Okurlar için patafizik dersi: Gerçekle düşler arasında bir evren

Onur Akyıl'ın romanı Proleterler İçin Patafizik Dersleri Can Yayınları etiketiyle yayımlandı. Akyıl, çağrışımlarla okuru farklı yönlere çekiyor ve insanın yaşama nasıl bağlandığını sorguluyor.

Doğuş Sarpkaya  stepansarpkaya@gmail.com

Onur Akyıl, üretken bir yazar. Son zamanlarda art arda çıkan kitapları, düzenli olarak yazdığı eleştiri yazılarıyla bunu her gün bize hatırlatıyor. Yazarın ilk romanı Proleterler İçin Patafizik Dersleri bu üretken dönemin ürünü olarak dikkat çekiyor. Bu dikkat çekişin genel okur kitlesi tarafından nasıl karşılanacağı ise meçhul. Çünkü Akyıl romanında edebiyatımızda daha önce sıklıkla karşılaşmadığımız bir yöne doğru ilerliyor. Edebiyatımızda yeni bir şeyler denemek, çoğu zaman ödüllendirilen bir davranış değildir. Farklı olana karşı genel bir direniş olduğunu dahi söyleyebiliriz. Hatta bir adım ileri gidip şunu da iddia etmek mümkün: Niteliksiz olmasına rağmen tanıdık olan daha çekici gelir. Sanırım bu yüzden magazin sayfalarında boy gösterenlerin kitapları, nitelikli, yeni bir şey yapmaya çalışan yazarlardan fazla satıyor. Yeni bir dil, bir biçim deneyen yazarlar ise genelde sessizlikle karşılanıyor. Proleterler İçin Patafizik Dersleri’nin de böyle bir sessizlikle karşılaşıp karşılaşmayacağını zaman gösterecek.

Bambaşka bir anlatım biçiminin olanaklarını zorlayan, derdinin peşine bu olanaklar ile düşen bir romanın özetinin yapılması oldukça zor. Kitap bir saatçi dükkânına bozuk bir saat bırakan garip giyinişli iki kişinin gelmesiyle açılıyor. Aslında insan değil de saat olduklarını öğreneceğimiz bu garip müşteriler gittikten sonra aynı zamanda anlatıcı olan dükkân sahibi ve akıllı kedisi Mihail’i şaşırtan bir olay gerçekleşiyor; saatin içinden minik ve öfkeli bir adam olan Ulyanov çıkıyor. Bu öfkeli adam anlatıcıya kendini anlatmaya çalışırken Mihail tarafından yutuluyor. Sonrasında dükkânın, Mihail’in, Ulyanov’un peşine düşenler, dükkân ahalisine katılan sessiz çırak, Mihail’e eşlik eden alımlı kedi Rosalia ile olaylar dallanıp budaklanıyor. Roman gerçekle düşler arasında bir evrende ilerlerken okur hem felsefi hem de siyasi bir sürü tartışmanın içine çekiliyor.

ROMANIN MESELESİ

Akyıl, parçalanmış bir dünyanın içinden konuştuğunun farkında. Bu dünyanın yeniden bütünlüğe kavuşturulmasına dair inadının ona bu romanı yazdırdığını söyleyebiliriz. Rüyalar âleminde geçtiğini söyleyebileceğimiz bir romanın yitirilmiş bütünlüğü hedeflediğinin söylenmesi garip gelebilir. Oysa bunda bir gariplik yok. Çünkü parçalanmış bir dünyada bütün; yaşanılan, deneyimlenen dünyanın kelimeleriyle yeniden bir araya getirilebilir. Akyıl’ın parçalanmış bir zihin yoluyla unutulmaya başlanan ya da artık gereksiz görüldüğü için rafa kaldırılan tartışmaları dert edindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Yazar bu tartışmaları doğrudan aktarmak yerine anlatıcı aracılığıyla anımsatmayı tercih ediyor.

Proleterler için Patafizik Dersleri, Onur Akyıl, 104 syf., Can Yayınları, 2019.

Seçilen roman kişileri de bu anlamda önemli. Ulyanov’un, Vladimir İlyiç Ulyanov yani Lenin; Mihail’in kimine göre Bulgakov, kimine göre Bakunin kimine göre ise Gorbaçov; Emma’nın Emma Goldmann; Lev’in yine kimine göre Troçki, kimine göre Tolstoy olduğu bir romanda, metinler arası göndermelerle büyük anlatıların göreve çağrıldığı hissettiriliyor. Bu çağrının da romanın akışını sekteye uğratan, büyük anlatılara dair uzun pasajların olduğu didaktik bir monoloğa dönüşmesi, mizahi ve ironik anlatımla engelleniyor. Ama şunu vurgulamakta da fayda var: Mizahi anlatım ile ironi, kitabın genel üslubunu kemiren bir retoriğe dönüşmemiş. Akyıl, bıçak sırtında ilerleyeceği bir anlatım seçmiş ama temel meselesiyle ironisi arasındaki mütekabiliyet ilişkisini dengede tutarak bu zor yolda ilerlemeyi başarmış.

ROMANIN BİÇİMİ

Romandaki patafizik kavramının kullanılmasındaki seçim de boşuna değil. Yazar gerçekliği, farklı bir tarzda ele alacağının ipucunu kitabının adında veriyor. Patafizik; kavramları, gerçeklikleri ve nesneleri farklı bir biçimde ele alma, eşdeğerlilik düzleminde yeniden tanımlama bilimi olarak tanımlanır: İstisnanın rutini sekteye uğratma aracıdır. Hayali çözümler bilimi olarak da adlandırılan patafizik, Ezgi Deniz Alpan’ın belirttiği üzere en çok edebiyatta karşılığını bulur; çünkü patafiziğin silahı sözcüklerdir: “Geleneksel algıyı kırmayı amaçladığından en önemli anlatım aracı olan sözcüklerle oynar. Sözcükler salt gerçek anlamlarıyla kullanılıyormuş gibi görünseler de alımlayıcının anlam üretmesine özgürlük tanıyacak esnekliktedir.”

Akyıl da patafiziğin olanaklarını romanına yansıtıyor. Aslında saat olan insanlar,uzayıp giden koridorlar, geçmişten gelen kurtarıcılar, bir saate sığan adamlar… Ne ki bu ve benzeri örneklerde romanın alegorik okumaları işaret ettiğini söylemek de zor. Çünkü yazar, bu karakterlerin hiçbirini iyi ya da kötü diye işaretlemiyor. Dahası, karakterleri arasında taraf tutan bir tavır sergilemiyor. Akyıl’ın yapmaya çalıştığı şey, olaylara, olgulara ve gerçekliğe bakış biçimimizi değiştirmek. Lenin’in Bakunin tarafından yutulduğu, Emma Goldmann tarafından da yeniden doğrulduğu bir romandan bahsediyoruz. Kolaycı yorum, komünizmin anarşizm tarafından içerildiği ve bunun bir doğumla birlikte kanıtlandığı olabilirdi –ki bu ve buna benzer yüzlerce yoruma açık bir kitap var karşımızda–. Oysa Akyıl’ın çabası, komünizm, anarşizm, varoluşçuluk, patafizik, makineleşme, yabancılaşma gibi kavramlar üzerinden okuru yeniden siyaset bilimi ve felsefe tartışmalarına yönlendirmek. Dahası o çok ürkülen büyük anlatıları yeniden gündeme getirmek.

Bu yönde iddiaya sahip bir romanın olay örgüsünün daha sıkı, çatışmalarının daha bariz olması beklenebilirdi. Ama Akyıl, görece daha gevşek bir anlatımı tercih edip okurun alanını genişletmeyi tercih etmiş. Bu da okura özgürce tartışabileceği bir ortam hazırlamış. Yaratılan özgür ortamda okura sıkı bir patafizik dersi verildiğini söyleyebiliriz. Bu açıdan bakınca Proleterler İçin Patafizik Dersleri, kolaycı çözümlere ulaşmak isteyen, kestirme yollara sapmaya meyyal, hazır sorulara kalıplaşmış cevaplar arayan okurları ters köşeye yatırmayı başaran, metnin içinde kaybolmayı göze alacak “arkeolog” okurunu bekleyen ve Türkçe edebiyatın içinde şimdiden ayrıksı yer edinen nitelikli bir roman.