Şair ile Kurtarıcı: Rilke ile Descartes

Bedenimi çevreleyen mekanlar, gittikçe halka halka yayılıp genişleyen mekanlar. Bütün bu mekanların arasında neredeyiz? Gözlerimizin arkasında bir odacığa hapsolmuşuz sanki, bir türlü belirleyemiyoruz tam olarak yerimizi, bilincin yerini.

Roman Karavadi

“Sanki binlerce parmaklık vardı ve parmaklıkların ötesinde dünya yoktu.” Rilke’den Descartes’a açınlıyorum; bedeni ve tüm doğası tutsak haline getirilmiş, işkence halinde hayvanat bahçesinde eğlence nesnesine dönüşmüş bir panterle. Panterin bedeninden yitip gitmesinde biraz olsun huzur buluyorum ve onu, özneyi cogitoya, düşünen töze atayan Descartes ile birlikte düşünmek istiyorum. Descartes’ın hayvanları bir nevi robota benzetmesi belki önüme bir engel koyuyor ben panteri düşünürken ve ona düşüncede özgürlüğü atarken ama yine de yapacağım bunu; üstelik hayvanlar konusunda yanlış yorumlandığını; belki kendisinin bile kendisini yanlış yorumladığını da düşünerek. Ama bu başka bir yazının konusu.

‘BEDENİM İÇİNDE HAPSOLDUĞUM BİR MEKAN’

“O daimi parmaklıklardan öyle bıktı ki/ Hiçbir şey barındıramıyordu bakışı.” Gündelik dünyamızda akışa uyum sağlamak zorunda olan bir insan için artık duyarsızlaştığı bir tutsaklık ve işkence biçimi. Bir diğer yandan da bu duyarsızlaşmada mekansal/ maddi bir derece farkı etkisi var sanki. Bedenim de bir mekan, belki içinde hapsolduğum bir mekan. Bedenimi çevreleyen mekanlar, gittikçe halka halka yayılıp genişleyen mekanlar. Bütün bu mekanların arasında neredeyiz? Gözlerimizin arkasında bir odacığa hapsolmuşuz sanki, bir türlü belirleyemiyoruz tam olarak yerimizi, bilincin yerini.

‘BİLİNÇ HEP BİR ŞEYİN BİLİNCİ’

“Güçlü esnek adımların atılımıyla/ Küçücük çemberler çizmesi/ Büyük bir istencin felçli gibi durduğu/ Merkezin etrafında kudret dansı gibiydi.” Biz de böyle çemberler çiziyoruz işte istencimiz felçli bir şekilde. Ama Descartes’a göre tüm bunların ötesinde yani ben hapis de olsam, tutsak da edilsem, kandırılsam da, yanılsam da; tüm bunların mümkün olabilmesi için bir ‘ben’ olmalı çünkü bilinç en nihayetinde hep bir şeyin bilinci. Ele avuca gelmeyen ve belki de özgür olabileceğimiz; panterin kendi üzerinde tutsaklığını yenip yükselebileceği alan; kendi benliği.

‘YANILAN BEN, KANAN BEN, ŞÜPHELENEN BEN’

Algılarım beni yanıltıyor olabilir; dış dünya gerçek olmayabilir; kötü bir ruh zihin yetilerimle oynayabilir. Yine de geriye ‘ben’ kalıyorum. Yanılan ben, kanan ben, şüphelenen ben. Descartes’ın Cogito’ya ulaşması gibi panter de kendine ulaşır ve yiter gider kendi benliğinde. “Akan bir görüntü girerdi içeri/ Dalardı yüreğine ve yiter giderdi.”

*Şair ile Kurtarıcı başlığı, Ahmet Oktay’ın şiir üzerine denemelerinin derlendiği aynı isimli kitaptan alınmıştır.

*Bahsi geçen şiir İsmail Hakkı Aksoy çevirisidir.