere, göllere, ırmaklara bütün canlılar için yürürken, bir kısmı da atın, eşeğin, katırın sırtındaki eyeri, kolanı, palanı çözüp, ağzındaki gemi, sırtındaki koşumu çıkarıp insanın canlıların sırtına yüklediği kurtarmak için aralarına karışmış hayvanlarla birlikte şehrin sokaklarını bağıra çağıra dolanıyor. Elif Sofya’nın şiirleri tam da bu canlıların ortak mücadelesinin sonunu görüyor, gösteriyor, müjdesini veriyor: “Atlar, hep nalsız ve efendisiz/Koşuyor göğsümüzdeki düzlükte” Uygarlığın yıkımını söylüyor şarkılar.

Elif Sofya hayhuy‘da insanlığın dünyayı getirdiği vahim durumu yani dünya halini uygarlıkla açıklıyor. Asıl suçlu olarak insan ve onun uygarlığını gösteriyor ve ısrarla bunu söylüyor. Bunun karşısında ise özne olarak hayvanlığı ev edindiğini de ısrarla belirtiyor. Kuşkusuz insanın hayvanlığı ev edinmesi onun avlanmayı öğrenmezden önceki ve hiçbir canlıya zarar vermeden, hiçbir canlıya tahakküm uygulamadan, ona karşı egemenliğini ilan etmeden birlikte yaşanan hayata dönme ve tekrardan yaşama arzusunu muhakkak içerir.

Nasıl bir dünyadır bu? Onu da yine bize Elif Sofya söylüyor: “Ama sular akıyor/Kuşlardan yumurta/Yumurtalardan kuşların ağrısı çatlıyor/Bu büyüktür insanlığını kendini büyütmesinden”

Elif Sofya’nın hayhuy’da bize şiir edip anlattıkları uzun zamandır hiç de yabancısı olmadığımız tersine her geçen gün daha fazla tanığı olduğumuz şeyler. İnsan merkezli bir dünya anlayışı ve onun dünyayı kasteden eylemleri birlikte yaşadığımız dünyayı her geçen daha fazla başta insan olmayan canlılar olmak üzere bütün canlılar için geri dönülmez bir biçimde yaşanılmaz hale getiriyor, bir bir, kitlesel bir şekilde öldürüyor.

Bunun karşısında ihtiyacımız olansa daha az insan merkezci metaforlardan başkası değildir. Elif Sofya şiirleriyle bunu yapmakla kalmıyor ve bize de hatırlatıyor.