'Abdülhamid’in Kara Kutusu'nda kimler var?

Arap İzzet Holo Paşa'nın Günlükleri-Abdülhamid'in Kara Kutusu, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı. Arap İzzet Paşa'nın "ölümümden yüz sene sonra yayımlansın" dediği günlükler 111 sene sonra okur ile buluşuyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Osmanlı tarihi çalışanlar tarafından II. Abdülhamid’in sağ kolu ya da padişahın gizli veziri olarak nitelenen “Arap İzzet Paşa” veyahut tam ismiyle söylersek Ahmet İzzet Holo Paşa’nın günlükleri Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı. İbrahim Küreli’nin eski yazıdan çevirdiği ve yayıma hazırladığı kitap, iki cilt halinde ve 2500 adet basıldı. İlk cilt, Paşa’nın günlüklerinin Latin alfabesine çevrili bir kopyasını içinde barındırırken, ikinci cilt, günlüklerin el yazısı ile hazırlanmış orijinal halini bir araya getiriyor.

İsmiyle müsemma kitabı kayda değer yapan şey ise Paşa’nın durumu. Arap İzzet Paşa, 1852 yılında Şam’da doğar. 1890 yılında, II. Abdülhamid’in gücünün zirvesinde olduğu dönemde, Yıldız Sarayı’na çağrılır ve padişahın sağ kolu olarak göreve başlar. 1908 yılına kadar, tam on sekiz sene sarayda görev yapar. Göreve geldikten beş sene sonra, yani 1895 yılında günlük tutmaya başlar. 31 Mart Vakası’ndan hemen sonra da İstanbul’dan kaçar. Hayatı tehlikededir. 1924 yılında da Kahire’de ölür.

Kaçarken, yanında götürdüğü en önemli şey, Yıldız Sarayı’nda günü gününe gördüklerini eksiksiz bir şekilde kaleme aldığı, beş cilt halinde hazırladığı defterlerdir. Paşa’nın, vasiyetinde, ölümümden yüz sene sonra yayımlansın, diye tembihlediği günlükler, son sayfasının yazılışından tam 111 sene sonra okur ile buluşuyor. Toplam 564 sayfadan oluşan bu defterler, bugün –yayınevinden gelen bilgiye göre- Latin harflerine çevrilip Osmanlıca yayımlansa da, kısa süre sonra günümüz Türkçesi’ne çevrilecek.

DEFTERLERİN YOLCULUĞU NASIL OLDU?

Paşa’nın 3. kuşak torunu Ahmet Semih Mümtaz, küçük yaşlarında aile büyükleri konuşurken kulak misafiri olduğu Paşa’nın yaşamını ve hikâyelerini unutmaz. Özellikle babası Nurettin Mümtaz, dedesi Arap İzzet Holo Paşa’yla geçen günlerini sıkça anlatır. Öyle ki, Paşa’yla geçen hatırların anlatıldığı kalabalık buluşmalarda konu dönüp dolaşıp Paşa’nın günlüklerine gelir. Herkesin varlığından emin olduğu ancak nerede olduğuna dair kimsenin bilgi sahibi olmadığı mesele budur. Paşa’nın çocuklarından biri tarafından alındığı düşünülen günlüklere uzun seneler kimse ulaşamaz.

Arap İzzet Holo Paşa’nın Günlükleri-Abdülhamid’in Kara Kutusu, Çevirmen: İbrahim Küreli, 1546 syf., İş Bankası Kültür Yayınları, 2019.

Defterleri bulan 3. kuşak torun Ahmet Semih Mümtaz, gençlik döneminde İsviçre’de bir okula gider. Bir gün babası onu ziyarete gelir ve büyük teyzesi Lemaa Abed Paget’e öğle yemeğine götürür. Bu yemekte baba, defterlerin büyük teyzede olduğunu öğrenir ve kendisine verilmesini ister. Teyze, bu isteği kabul etmez ve babaya, peşine düşmeye devam ederse yakıp yok edeceğini söyler. Olay böylece kapanır.

Aradan yıllar geçer.

Önce büyük teyze, sonra baba hayatını kaybeder. Cenazede bir araya gelen Ahmet Semih Mümtaz ve kardeşleri, büyük teyzeden bahsederken, Amerika’da yaşayan bir torunun varlığından haberdar olur. Ahmet Semih’in aklına defterlerin akıbeti gelir. İsmi Ali Ziya olan bu torun, defterlere ulaşabilmiş midir? Ahmet Semih, sadece adını ve Amerika’da yaşadığını bildiği bu kişiye bir şekilde ulaşmaya çalışır, fihristler, google’lar taranır ve bir şekilde bir telefon numarası bulunur. Öyle ki, iki uzak kuzen bir süre sonra Amerika’da buluşur ancak Ahmet Semih istediğine ulaşamaz. Garajda yapılan büyük teyzeden arta kalanların taramasında, defterlerin izine rastlanmaz.

Derken aradan birkaç ay daha geçer.

8 Ocak 2010 tarihinde Ali Ziya kuzeni Ahmet Semih’i arar ve müjdeyi verir: “Defterlerin nerede olduğunu biliyorum.” Aynı günlerde Amerikan maliyesi vatandaşlarına bir çağrıda bulunmuştur. Yurt dışında hesapları, özellikle İsviçre’dekiler, devlete bilgilendirilmek zorundadır. Ali Ziya, o tarihe kadar varlığından bile haberdar olmadığı İsviçre’deki bir bankada, kendi adına ayrılmış bir kasa olduğunu öğrenir. 1973’te kiralanan kasaya, en son 1985 yılında giriş yapılmıştır ve olayların geçtiği tarih 2010’dur.

‘KASA AÇILIR VE İÇİNDEN DEFTERLER ÇIKAR’

Ali Ziya, sağlık sorunlarından dolayı İsviçre’ye gidemeyeceğini, vekalet yoluyla bankada, kasada bulunanları Ahmet Semih’in alıp alamayacağını öğrenir ve kuzeninin bu yolculuğu yapmasını ister. Ahmet Semih’in canına minnettir. Bankaya gider, kasaya ulaşır ancak yanında bir anahtar yoktur. Banka görevlisi, inisiyatif alır ve çilingir çağrılır. Yaklaşık on saatlik bir çalışmadan sonra kasa açılır ve içinden defterler çıkar.

Ahmet Semih yurda döndüğünde saygın Osmanlı tarihçileri ile görüşür ve bahse konu olan kitap yayıma hazırlanır. Semih, bu çalışmanın önsözünde çabasının motivasyonunu şu şekilde açıklar: Pandora’nın kutusu açıldıkça daha birçok gerçek de art arda belirecek. Paşa’nın hataları ile sevapları, henüz tamamı tasnif edilmemiş olan Osmanlı Arşivleri’nin ileride bütünüyle incelenmesinden sonra daha açık bir şekilde anlaşılabilecektir.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.