Ölmeden iki ay önce çekilen fotoğraf: Sevgi Soysal'ın kronolojik olmayan biyografisi

40 yıl yaşadı Sevgi Soysal. Sadece Türkiye toprağından almadı köklerini, sınırları buranın ötesindeydi. Tante Rosa'da kadınların hapsedilmeye, unutturulmaya çalışan doğasını serdi ortaya. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'nda 12 Mart'ın hizaya sokma isteğine direndi diğer kadınlarla beraber. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nde yıkılan cumhuriyeti yazdı ama en çok Aysel'in öyküsünü... 40 yıl yaşadı Sevgi Soysal. Kahkahası 40 sene sonra burada da yankılanıyor.
Sevgi Soysal'ın ölmeden 2 ay önce çekilen fotoğrafı.

Sinem Erenler  serenler@gazeteduvar.com.tr

Sevgi Soysal karanlık, içe kapanık, tek sıra yaşamların takdir toplayıp kabul gördüğü bir ülke atmosferinde, 60’ların ve 70’lerin Türkiye’sinde, yani hizaya sokulmasının hayrına olacağının öğütlendiği içinin tüm coşkusuyla yazdı ve en çok da kadınlar için yazdı. İlk kitabı, ilk sevgilisi, doğduğu yıl ve ölüm tarihi, okudukları, yazdığı kitapların tarihsel dökümünden öte hiç tanışmasak da Sevgi Soysal’ı hayal etmemizi sağlayacak kronolojik biyografi anlatılarını sollayan kitapları arasında Tante Rosa, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu ve Yenişehir’de Bir Öğle Vakti bir adım öne çıkıyor.

Tante Rosa, Sevgi Soysal, 105 syf.,  İletişim Yayınları, 2002.

TANTE ROSA İÇİNİ ÖLDÜRMEYİ BİLMİYORSUN

Peşi sıra koşuşturan 14 hikâye. Sevgi Soysal’ın teyzesi Rosel’den esinlendiği ama ailesindeki tüm kadınların bir şekilde dahil olduğu ve en son kendisinde toparladığı bu anlatı, bir kadınlık haleti ruhiyesinin haritasını önümüze seriyor.

Kadınlığın toparlanıp derdest edilmesi fikriyle vücudun, arzunun kötü olduğu öğretisi; suçluluk, mahcubiyet, ayıp hissiyatını baskınlığı, kendinde olmayan ne varsa örnek alınması için getirilip önüne yığılması, ilk isteklerin çığlıklar, dayaklar, horlamalarla karşılanması, bir kız çocuğunun eğitilmesinde arzunun, iç sesin öldürülmesi için elinden geleni ardına koymayan kurumlar, çitlerle çevrilen cinselliğin bir ayıp, günah kapsamından çıkamaması, çocuk büyüten annenin kutsallığı, özgürlüğün es geçilmesi baskısına karşı Tante Rosa kadınlara geride bırakma cesaretini, yeniden başlama yıkıp tekrar tekrar kurma cesaretlerinin hatırlatıyor.

İçinden geldiği gibi değil de kural kaideye uyulması gerektiğini yoksa cezanın kaçınılmaz olduğunu söyleyen baskıcı topluma sırtını dönüyor Tante Rosa ve aforoz ediliyor.

“Şimdi beklenen bir intihardır, bir uçurumdur, bir düşüştür. Şimdi beklenen bir kocakarının günah dolu bir hayatın sonunda sefilce can vermesidir. Yoksa şimdi beklenen günah çıkaramadan geberen bir günahkârın şen hayatı mıdır? Şimdi beklenen bir başarı, bir mutluluk mudur?”(1)

YILDIRIM BÖLGE KADINLAR KOĞUŞU YÜREĞİMİZİ KİM HİZAYA SOKABİLİR?

12 Mart 1971. Sevgi Soysal da dönemin baskıcı atmosferinden payını alır ve 8 ay Yıldırım Bölge’de kalır. İlkinde kısa süreli olayı alaya alarak, kahkahası bol eften püften bir sebepten ama ikincisinde mahkumlara “er” gözüyle bakan baskısını artıran 12 Mart’ın uğursuz atmosferinde getirilir Yıldırım Bölge’ye. Oya Baydar, Yıldırım Bölge’de 30 ile 60 arasında değişen kadın mahkumların tutulduğunu Behice Boran’ın da bir dönem burada kaldığını Sevgi Soysal’ın koğuşa getirildiğinde arkadaşını görmenin verdiği sevinçle attığı çığlığı ve kendisini “hiç insan arkadaşı hapse girdi diye sevinir mi” tuhaflığı içerisinde bulduğunu anlatır. Tüm toplumu hizaya sokmaya çalışan askeri yönetime karşı, Yıldırım Bölge’nin kadınları kahkahayla karşılık verirler, hicvin dozu son ses açılır. Hizaya sokma ısrarına karşı başkaldırının kaçınılmazlığı kendinden gelip kurulur koğuşa.

“Hiza meselesi her bir işin başı ve de sonu. Hiza, Türk’ün buluşu olan bir ‘komünistlikle mücadele’ metodu. Bizim öz bağrımızdan kopmuş, titreye titreye bulunmuş, kökü dışarıda olmayan bir metot. Elbet bu metot hemencecik keşfedilmedi. 12 Mart’ın ilk döneminde, askeri disiplinle hizaya sokma yöntemi tam anlamıyla uygulanmıyordu. Siyasi tutuklulan er sayan kanun, demokrasi kaynağımız B.M. Meclisi’nden fışkırmamıştı henüz” (2) diye anlatıyor Sevgi Soysal.

Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal, 272 syf., İletişim Yayınları, 2003.

YENİŞEHİR’DE BİR ÖĞLE VAKTİ ANLATILAN AYSEL’İN HİKAYESİDİR 

Sevgi Soysal, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti‘ni Yıldırım Bölge’de yazmaya başlıyor. 70’lerin Türkiye’si değişme, modernleşme çabasına eşlik eden çarpıklıklar, bir olmamışlık halinin vücut bulması. Sevgi Soysal Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’nde, Ankara’nın Kızılay’ında herhangi bir öğle vaktinde kameranın objektifine takılabileceklerin hikâyelerini birleştirir. Objektifinin es geçmediği bir karakter Aysel’in hikâyesi öne çıkar belli belirsiz. Roman, Ankara’da kökleri çürümüş bir kavağın yıkılması ana kurgusu etrafında diğer karakterlerin burjuva aile düzenine karşı çıkıp çıkmama kararsızlığını, düzen karşıtlıklarının beceriksizce belirdiği karakterlerinin yanında, babasıyla ablasının çocuğu olarak dünyaya gelen Aysel’in kalp atışlarının, farklılığının, merhametinin ve zor hayatının da öyküsüdür aynı zamanda.

SEVGİ SOYSAL 40 YIL YAŞADI!

40 yıl yaşadı Sevgi Soysal. Sadece Türkiye toprağından almadı köklerini, sınırları buranın ötesindeydi. Tante Rosa‘da kadınların hapsedilmeye, unutturulmaya çalışan doğasını serdi ortaya. Hemen yabancı bir anlatı eleştirisi yükseldi. Hiç kuşkusuz korkunun ses vermesiydi bu. Sevgi Soysal Tante Rosa‘da kadınların istemedikleri bir düzeni terk etme cesaretine ve yeniden kurabilme gücüne sahip olduklarını fısıldadı. Yıldırım Bölge’de 12 Mart’ın hizaya sokma istediğine, makbul vatandaş olmamak için direndi diğer kadınlarla beraber. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti‘nde yıkılan Cumhuriyeti yazdı ama en çok Aysel’in öyküsünü. Ablasının, annesi olduğunu bildiğimiz Aysel’in öyküsünü. 40 yıl yaşadı Sevgi Soysal. Kahkahası 40 sene sonra burada da yankılanıyor.

Kaynaklar:

  1. Tante Rosa, Sevgi Soysal, s. 35, İletişim Yayınları, İstanbul (2013).
  2. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Sevgi Soysal, s. 50, İletişim Yayınları, İstanbul (2013).
  3. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Sevgi Soysal, İletişim Yayınları, İstanbul (2013).
  4. İsyankâr Neşe, Hazırlayanlar: Seval Şahin/İpek Şahbenderoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul (2015).