Tomi Adeyemi: Siyah çocukların kahramanlığı heyecan verici

İlk romanı Kandan ve Kemikten Çocuklar ile dikkat çeken Tomi Adeyemi ile edebiyat hayatını ve ırkçılığı konuştuk. Adeyemi, "Kandan ve Kemikten Çocuklar’ı yazarken arzum, bu romanla küçük kızlara küçük oğlanlara, kendilerini daha önce hiçbir hikâyede görmemiş insanlara, bu destansı maceralarda bulunmaya değer olduklarını göstermekti" dedi.

DUVAR – Tomi Adeyemi 25 yaşında Nijeryalı bir yazar. Adeyemi, Harvard Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nden Onur derecesiyle mezun oldu. Brezilya’da Batı Afrika mitolojisi, dini ve kültürü çalıştı. Aynı zamanda San Diego, California’da yazar koçluğu yapıyor.

Kandan ve Kemikten Çocuklar, Adeyemi’nin ilk romanı. Hep Kitap tarafından 2018 yılının Mayıs ayında Esra Kökkılıç çevirisiyle yayınlandı. Türkiye’de çok ses getiren kitaplardan biri olmadı maalesef fakat 20’den fazla dile çevrildi. Kimlik ve sınıf mücadelesine dair kurduğu yapı itibariyle pek çok coğrafyayı kapsayan fantastik bir roman.

Tomi Adeyemi ile ilk romanını ve ırk meselesini konuştuk.

Tomi Adeyemi

Çok genç yaşta yazmaya başladınız. Bu yazma arzunuzu çocukluğunuz nasıl etkiledi?

Bütün hayatım boyunca tam bir kitap kurduydum ve üniversiteye kadar okuduğum kitaplarda öne çıkan siyahi bir karakter göremediğimi hatırlıyorum. Çocukluğumdan hatırladığım tek siyahi karakter Harry Potter serisindeki Dean Thomas’tı. İkinci defa bir siyahi karakterle Sessiz Kalma isimli kitabı okuyunca karşılaşmıştım. Bu kadar çok sevdiğim bir şeyden tümüyle silindiğimiz için, bugünkü çocuklar kendilerini edebiyatta daha çok görebilsinler diye canla başla uğraşıyorum, çünkü benim böyle bir şansım hiç olmadı.

18 yaşıma gelene kadar kendimi hiçbir yerde görememiş olmanın beni ne kadar yıprattığını fark etmemiştim. Yazdığım bütün hikâyelerdeki kahramanların ya beyaz ya da melez olduğunu fark ettim. Bu hiç de kabul edilebilir bir durum değil, her ırktan, cinsel yönelimden ve her dinden çocuğun kendilerini temsil edilirken görmeleri ve bu öykülere, kapaklara, televizyon programlarına, filmlere kısaca hayatın önceden onlara kapalı olan tüm alanlarına ait olduklarını hissetmeleri için canla başla çalışan bir yazar dalgasının parçası olmaktan çok gurur duyuyorum.

En iyi hikâyelerin temelinde kişisel deneyim olduğuna inanıyor musunuz?

Yazdığım romanın dünyasının temeli köklerime dayanıyor ve bu benim için son derece sevindirici bir deneyimdi. Çünkü içine doğduğum o muhteşem kültürden sihir yaptım.

Harvard Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümü’nden onur belgesiyle mezun oldunuz. Ardından Brezilya’da, Batı Afrika Mitolojisi ve Kültürü üzerine yüksek lisans yaptınız. Peki, Kandan ve Kemikten Çocuklar gibi bir roman yazmayı hep planlıyor muydunuz yoksa okulunuz mu edebi yazınınızı şekillendirdi?

Aslında Batı Afrika mitolojisiyle akademik anlamda hiç ilgilenmedim. Harvard’da okurken Afro-Amerikan Edebiyatı’na yoğunlaştım; Brezilya’da çalışmalarıma devam etmek için bana burs veren de bu kurumdu. Brezilya’da olduğum ve Salvodor’da doğru dükkâna girdiğim için Orişa dilini keşfettim, ondan sonra da kendi araştırmalarımı yürüttüm.

Kandan ve Kemikten Çocuklar’ı yazarken nasıl bir araştırma yaptınız?

Bu roman için bir dünya ve büyü sistemi yaratırken kendimi Batı Afrika mitolojisine boğdum. Kitabın büyü sistemini romanda yer alan on Orişalıya dayandırdım. Orişa genelde Batı sisteminde tanrıdan ve tanrıçalardan bahsetse de onlar aslında melekler ve azizler gibi… Her biri bir dizi şeyi temsil ediyor ve temsil ettikleri bu şeylerden biri olan büyü sistemi inşa etmek bana son derece doğal göründü.

Kişisel olarak bu kitabın sizin için önemini nasıl tarif edersiniz?

Yazarken ırkçılıkla, adaletsizlikle ve içinde yaşadığım dünyadaki polis şiddetiyle ilgili bir şeyler söylemek istedim. Her ne kadar kitabım fantastik bir dünyada da geçse karakterlerin karşılaştıkları zorluklar günümüzdeki renkli insanların yüzyüze geldikleri gerçek şeyler…

Bu kitap benim için acı dolu bir yerden yazıldı ve çok duygusal bir deneyimdi, ama bunu iyi ki yaptım diyorum, çünkü şimdi insanlar bizim hikâyemizdeki epik macerayı yaşarken gerçekliğimiz hakkında bir şeyler öğrenebilir.

Zelie sizin hayatınızda neyi ya da kimi temsil ediyor?

Zelie aslında hayal ettiğim benin bir versiyonu. En derin tutkularımı, en büyük korkularımı, en büyük dileklerimi temsil ediyor. Olabilecek en edebi biçimde kelimelere dökülmüş yüreğimin gerçek anlamda bir temsilidir.

Günümüzde öfke dünyayı hiç olmadığı kadar sarmış durumda. Kandan ve Kemikten Çocuklar’da, öfkeyi hayatta kalmayı teşvik eden bir duygu olarak tanımlıyorsunuz. Bununla birlikte, öfke aynı anda çok riskli bir duygudur. Farklı öfke biçimlerini çağımızda ayırt edip yaratıcı bir şekilde nasıl yönlendirebileceğimizi düşünüyorsunuz?

Küçük ve önemsiz olsa da mide bulandırıcı şeyleri verimli hale dönüştürmekten bahsetmek istiyorum. Birtakım olaylar ve insanlar kalbinizi kıracak ve sizi öfkeyle dolduracak, ancak bu öfkeyi sizi daha iyi yapan bir şeye yönlendirirseniz ancak o şekilde kazanırsınız. Evet kolay değil ve çok zaman, çaba ve kısıtlama gerektiriyor, ama sanırım günümüzde ve bu yaşımızda, yaşadığımız dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bırakma şansına sahip olacaksak buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Neden fantastik romanlar yazmayı tercih ediyorsunuz?

En sevdiğim hikâyelerde her zaman büyük bir sihir ve macera söz konusuydu, ancak çok yakın zamana kadar hiçbirinde renkli karakterler yoktu (son 3 yıl gibi). Kandan ve Kemikten Çocuklar’ı yazarken arzum, bu romanla küçük kızlara küçük oğlanlara, kendilerini daha önce hiçbir hikâyede görmemiş insanlara, bu destansı maceralarda bulunmaya değer olduklarını göstermekti. Renkli çocukların, özellikle de siyah çocukların, kitap sayesinde kendilerini kahraman olarak görmeleri için bu heyecan verici değişikliğe sahip olmalarını istedim. Kendilerini görmeye alışkın insanların sempati kurarak tamamen farklı bir dünyadan ve geçmişten gelen insanlara âşık olmalarını istedim.

‘KELİMEYİ VE NEFRETİ İÇSELLEŞTİRMEMEK ÇOK ZOR’

Kandan ve Kemikten Çocuklar, Tomi Adeyemi, Çevirmen: Esra Kökkılıç, 544 syf., Hep Kitap, 2018.

 

Eleştirmenler, romanınızın ırkçılık ve kölelik hakkındaki gerçek hikâyelere dayandığını belirtiyor. Bize bugün yaşanan bazı ırkçılık örneklerini verebilir misiniz?

Karakterlerimin hikâye boyunca (büyük ya da küçük) karşılaştığı her engel, siyah insanların bugün karşı karşıya kaldıkları ya da son 30-50 yıl içinde karşı karşıya kaldıkları gerçek bir engeldir. Mesela kitapta “böcek” aşağılayıcı bir kullanımdır: Okuyuculara, dilin de fiziksel bir saldırı kadar aşağılayıcı ve baskıcı olabileceğini göstermek benim için önemliydi. Benim de içinde olduğum bir grup insan tanıyorum ki arkadaşları olarak gördükleri ya da onlara tamamen yabancı beyazlar tarafından “zenci” olarak adlandırılıyorlar. İnsanların bu kelimeyle yaydığı nefret ve zehir çok kötü gerçekten. Bu kelimeyi ve nefreti içselleştirmemek çok zor, bu zehrin kelimenin tam anlamıyla varlığınıza oyulması da bir o kadar kolay. Bu kelimenin kullanıldığı kadar aşağılayıcı bir şekilde kullanılan bir kelime olmadan siyahların deneyimleri hakkında etkili bir alegori yazamayacağımı biliyordum.

Kitabınızın ırkçı insanların düşüncelerini değiştirebileceğini düşünüyor musunuz, bunun edebiyat yoluyla mümkün olduğuna inanıyor musunuz? 

Kandan ve Kemikten Çocuklar’da okurları içine çeken zorlayıcı bir macera yazmak istedim, ama aynı zamanda her şeyi gerçek dünyaya bağlamak istedim çünkü kitap fantezi olsa da içindeki acılar gerçek. Bence insanlar bu acıyı ve bu mücadeleleri anlamayı ve empati kurmayı öğrenirlerse, dünyanın ciddi adımlar atarak ilerleyebileceğini düşünüyorum. Kitabımın kalpleri ve zihinleri değiştirebileceğini biliyorum çünkü dünyadaki binlerce okuyucunun kalbinde ve zihninde.

Kitabınızın Türkçeye çevrileceğini öğrendiğinizde neler hissettiniz? Daha önce hiç Türkiye’den kitap okudunuz mu ya da Türkiye’yi ziyaret ettiniz mi? Türkiyeli okuyucularınız için mesajınız var mı?

İnanamadım! Bırakın başka bir dile çevrilmesini, kitabımı satın alan ve okuyan insanların olması bile akıl almaz bir düşünceydi. Bu delilik! Yabancı baskıları almaya bayılıyorum çünkü kitabı açıp da kelimelerimi başka bir dilde görmek gerçeküstü!

Türkiyeli okurlarım için mesajım şu: Hikâyemi güzel dilinize ve kültürünüze kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim! Her birinize sosyal medyada gösterdiğiniz tüm sevgi için minnettarım ve umarım bir gün size şahsen teşekkür edebilirim!