Şair ile Kurtarıcı: Fazıl Hüsnü Dağlarca ile Kant

Fazıl Hüsnü Dağlarca ile Kant'ın yazınlarında sınırsızlıktan ve sonsuzluktan gelen 'yüce' kavramına varılır. 'Yüce'de hayal gücü kendi sınırlarını aşar ve bambaşka bir zamana ve mekana sıçramışızdır artık, sınırlarımızın ötesine...
Immanuel Kant, Fazıl Hüsnü Dağlarca

Roman Karavadi

“Öyle kuvvetle hülya edeceğim ki/ Açacak bu kuru dallar yapraklarını” derken Dağlarca, gerçekten de öyle kuvvetle hülya eder ki daimonlar bile seyirci kalır. Tüm sınırları aşan bir hülya etmektir bu. Bütün dış olayları algıladığımız ‘mekan’ ve bütün iç olayları algıladığımız ‘zaman’ aşılır sanki; zaman ve mekanla sentezlediğimiz kavramsal dünyamız aşılır. Kant’ın bizi güzelliğiyle sarsan ‘yüce’ kavramına varılır. Şiirde de dediği gibi açar tüm kuru dallar yapraklarını bu mucizeyle; dünya üstünde tek bir solgunluk kalmaz.

Yargı Yetisinin Eleştirisi, Immanuel Kant, Çevirmen: Aziz Yardımlı, 280 syf., İdea Yayınevi, 2016.

‘YÜCE, SINIRSIZLIKTAN VE SONSUZLUKTAN GELİR’

Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisi adlı kitabında estetik yargıları incelediği bölümde, ‘hoş’ ve ‘güzellik’ ten sonra varır yüce kavramına. Yüce, güzel gibi kavram ve sınır gerektirmez; sınırsızlıktan ve sonsuzluktan gelir. Dev dalgalar, göklere doğru uzanan uçsuz bucaksız dağlar, çöller, okyanuslar bizde bu yüce duygusuzu uyandırır. Hayal gücümüz ve düşünme gücümüzü de aşan bir şeydir bu. “Aydınlatırken sonsuz ve sahipsiz geceler/ Çocukların ılık yataklarını.’ Huzur bulduğumuz, bulacağımız bir sonsuzluktur bu.

‘YÜCE’DE HAYAL GÜCÜ KENDİ SINIRLARINA TAŞINIR’

Deleuze, Kant Üzerine Beş Ders’te, Kant’ın kendinden önceki filozoflara göre ‘hayal gücü’ ne çok daha derin bir işlev yüklediğini iddia eder. Buna göre hayal gücü Kant’da artık imajlar üreten bir yeti değildir. Kavramlara uygun zaman ve mekan belirleyen; bir tür sentez işlevi gerçekleştiren bir yetidir. Bu ‘yeniden üreten bir hayal gücü’ değil, ‘yaratıcı bir hayal gücü’dür. ‘Yüce’de hayal gücü kendi sınırlarına taşınır, kendi sınırlarını aşar; hayal edilemeyen hayal edilmeye başlanır. O şekle sığmayandır, şekilden taşandır; o bütün şekli yani mekanı alt üst eden sonsuzdur. “Kendimde hayal gücünden daha güçlü bir yetinin ide’nin varlığını keşfetmem gibidir” diyor Deleuze yüce için. Dağlarca da şiirine şöyle devam ediyor: “Konacak etrafıma alim kuşlar/ İstersem soracağım ‘Şark nerde?’/ Ve onları dehşetle ürkütecek/ Satıh halinde kuşlar, yerde” Bu son dizedeki dehşetle ürkmedeki ‘yüce’yi sezebiliyor musunuz? Hayal edilemeyeni hayal etmek ve sırra ulaşmak. Wittgeinsteincı bir konuşulamayan üzerine susma değil; ona ulaşma ve onu aşma: “Aşikar olup heykeller uykusundan/ Toprak altındaki sır.”

Felsefe tarihinde Aristotales’ten sonra hayal gücüne değinen nadir filozoflardan olan Kant’a göre hayal gücü sadece imajlar üretmez; zaman ve mekan içinde bir zaman ve mekan belirler. Bu aşkın (transandantal) bir hayal gücüdür. İki ayrı tür olan kavramlar ile zaman-mekanı sentezleyen bir hayal gücüdür. Bu parlak ve yepyeni; aşkın bir sonuca götürür bizi. Bambaşka bir zamana ve mekana sıçramışızdır artık, sınırlarımızın ötesine. Bu muhteşem şiiri şöyle sonlandırır Dağlarca: “O kadar kuvvetle hülya edeceğim ki/ Artık burda mevcut olmayacağım.”

*Şair ile Kurtarıcı başlığı, Ahmet Oktay’ın şiir üzerine denemelerinin derlendiği aynı isimli kitaptan alınmıştır.

*Bahsi geçen şiir Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’ (YKY) isimli kitabında yer almaktadır.