Şiirle direniş

İlhan Sami Çomak'ın 'Geldim Sana' adlı şiir kitabı Manos Kitap etiketiyle raflarda yerini aldı. Çomak, şiiri direnişinin deneyimini aktaran bir ifade biçimine dönüştürürken şiire yürümeye, yürüye yürüye dünyayı keşfe devam ediyor...

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

DUVAR – Şair kuyuya gül atar. Şair kuyuya gül atar, gül suya düşer. Gül suya düşer de sesi duyulmaz olur mu hiç… Suya düşen her gülün sesi duyulur… Duyurulur da…

Dünya, aynı zamanda vefa dünyasıdır. Hayat, aynı zamanda inceliklerin de bir anlamının olduğu, karşılığını bulduğu bir cevaptır. Daha iyi bir hayat için şart, ne kadar kötülük varsa daha daha fazlasıyla iyilik olmasıdır.

Yazının başlığını John Berger’in Mart 2017’de Metis yayınlarından çıkan “Sanatla Direniş” adlı kitabından aldık.

Kendini ifade etmek olağanüstü şartlarda başlı başına bir direnişe dönüşebilir. Örnek İlhan Sami Çomak. Olağanüstü şartlarda kendini ifade etmek için şiiri seçmiş olan İlhan Sami Çomak, yirmi beş yıldır tutsak olduğu zindanda imgelerin, sözcüklerin sesiyle, soluğuyla, rengiyle, ezgisiyle direnen bir isim.

İlhan Sami Çomak

İlhan Sami Çomak’ın daha önce yayımlanmış yedi şiir kitabına sekizincisi eklendi. Hem de 2019 Sennur Sezer Emek Direniş Şiir Ödülü’nü de almış olarak. Çomak’ın “Geldim Sana” adlı ödüllü kitabı Manos Kitap’tan çıktı.

Bingöl Karlıovalı olan İlhan Sami Çomak, 1973 doğumlu. Çomak’ın daha önce yayımlanan şiir kitapları şunlar: “Gitmeler Çiçek Kurusu”, “Açık Deniz”, “Günaydın Yeryüzü”, “Kedilerin Yazdığı İlahi”, “Yağmur Dersleri”, “Bir Sabah Yürüdüm” ve “Dicle’nin Günlüğü”. İlk kitap “Gitmeler Çiçek Kurusu” 2004’te, son kitap “Dicle’nin Günlüğü” 2017’de yayımlanmış.

Çomak, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencisiyken 1994 yılında“örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanır. 2000 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde idama mahkûm edilir ve cezası müebbet hapse çevrilir. Hükmün Yargıtay tarafından onaması üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurur. AİHM’nin “adil yargılama yapılmadı” kararı üzerine 2013’te tekrar yargılanıp aynı cezaya çarptırılır. İlhan Sami Çomak hakkındaki hüküm, Yargıtay tarafından ikinci kez onanır.

‘İÇİMDEKİ NARI DÜRTÜYORUM ŞİİRLE’

Çomak, Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanan Suna Alan’la söyleşisinde “Zindanın ataletine, tekrarın karamsarlığına teslim olmamak için sürekli şekilde ‘içimdeki narı dürtüyorum şiirle” diyor. Daha önce yayımlanan yedi şiir kitabında olduğu gibi “Geldim Sana”da yer alan şiirlerin de Çomak’ı doğruladığını söyleyebiliriz. Kitabın ilk şiiri “Kelebeğin Uçmasını Görmektir Hayat”tan bir bölüm okuyalım:

rüzgâr ve çiçek yalnızlığın barışık sesiyle
-çağırıyor beni
hayat esmekmiş. hayat çiyin bitkilerle
-buluştuğu o serin yermiş
yağmurun kızıl bohçası sürükleniyor her adımda
-tekrarlıyorum kendi kendime
hayat nereye bastığını düşünmeden yürümekmiş

ışığın hatırasıyla dostum. kayısı çekirdeğiyle
taşın sabitliğiyle
dalgaların temennisiyle çizdim deftere
-denizin serinliğini
aklım sorularla ve göçmen kuşların ısrarıyla dolu
-tekrarlıyorum kendi kendime
kelebeğin uçup konmasını görmekmiş hayat
thames’in hızını aklında tartmakmış hayat!

Geldim Sana, İlhan Sami Çolak, 80 syf, Manos Yayınları, 2019.

“Geldim Sana” seksen sayfa ve otuz dokuz şiirlik bir toplam. Ama tematik odağı da olan bir toplam. Kitapta yer alan şiirlerin başlıklarından bile kitabın tematik odağını çıkarmak mümkün:“Kelebeğin Uçmasını Görmektir Hayat”, “Hayat Yalan Söylemez”,“Kuş Tüyü Biriktiriyorum”,“Seni Geride Bıraktım”, “Yaz”, “Eğildim”, “Hayatın Sesi”, “Gökyüzü Her Yerde”, “Yalnızlığını Sev”, “Konuşmayalım”, “Yıkadım Saçımı”, “Geldim Sana”, “Yolun Sonu”, “Bulsam”, “Bu Sabah”, “Başlangıçta”, “Burda Neler Yok”, “Eksik Bakış”, “Bağ”, “Böyleymiş Yaşamak”, “Eğim”, “Uzat Elini”, “Belki Dokunuyorsun”, “Şiir Okumak Neye Yarar”, “Tek Nefeste”, “Kar Eriyor”, “Söğüt Ağacı”, “Düşünmekle”, “Meğer”, “Kabul” “Suya İnandım”, “Rüya”, “Biraz”, “Ben Ateşi”, “Buradayım”, “Güneş Çok Uzak”, “Kurdum Cümlemi”, “Konuşunca” ve Taş Attım”. Kitabı oluşturan şiirlerin adları şairin “meselesiyle” ilgili okura yeteri kadar ışık tutuyor. Bu bilgi içinse şiirlerin tümünün adına gerek yok aslında. Kitabın adı tek başına yeterli.

Kitaba adını veren şiire de geliriz. Şimdi “Eğildim” sana başlıklı şiirden bir bölüm aktararak devam edelim:

eğildim parmaklarına suyun
avucunda kaybolan anahtarları aradım

toprak titredi soğuktan
uykunun damarları kabardı
ıslaktı otlar. bir temenniyle dalgalandı

(…)

eğildim yalnızlığın üstüne
dökülen yapraklarını aradım çocukluğun

bir şey işitiyorum duvarda
rüzgârın yüzüne benzeyen bir şey
bazı kapıların siyah boşunalığına
yeri döven yağmurun göçüne susuzlukla bakan

‘BENİ ZİNDANDA TUTAN İKTİDAR BİLSİN Kİ, BENİ TESLİM ALAMADI’

Zindandayım, ama zindanda değilim; tutsağım, ama tutsak değilim. Beni zindanda tutan, beni tutsak eden iktidar bilsin ki, görsün ki; işte, beni teslim alamadı, beni tutsak edemedi. Beni içerde tutamıyor… İlhan Sami Çomak’ın şiirleri böyle okunuyor. Böyle okunuyor, çünkü yazıldığı gibi okunuyor. Dili, imgesi, sesi, sözü bunu söylüyor. Şu dizeler “Gökyüzü Her Yerde” başlıklı şiirden:

mermerin kenarından ufka bakıyor sevgim
hacimli bir şey yokluyor aklımı
inadın mevsimindeyim bitkinin hürmet suyunda

‘CEHENNEM İÇERDEN GEÇERSİZ İLAN EDİLDİĞİNDE CEHENNEMLİĞİ SON BULUR’

Çomak’ın şiirlerini tutsak değilmiş gibi yazması tutsaklığını, içinde bulunduğu koşulları, gerçekliği inkâr ediyor sonucuna götürmüyor. Bilakis gerçekliğe karşı da, koşullara karşı da son derece hassas bir dille yazıyor. Buna Çomak’ın tutsaklığa direniş tarzı diyebiliriz. İlhan Sami Çomak, benimseyip geliştirdiği direniş tarzıyla iktidarın tutsaklara yönelik programını uygulamasını reddediyor. Kendine varlığını, varoluşunu yürütmek, korunmak, savunmak için bir barikat, bir sığınak sağlıyor… Varlığın, varoluşun üzerinde en ağır koşullarda bile iktidar gücünün uyguladığı baskıyı kırmak, hegemonyaya karşı koymak, baskı erkinden gelen itaat talebini reddetmek, ona karşı direnmek amacıyla benliğini, bilincini tahkim ediyor…“Bu cehennemde, cehennemi içeriden geçersiz ilan ediyor.” Berger’in “Sanatla Direniş” kitabında dile getirdiğini yapıyor da diyebiliriz. Berger’in kitabında yer alan “Dünyanın Büyük Yenilgisine Karşı” başlıklı yazısında altını çizdiğimiz ve Çomak’ın direnişine de ışık tutan satırları okuyalım: “Öncelikle bir ufuk keşfetmek lazım. Bunun için de umudu tekrar bulmalıyız. Ancak umut bir inanç edimidir ve başka somut eylemlerle desteklenmesi gerekir. Mesela yaklaşma eylemi, mesafeleri ölçme ve bir yere doğru yürüme eylemi. Bunu yapmak, süreksizliği reddeden işbirliklerine götürebilir bizi. Direnme eylemi, sadece bize sunulan dünya-resminin saçmalığını kabullenmeyi reddetmek değil, bu resmin geçersizliğini duyurmaktır. Cehennem içeriden geçersiz ilan edildiğinde, cehennemliği son bulur.”

Kitaba adını da veren şiiri aktaracağız. Ancak daha önce bir “küçük baskı kusuru”na, daha doğrusu “tashihe muhtaç” yanlışa değinmek istiyoruz. Kitapta içindekiler bölümünde “Geldim Sana” başlığıyla yer alan 32. sayfadaki şiirin başlığı “Geldim Sana Hayat”. ‘Hayat’ sözcüğü kitabın adı konulurken çıkarılmış olabilir, ama içindekiler bölümünde yer almaması “kusur” olarak dikkat çekiyor. Şiirden bir parça:

ve ağacın gölgesi bükülüyor
cümle bilgisini kanatlarına veriyor kuşlar
övgüyle esiyor rüzgâr
ve güneşten geliyor dokunma isteği
şu yapraklardır dilin ve tazeliğin hitap ettiği
ihlalin vakti geldi.Yamaçlarda hep bir
sakınma görgüsü
bir imkânla ırmağı düşün. Suyun kitaplarda
akan damarını, düğümün çözülme isteğini
birkaç rengin sesidir dediğim yazı reddederek
bahara teşebbüs et bazı yorgun adımlarla

bağışla beni bağışla titreyen bulutu
çamurda çatlayan elimin acısıyla geldim sana
çocukluğu bir kez daha bahçe duvarına
yerleştir diye geldim sana
esneye esneye sabah rüzgârına uykuyu katma
hadisesiyle geldim sana
yırtma sırt perdemi. Ki yaprakların yumuşak
şekliyle doluyor patika
ve kulak veriyor yol çimle örtünme imkânına
varılacak bir şehir yok. Buradadır her şey
pencereyi aç dünyanın genişliğine. atlar
kişniyorken aç

İnsanın ne yaşadığı önemli, ama nasıl yaşadığı da bir o kadar önemlidir. İlhan Sami Çomak yaşadığının, nasıl yaşandığının da tutanakçısı, kaydedicisi oluyor şiirleriyle. Aşağıdaki bölüm “Peşindeyiz” başlıklı şiirden:

korkarak yürüdük ki hiç koşmadım ben
ben zaman çok geç seyir zor diye
bakmadım hiç çiçek nasıl kurur
toprak ve taş cennet ve başka şeyler
niye var diye hiç hislenmedim
belki susarız varolmanın tesellisi olarak
güneş ısrar eder su birikir
yeşil gelir susarız
güleriz en çok uyurken güvercinimiz
yankılanan adımızın güvercini
rüzgâr eser toz gelir. çamurun değil
yağmurun peşindeyiz

‘ŞİİRLERDE SON DERECE SAKİN BİRİNİN EDASI VAR’

Ancak övülmeyi, yüceltilmeyi hak eden duruşu, tavrı İlhan Sami Çomak’ın şiirlerinde bir kahramanlık havası, bir övünme gürültüsü; bir görünme, duyulma, bilinme, dikkatleri çekme bağırtısı yok. Aksine alçak gönüllü, son derece sakin,“beklemeyi bilen, beklemeyi çok iyi bilen” birinin edası var… “Bu Sabah” başlıklı şiirden kısa bir bölüm:

susuzca olgunlaşmayı mırıldanıyor başaklar
sana baktım ve kendi külümü savurdum

çıktım güneşe güneşler katarak tohumlara
yürüdüm
üstüme varlık çöktü, yalnızlığın parmak uçları
hafiflikle kurdu uyumunu
ben yamaçtaydım yağmurun yanında
toprak kokusunun yükselişinde
kenarda söylenmemiş birkaç söz
sıçradım yakarışın gizine ve güldüm biraz

Çomak’ın şiirlerinde anların, durumların, duruşların, oluşların, duyguların, düşlerin sınırsız, mekânsız tanıklığı, belgeselciliği diyebileceğimiz bir duyuş görüş ve düşünüş söz konusu… İlhan Sami Çomak için, “Geldim Sana”da yer alan şiirlere bakarak lirik şiire bağlı bir şair diyebiliriz. “Eksik Bakış” başlıklı şiirin son dizelerini okuyalım:

soğuğun ısırığını pekiştiriyor dağlar
sözüm taşın erimesi üzerine
atın ata bakması üzerine
ama kuyunun serinliği boşlukta bekliyor
zaman hep sonsuzluğa hazırlanıyor.

‘ŞAİR EKRAN ÇAĞININ İĞVASINA KAPILMADAN YAZIYOR’

Şair kopyacılığa, yapaylığa, sanallığa uzak; ekran çağının iğvasına kapılmadan yazıyor. İşin kolayına kaçmıyor. İlhan Sami Çomak’ın özgün bir şair olduğunu, tereddüt etmeden söyleyebiliriz. Özgün şiirler yazıyor. Kendi imleri, imgeleri var. Muhakkak ki etkilendiği şairler vardır. Ancak yazdıklarından yola çıkarak şu isimlerin etkileri görünüyor demek hiç de kolay değil. Çomak, tavrını baştan almış, ne olacaksa bana ait olsun demiş sanki. Öyle yürümüş, yürüyor şiirin uzun, zor ve sarp yollarında… Belki de hiçbir yere gitmeyen, dönüp dolaşıp kendisine çıkan yollarında… Alıntımız “Bağ” başlıklı şiirden:

güneşin doğuşuna göç eder şebnemler,
hep böyle bu
akıl ağaç ve çiçek adlarıyla dolar
yine de solar, belki de solup yaprak
döküyor diyedir bu ezber
sen yine de fotoğraf çek kısaca eh kısaca
resim ve foto yer değiştirir zaten

metrobüse bin, nezaketi hem unut hem unutma
hayatın zorluğu hayata dahil, evet, böyledir işte
bunu hiç unutma

‘ŞİİRLE ÇALIŞAN KALEM’

Çomak’ın bir kalemi var, çok çalışan… Şiire çalışan… Şiire çalıştıkça hayata çalışan. Hayatın en uzak noktalarına ulaşan. Dünyanın en ücra köşelerinde kadar ulaşıp hayata katılan… “Uzat Elini” başlıklı şiirden bir bölüm okuyalım:

tertemiz! yıldızlı yerlere çalıştım
mevsimlere inanmıyorum artık. tahtaya
çürümeye kavakların kuş uçuran edasına
inanmıyorum ben

Velhasıl şiirler öncelikle İlhan Sami Çomak’ın kapatıldığı yerde kalmayan, durmayan, tutulamayan bir direnişçi olduğunu gösteriyor. Çomak, şiiri bu direnişin deneyimini aktaran bir ifade biçimine dönüştürmüş. Meselesi de derdi de bu Çomak’ın… Nâzım’ın, “mesele esir düşmekte değil/teslim olmamakta bütün mesele” dizelerinde dile getirdiği gibi bir rest. Ancak bu kadar asi ve radikal bir muhalif olduğunu iddia ettiğimiz şairin, şiirlerinin “ajitprop” anlayışta, slogancı, söylevci olduğu sanılmasın. Çomak, şiirleriyle bir tür “sivil itaatsizlik” eylemcisi gibi. Direniş tarzı da öyle. Slogan atmıyor; örneğin şarkı söylüyor, dans ediyor. Hatta kahkaha atıyor. Ama ağlayacaksa da sessiz sessiz ağlıyor, gözyaşlarını içine akıtarak. Kitapta çok dizenin altını çizdik. “Söğüt Ağacı” başlıklı şiirde de altını çizdiğimiz çok dize oldu. Şu dizeler de onlardan:

dereye anlatılmamış hikâyelerle bakıyordum
ve ağlayarak peşinden koştum atın
henüz denizin ebediliğine başlamamıştı yaşım
güneş tazeydi. ağlayarak babamın peşinden
koştum
babam rüzgârın biricik bahçesiydi
yağmurdan sonra toprak kokusuydu
suyun çok güzel elleri vardı dizlerimin takati
koşarken döktüğüm terin bugüne varan
tuzu var

Çomak’ın bizzat kendisi bir “destan” diyebiliriz… Bir destanın hem anlatanı, hem yaratanı gibi… Yazdıkları da pekâlâ bu destanının cüzleri olarak okunabilir. Daha fazlasını Çomak’ın şiirlerini okuyacak olanlara bırakalım. Bir de Çomak’ın önceki kitaplarıyla ilgili bianet.org’da yayımlanan Oya Yağcı’nın yazısına bakılmasını önerelim. “Ben Ateşi” başlıklı şiirden son bir alıntı yapalım:

ben kanıma sıçrayan ısısını seviyorum ateşin
düşlerin sokağa çıkma pervasızlığını
kabarıklarında dünyanın nefesini tutan
sabunun kayganlığını
soğuk havanın görüşe açıklık katan
dostluğunu seviyorum.
karanlıkta çatlıyor kelimeler, ay ışığı
gövdeye seriliyor
rüzgâr en bildiğimiz rüzgâr yalnızlığa dolanıyor
defterin sayfalarında tutuşuyor akıl
ben harflerin ayak seslerini seviyorum

Yazalım kara puntolarla yüreğimizin, bilincimizin beyaz sayfalarına dokuz sütuna manşet: Îlhan Sami Çomak yürümeye, şiire yürümeye, yürüye yürüye dünyayı keşfe devam ediyor hâla…

Cehennemde bile olsa teslim olmamanın, cehennemde bile olsa şiire ses, sözcük, imge, dil; şiire nefes olmanın kitabı “Geldim Sana”…


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).