Yusyuvarlak bir sıfır olmak

Robert Walser’in öncü romanı Jacob Von Gunten kitabı Jaguar Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Yazar kitapta ironik bir üslupla, eleştiriyi yer yer tersine çevirerek, başka şekillerde düşünmemize de imkân sunuyor...

Emek Erez  emekerez@gmail.com

Bireyin kurumlar karşısındaki konumu edebiyatın önemli temalarından. Aile, eğitim kurumları, ordu, yurtlar, ıslah evleri; bireyin disipline edilmesi, itaatkâr bir benliğe erişmesi gibi temalarla anlatılarda yerini alıyor. Bu tema, gerçeklikle çok ilişkisiz değil elbette. Birey, kurumlar vasıtasıyla bir tornadan geçerek yaşama katılıyor. Kendisinin ne olduğuna dair sonuca ulaştığı bir biçimlenme süreci bu. Biraz daha açarsak bireye bu kurumlarda kendisine dair bir hakikat verildiğinden söz edebiliriz, bunda onun sözünden çok oradaki yönlendiricilerin sözü bulunur ve onun elde ettiği aslında kendine dair bir kurgudur. Bireyin kimim sorusuna verdiği ilk cevaptır bu bir bakıma ancak bana kalırsa daha çok kurumun ona verdiği benlik ile ilişkilenir. Böylece birey, toplumun, sistemin getirilerine uyumlanmış olarak yaşama katılır. Tabii uyumsuzlarda çıkacaktır ki onlara da edebiyat metinlerinde sıklıkla rastlanır.

SORULAR SORDURAN BİR METİN

Bunları düşünmeme sebep olan kitap, Robert Walser’in Jacob Von Gunten adlı klasik metni. Gül Gürtunca çevirisi ile Jaguar Yayınları tarafından yeniden basıldı. “Benjamenta Erkek Enstitüsü” adlı bir kurumun öğrencilerinin yaşadıklarının anlatıldığı kitap, pek çok açıdan yukarıda bahsettiklerimizi hatırlatıyor. Öğrencilerin hayatlarını belli bir yere sabitleyen, itaati içselleştirmelerini sağlayan, sonrasında hayatlarının herhangi bir alanında karşılaşacakları efendilere en iyi hizmeti sunabilme konusunda eğitim veren bir yer burası. Kitabın ana karakteri Jacob Von Gunten’in cümleleriyle; “gelecekte hepimiz birilerine bağlı küçük şeyler olacağız” dedirten bir kurum. Walser’in bu klasik metni bahsettiğimiz bağlamda çok fazla tartışma sunuyor. Yazar ironik bir üslupla, eleştiriyi yer yer tersine çevirerek, başka şekillerde düşünmemize de imkân sunuyor. Karakterlerin hikâyeleri, okuldaki konumları, yöneticilerle ilişkiler ayrıntılı bir şekilde anlatıda yerini alırken, bu kurumda bulunan herkesi ve her şeyi anlama çabasına giriyorsunuz ve kafanızda epey soru oluşuyor.

Jakob Von Gunten, Robert Walser, Çevirmen: Gül Gürtunca, 145 syf., Jaguar Kitap, 2019.

KÜÇÜK OLMAK

Jacob Von Gunten gibi metinlerde genellikle uyumsuz bir karakter beklersiniz, onun kurumların disipline eden anlayışlarıyla uyuşamamasına dertlenir veya bakış açınıza göre haz da alabilirsiniz. Fakat Walser ‘tuhaf’ bir tersine çevirmeyle neredeyse itaati arzulayan karakterlerle çıkıyor karşımıza, böylece düz bir eleştirel bakış ortaya çıkmasının önüne geçiyor ve neden sorusu peşinizi bırakmıyor. Yazarın karakterleri bana Kafka’nın şu cümlelerini anımsattı: “İki olanak: Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak. Birincisi son yani eylemsizliktir; ikincisi başlangıç yani eylemdir” (2015: 89). Buradaki ikinci olanak yani “sonsuz küçük olmak” Walser’in karakterlerinin yapmaya çalıştığını anımsatıyor ve bu sitemkâr bir eylemlilik içeriyor. Yaşamda kendisine başka bir şey olma hakkı verilmeyen bireyin, olabildiğince küçük hedefler koyarak, olduğu yeri kabullenip başka bir amaç gütmeyerek, yaşamını ve varlığını anlamlı kılma çabası bu, kimse tarafından önemli olmayacağının, çözülmeye çalışılmayacağının, müthiş yeteneklerle donatılmamış olduğunun bilincinde olanın durumu. Kitabın karakteri Jacob’un şu cümleleri söylemeye çalıştığımızı biraz daha anlaşılır kılabilir: “Zaten sadece ve sadece küçük, zavallı, bağımlı, kurallara sadık kalmakla yükümlü cüceler olduğumuzu hepimiz biliyoruz; ben bile iliklerime kadar hissediyorum. Biz de öyle davranıyoruz; sıradan, fakat dışarıdan bakıldığında kendinden emin. İstisnasız hepimiz az da olsa enerji doluyuz, çünkü küçüklüğümüz ve içinde bulunduğumuz kötü durum elde ettiğimiz başarılara inanmamızı sağlıyor. Kendimize olan inancımız alçak gönüllüğümüz. Eğer hiçbir şeye inanmasaydık ne kadar az olduğumuzu bilemezdik. Her şeye rağmen bu küçük insanlar da bir şeyiz.” Bu cümlelerin gösterdiği gibi burada bulunan öğrenciler Kafka’nın “sonsuz küçük olmak” olarak bahsettiği durumu hatırlatıyor. Ancak hemen sonrasında kurulan şu cümle, başka bir şeyi düşünmemize sebep oluyor: “Hayal kurmamıza düşlememize izin yok”. Peki, bu insanlar neden farklı olanı düşünemiyor ve bu sonsuz küçüklüğe mahkûm olduklarına inanıyorlar? Burada eğitim merkezinde uygulanan disipline etme biçimleri devreye giriyor fikrimce. Bu öğrenciler kendilerine dair hakikate bulundukları kurum ve sorumluları tarafından ikna ediliyorlar. En başta bahsettiğimiz gibi öznenin kendisine dair olanı kaybetmesi olarak açıklanabilir bu. Yine Jacop’un cümleleri konuyu daha anlaşılır hâle getirecektir: “Kesin ve güvenilir bir azlığa alışmanın gayet iyi bir etki bırakacağı kafamıza iyice yerleştiriliyor, bu tam olarak sert görünenlerin koyduğu kurallara emirlere uymak, onlara sıkı sıkıya bağlanmak demek. Bizi aptallaştırmak istiyorlar, ya da en azından küçültmek.”

BAŞKA BİR HAYATIN YOKLUĞU

“Bana öyle geliyor ki” diyor Jacob, “gelecekte Peter gibi bir patronum olacak, müdürüm ya da efendim olacak ve bu öyle rahatlatıcı, öyle hoş bir şey ki. Çünkü böyle aptallar yükselmek, iyi bir yerlere gelmek, iyi yaşamak ve emir vermek için yaratılmıştır ve benim gibi yeterince zeki olanlar da sahip oldukları yetenekleri başkalarının hizmetinde geliştirmek, tüketmek durumundadır. Ben alçak ve küçük bir şey olacağım.” Burada ilginç olan efendi olma kaygısı gütmeyip, bir biçimde ona hizmet etmeyi olumlamak. Peki, bu itaati kabul etme hâli başka türlüsünü düşünememe sadece verilen eğitimle mi ilgili? Walser daha önce de değindiğimiz gibi burada konuyu tersine çevirerek düşündürmeye çalışıyor bana kalırsa. Karakteri Jacob, pek çok yerde bu küçük olma meselesini bir arzuya dönüştürüyor en küçükten başlayarak bir yere ulaşmamayı hedefliyor olduğu yerde sabit kalmayı, ilerlememeyi; daha zengin, daha güçlü, daha özgür olmamayı bir bakıma tercih ediyor. Dünyada bir şey olmanın anlamı olarak da bunu görüyor. Böylece kendinden, yapabileceklerinden, düşlerinden vazgeçiyor buna gönüllü oluyor. Burada şöyle bir şey söz konusu olabilir tersine bir “yapmamayı tercih etme” itaati kabul etme ve bunu bir erdem olarak görme. Ki metinde karakterin, bazen kurallara uymadığına, uyarı aldığına da tanık oluyoruz ama bu durum bizde uyumsuz bir karakter hissi bırakmıyor. Çünkü Walser’in karakteri ne olduğunu kesinlikli bir biçimde belirliyor, çabasının hükümsüz kalacağına, hayat için direnmenin anlamsız olacağına dair şüphesi yok bunu sorgulamalarında da görebiliyoruz: “Ben neyim? O ne? Benjamenta Enstitüsü öğrencisi olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum; bu gayet açık ve net. Böyle bir genç tam anlamıyla yusyuvarlak bir sıfırdan başka bir şey değildir.” Ki Kitabın ilerleyen bölümlerinde kendisini önemsediğini söyleyen müdür ve farklı bir şekilde sevdiği onun kız kardeşinden değerli olduğuna dair cümleler duyduğunda, buna itiraz ediyor amacı aldığı eğitimin karşılığı olarak herkese bulunan işten kendisine de bulunması, başka bir talebi yok.

Walser’in Jakob Von Gunten kitabını farklılaştıran da bu küçük olma tercihi, yukarıda bahsettiğimiz Kafka alıntısında söylenen “sonsuz küçük” hissetmeye dair bir eylem, başka bir şey olmanın reddi. Bu yadsınacak bir durum olmaktan çok tüm bahsettiğimiz kurumsal biçimlemelere rağmen başka bir itiraz biçimi. Düşleri elinden alınanın, hayatın başka türlü olabileceğini inkâr etmesi “yusyuvarlak bir sıfır olmayı” tuhaflıktan çıkararak, bir varoluş biçimine, erdemli bir tavra dönüştürmesi. Yine Kafka’nın, “bu dünya için kendini paralaman gülünç” (2015:44) diye ifade ettiği bir vazgeçme hâli de olabilir.

Bu açılardan düşününce Walser’in “Jakob Von Gunten”i dünya edebiyatındaki yerini korumaya devam edecek gibi görünüyor, tekrar basılması ve ulaşılabilir olması da ayrı bir sevinç bu nedenlerle.


Emek Erez kimdir?

"Yaşam kitap ve sinema üzerine çeşitli portallarda karalamacı".