Lemur Dergi kurucusu Arda Özgüven: Dergiler yazara ölümsüzlüğü vaat ediyor

İnternet sitelerinin anketlerinde 'Yılın İnternet Dergisi' seçilen Lemur Dergi üç yıldır dijital platformda yayın hayatına devam ediyor. "Edebiyatın birleştirici gücünü kullanmaya çalışıyoruz ve bunu yaparken de çok eğleniyoruz" diyen Lemur Dergi kurucusu Arda Özgüven ile Lemur Dergi'yi ve Türkiye'de dergiciliği konuştuk.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Üç yıl önce yayım hayatına başlayan Lemur Dergi, ismini türü azalmaya yüz tutmuş, gecenin ruhu, ormanın hayaleti olarak nitelenen aynı isimli bir hayvandan alıyor. Dergi kurucusu Arda Özgüven, bu alana adım atarken, isim tartışmalarının sıkça gündemde olduğu ilk zamanlarda, bu adı bulduğunda duygularını, “Göz yapısı ve çığlıkları ormanda kendini belli eden cinstendi. Hissettiklerimi daha güzel özetleyen bir sembol bulamazdım kendime.” sözleriyle tarif ediyor. Edebiyatı bir orman olarak niteleyen Özgüven, Lemur’un bir fark yaratacağını umarak, bu isim üzerinde emin olur.

Kültür ve sanatı önceliğine alarak, çoklu alanlarda üretim yapan dergi ekibi kurucusu Özgüven ile derginin biçimlenişini, hedeflerini ve Türkiye dergiciliğinin genel durumunu konuştuk.

Arda Özgüven

İlk olarak, edebiyatı, sanatı ya da bir düşünceyi konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergimizin yazar ve çizerler için oluşturmuş olduğu bir havuz var. Bu havuza gelen yazılar, Yazı İşleri ve Çizim Ekibi sorumlularımız tarafından incelenip değerlendiriliyor. Dergimize katılmak isteyen yazar ve çizerler lemurdergisi@gmail.com ya da editorlemurlar@gmail.com adresine çalışmalarıyla birlikte daha önce yazdıkları veya çizdikleri yerleri belirttikleri bir mail atıyorlar. Biz, bu havuza gelen mailleri değerlendirip yeni sayılarımızda kullanıyor ya da kullanılmayan çalışmalar için kendilerine üç ay içinde geri dönüş yapıyoruz. Ayrıca okurlarımızı konuk ettiğimiz bir köşemiz de bulunmakta. Bu köşeye katılmak için daha önce bu işi yapmış olmanız da gerekmiyor. Her ay lemurayaz@gmail.com adresine gönderilen okur yazı ve çizimlerini inceleyerek, bir yazı ve bir çizimi “L-Koltuk” köşemizde konuk ediyoruz. Bu köşelerimiz için gerekli açıklamaları sosyal medya hesaplarımızda sık sık paylaşıyoruz.

‘HİSSETTİKLERİMİ DAHA GÜZEL ÖZETLEYEN BİR SEMBOL BULAMAZDIM’

Lemur Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Ben 2012 yılında bir başkaldırı sonucu dijital dergiciliğe adım attım. O yıllarda bir yerel gazetede köşe yazarlığı yapıyordum. Editörümle bazı anlaşmazlıklar yaşamaya başlamış, aradaki saygıyı gün geçtikçe yitirmiştik. Yazarlarına karşı yeterince ilgili davranmadığını, işini fazla önemsemediğini görmüştüm. “Bu meslek sadece para kazanmak için yapılmamalı” dedim ve 2012 yılında yazarlık mesleğimin yanına dergiciliği de ekledim. O zamanlar başka bir dergim vardı fakat bugünkü derginin temellerini attığımı biliyordum.

Lemur’u üç yıl önce kurduğumda, edebiyat ormanının zorlu bir yer olduğunu zaten öğrenmiştim. Lemurlar gecenin ruhu, ormanın hayaleti olarak adlandırılıyordu. Türü azalsa da akılda kalan, incelendikçe anlam içeren bir hayvandı. Göz yapısı ve çığlıkları ormanda kendini belli eden cinstendi. Hissettiklerimi daha güzel özetleyen bir sembol bulamazdım kendime. Beni etkileyen de bu olmuştu. Gündüz, her şeyi güneş ışığıyla görmek mümkündü dünyada ama asıl olay geceleyin ayın karanlığında yaşanıyordu. Lemurların anaerkil bir toplum olmalarından da faydalandık mesela. Kadınların meslek hayatlarında daha özgür olmaları ve daha kolay iş bulmaları gerektiğini düşündüğüm için dergimizin tüm yönetim kadrosunu kadınlardan seçtim. Yazı işleri, editörler, çizim sorumlumuz, sosyal medya uzmanımız, benim dışımdaki grafiklerlerimizin hepsi işinde ilerlemek isteyen kadınlardan oluşuyor ve bu beni mutlu ediyor. Yazar ve çizer kadromuz arasında da başarılı kadınlar var. Dergimize gönüllü katılan bir kadının, bir süre sonra iş bularak dergiden ayrılması ve onun yerine bir başka kadının gelmesi beni çok mutlu ediyor. Zaman ilerledikçe, edebiyat dünyasına güçlü kadınlar, güçlü yazar ve çizerler kazandıran bir dergi olsun istiyorum Lemur’un.

‘EDEBİYATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ KULLANMAYA ÇALIŞIYORUZ’

İçerik bakımından ise son derece zenginiz. Türkiye’de ve hatta yurt dışında önemli işlere imza atmış, güzel isimlerden oluşan bir yazar-çizer kadromuz var. Her biri başka başka şehirlerden yazıp çiziyor; Lemur’a da bu eserleri bir gövdede birleştirmek ve tüm dünyaya ulaştırmak görevi düşüyor. Kemikleşen bir kadronun yanında, gün geçtikçe yeni isimlerle daha da güçleniyoruz. Edebiyat, sanat, sinema, tiyatro, dizi, spor ve daha pek çok alanda çalışmalar yapıyoruz. Yeni çıkan eserleri takip ediyor, sanatçılarla söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Her yıl mutlaka birkaç festivale katılıp, etkinliği raporluyoruz. Her fikirden insana hitap etmeye ve onların düşüncelerine kulak vermeye çalışıyoruz. Bize saygılı bir şekilde eleştiri yaptıklarında hatalarımızı telafi etmeye çalışıyoruz, çünkü onları önemsiyoruz. Kısacası edebiyatın birleştirici gücünü kullanmaya çalışıyoruz ve bunu yaparken de çok eğleniyoruz. Okurlarımız da böyle düşünüyor olacak ki; aktif olarak yayın yaptığımız iki yıl boyunca, bazı edebiyat sitelerinin anketlerine oy vererek bizi “Yılın İnternet Dergisi” seçtiler. Okurlarımızla birlikte daha güçlü olduğumuz bir gerçek.

‘YAZARLIĞA YENİ ADIM ATAN BİRİNİN HEYECANINA DESTEK OLUNMALI’

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Antalya’da satılan bir yerel gazeteye ilk yazı gönderdiğim günü hatırlıyorum. Çok büyük bir heyecan vardı içimde; henüz liseye yeni başlamıştım. Okul hayatım boyunca büyük ustaları okuyup araştırmış, onlar gibi başarılı olmak istemiştim. Uzun bir yazı göndermiştim gazeteye ve bu yazı çok beğenilince birkaç parçaya bölünerek yayınlanmasına karar verilmişti. Fakat ben bunu final bölümü yayınlandığında öğrenmiştim. Gazetenin sorumlusu bana haber vermeyi unutmuştu çünkü. Ve maalesef yayımlanan ilk öykümü arşivimde saklama fırsatım olamadı. Editörler, yazarlarına bunu yaşatmamalı. Yazarlığa yeni adım atan birinin o heyecanına destek olunmalı. Her kaleme alınan eser başarılı olmuyor belki ama doğru destek ile başarıya ulaşmak mümkün olabiliyor bazen. Editörlerin yazarlarına daha fazla sahip çıkması gerektiğini, yazarların ise daha gelişime açık olması gerektiğini düşünüyorum. Hızla gelişen bir dünyada üretim yapmazsak ya da işimize değer vermezsek, bir gün kaybolup gidebiliriz. Dünyanın en güçlü edebiyat arşivlerinden birine sahipken, büyük bir edebiyat çöplüğüne dönüşebiliriz -ki son zamanlarda bunu sıkça görüyoruz- ne yazık ki. O yüzden edebiyat dünyasının rekabeti bir yana bırakıp, hızla birbirine daha fazla destek olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Ormanda bir ağaç yanmışsa, onun zararı bütün canlılara dokunur ne yazık ki. Ekonomide yaşanan olumsuzluklar her vatandaş gibi bizi de etkiledi elbette. Dijital dergi olduğumuz için belki etkisi olmamış gibi gelebilir insanlara ama durum pek de öyle değil. İnternet üzerinde üretim yapmak istediğiniz zaman, bu işe bir miktar para ayırmanız gerekiyor ve bu masraflar ne yazık ki Türk Lirası ile gerçekleşemiyor. Google veya yurt dışı menşeili bir altyapı şirketi ile çalıştığımız için dövizde yaşanan çalkantılı durumun bizi de etkilediğini söylemek yanlış olmaz.

.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata veya sanata etkisi sizce nedir?

İnternet doğru kullanılırsa, insanların hayatını son derece kolaylaştırıyor aslında. Ben eskiden bilgisayar oyunlarının incelendiği, müzik gruplarının konserlerinin yer aldığı dergileri veya bilim dergilerini takip etmekten zevk alırdım ama yazarları hakkında bir bilgiye sahip olamazdım, bu kişilere nasıl ulaşabilirim, bu insanların diğer yazılarını nasıl okuyabilirdim, bilmezdim. İnternet ile birlikte hayatımıza bu fırsat da girdi aslında. Artık okurlar beğendikleri yazarlar ile iletişim kurabiliyor, onların yazılarını okuyabiliyor ve sevdikleriyle paylaşabiliyorlar. Bu hem yazar, hem de okur için büyük avantaj. Yazan kişiler için de büyük avantajı var bence. Hem emeğine hızlı bir şekilde geri dönüş almış oluyor, hem bu sayede kendi eksik yerlerini görebiliyor, hem de daha fazla kişi tarafından okunabiliyor. Kısacası internet ve sosyal medya artık hem kurumların, hem de insanların vazgeçilmez bir parçası olmuş durumda.

Ama bunun yanında olumsuzlukları da çok oldu. İnterneti bilinçsiz kullanan bazı kullanıcılar, insanlara hakaret etmenin, saygısızca eleştiri yapmanın bir hak olduğunu düşünerek hareket edebildikleri bir platforma dönüşebiliyor bazen. Günümüzde seviyeli tartışma kültürü, yerini linç kültürüne bırakıyor biraz. Bir olayın iç yüzünü bilmeden, konuyla ilgili bilgi sahibi olmadan hemen yorum yapmamak gerektiğini, insanların doğru internet kullanımı konusunda daha da bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Belki ilkokul yıllarından itibaren okul programlarına bir ders olarak eklenmesi bile gerekebilir.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Az önce de söylediğim gibi, ortaya çıkan her eser başarılı olamıyor belki ama üretmeyi denemek bizi diri tutuyor. “Dergi açayım da popülerliğim artsın, bunu yaparken de para kazanırım” fikrinde olmadığı sürece daha çok denemenin yapılması, ürettiğimizi görmek açısından mutlu ediyor beni. Elimizden geldiğince bu dostlarımızın yanında olmaya çalışıyoruz. Hatta dergimizde her ay bir fanzini tanıttığımız “Fanzin Okur” köşemiz bulunmakta. Aslına bakarsanız ben kıyaslama yapmayı pek tercih eden birisi değilim. İş kaliteli olduğu sürece, zamana karşı koyabildiğini düşünüyorum. Odanıza girdiğinizde, sizi kütüphanenizde yeni ve eski kitaplar birlikte karşılayabilmeli… Kıyaslama yapmak yerine, eskiye olan bağlarımız kopmadan yeniye ulaşabilirsek daha başarılı olabiliriz belki. Çünkü kıyaslama yapmak için aynı yaşam şartlarını, aynı kişiler üzerinde gözlemememiz gerekiyor sanki. Kıyaslama yapmadan önce; Oğuz Atay, 2019 Türkiye’sinde ne yazardı veya ne kadar Oğuz Atay olabilirdi ya da bugün okuduğumuz bir yazarı 80’lere koysak ne yazabilirdi düşünmek gerekir.

‘İNSANLAR İSİMLERİNİ YAPTIKLARI İŞLERLE ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİRLER’

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Dergiler, yazarlara ve içinde bulunan kişilere ölümsüzlüğü vaat ediyor aslında. Bugün hâlâ eski dergilere bakıp, aramızda olmayan kişileri anabiliyoruz. Âşık olduğumuz zaman sevdiğimize eski şairlerin şiirleri ile seslenebiliyor, kavgamızı Nazım Hikmet gibi savunabiliyor, Mevlana gibi ruhumuzu eğitebiliyoruz. Bunların hepsi insanlığa kazandırılmış değerlerdir ve insanlar, isimlerini ancak yaptıkları güzel işlerle ölümsüzleştirebilirler.

Yazarlar ise dergilerden çok okurlara vaatte bulunurlar. Bir okurun yüreğine, yazdıklarınla dokunabilmek ya da onun hayatında önemli bir yer kaplamak başlı başına bir mucizedir. Yazarlar, bir mucizeyi gerçekleştirmeyi vaat ederler. Başarabilirler mi? İşte bunun cevabı sadece okurda saklı sanırım.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Çok hoşuma gidiyor eskiye ait bu tür hikâyeleri okumak. Yazarların bir araya gelip dergi kurması, çizerlerin bir araya gelip karikatür dergilerini kurmaları… Bunlar hayatı canlandırıyor aslında. Bir şehir düşündüğümüzde, bu şehirde sadece bakkallar ya da sadece okullar olamaz. Bu şehrin içinde her türlü farklılık olmak zorunda. İnsanlar aradıklarını bu farklılıklarla bulacaklar. Biz tüm güzel girişimleri yakın buluyoruz kendimize ama yola çıkarken “x dergi gibi olalım” diye hiç esinlenmedik. Biz ilk gün de Lemur’duk, gittiği yere kadar da kendi ormanımızın Lemur’u olmak niyetindeyiz. Biz geçmişten gelen güzel yazarların ışıklarıyla büyüdük, 200 sene sonra da günümüz yazarlarının ışıklarıyla nice gençler büyüsün isteriz. 200 sene sonra olur da bugünlerden bahsederlerken Lemur adı geçerse, vaatte bulunduğumuz okura karşı bir mucizeyi gerçekleştirmişiz demektir.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.