Yeni şiir kitapları - 1

Yayınevlerinin ticari çıkar gözetmeden, poetik bir duruş benimsemesi son derece önemlidir. Genç şiirin nabzını tutmakta ve geleceğin şiirinin yönünü çizmekte kararlı bir tavır yüklenmiş gibi bir yol izleyen Natama etiketiyle yayımlanan şiir kitapları listesine dört yeni ismin daha yapıtları eklendi. Şiirde yenilik arayışında olanlara Natama’nın şiir kitaplarını tavsiye edebiliriz...

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

DUVAR – Nisan ayının şiirli bir ay olarak geride kaldığını kim söylese haklıdır. En azından 2019 yılı için… Nasıl olduysa nisanda şiir kitapları arka arkaya, üst üste geldi. Bu, başta şiir okurları olmak üzere, tüm okuyucu kesimin sevineceği bir durumdur elbette. Yalnızca bahar günlerinde değil, yaz günlerinde de yeni şiir kitaplarının okunmak için sırada beklemesinden mutlu olmamak mümkün mü? Bu arada, belki hangisinin daha önce okunacağı, nasıl bir sıralama yapmak gerektiği gibi sorunlar çıkabilir. Şiir okuru için böylesi soruna can feda diyebiliriz. Okudukça içinin dışının şiir olması çok şeydir. Okudukça içimiz dışımız şiir oluyorsa bu aynı zamanda içimizin dışımızın dil olması da demektir. İçimizin dışımızın imge, duyarlılık olması da demektir.

Modern Türkçe şiir ve şairleri, her halükârda umutlu ve yaşamdan yanadır. Şimdiye kadar böyle olmuştur. İçimizin dışımızın şiir olması, o nedenle içimizin dışımızın umut ve yaşamdan yana tavır olması da demektir. Şiirin dili, düşüncesi, dünyaya, hayata yaklaşımı, eleştirelliği yeni pencereler açar; başka ufuklar gösterir. İçimizin dışımızın şiir olması, içimizin dışımızın yeni pencereleri olması, başka ufuklara da bakmak demektir. Kim sakınır çok şiir okumaktan… Kim kaçar yeni şiirlerin duygusuna, düşüncesine, diline, dünyasına dahil olmaktan. Yayımlanan her, “şiir kitabı gibi şiir kitabı”nın, şiir okurunda sevinç ve merak oluşturması olağandır.

‘ŞİİR ÇEVREYLE MÜMKÜNDÜR’

Politika örgütle yapılır; sanat, edebiyat, dolayısıyla şiir de çevreyle mümkündür deyişindeki görüşü benimseyerek ve bunu şiir adına bir misyon olarak üstlenerek etkinlikler oluşturan, faaliyetler yürüten oluşumlar geçmişte olduğu gibi bugün de var. Bu çoğunlukla beğeni ve değer ortaklığıyla bir araya gelen isimlerin çıkardığı şiir dergisi ekseninde oluyor. Ama poetik anlayışı birbirine yakın şairlerin şiir kitaplarını okurla buluşturan yayınevi biçimi de söz konusu… Hatta bu yapılanmalar genellikle kısa sürede her iki faaliyeti de birleştirmektedirler.

Bir süredir hem dergisiyle hem yayımladığı kitaplarla dikkat çeken Natama için de böyle bir oluşum diyebiliriz.

Bir dergi ve yayınevinin ticari çıkar gözetmeksizin, poetik bir duruş benimsemesi; kendi okur çevresini yaratması son derece önemlidir. Natama son dönem, yeni kuşak şiirin önemli odaklarından biri; bir şiir hareketi, bir şiir grubu gibi. Modern Türkçe şiirde günümüz için yeni ufuk arayışı içinde bir oluşum olarak görünüyor. Artısı eksisi, olumlu ve olumsuz katkıları da tartışılır elbette. Ancak görüldüğü kadarıyla genç şiirin nabzını tutmakta, geleceğin şiirinin yönünü çizmekte kararlı bir tavır ve misyon yüklenmiş gibi. Şiir adına, şiir odaklı her arayışın, girişimin, faaliyetin şiire katkı sağlayacağını söylemeye bile gerek yok. Bu bağlamda, Natama’nın dergisi ve kitaplarıyla şiire katkı sağlayan önemli bir müdahalede bulunduğu söylenebilir.

‘DÖRT YENİ İSMİN YAPITLARI’

Natama etiketiyle yayımlanan şiir kitapları listesine, Mart 2019’da dört yeni ismin daha yapıtları eklendi. Nur Alan’ın “Ev Kitabı Yedinci Avaz”, Coşkan Tugay Göksu’nun “Rüyada Replay”, Ahmet Keskinkılıç’ın “Mafsal İstavrozu Bulunur” ve Abilmuhsin Özsünmez’in “Jengi” adlı kitapları Natama’nın yeni şiir kitapları. Bu sıralamayı yaparken pozitif ayrımcılık ilkesine uyduğumuzu ve listede şair kadına öncelik verdiğimizi belirtelim. Yeri gelmişken kitaplara değinirken de aynı kuralın geçerli olacağını ekleyelim.

Natama’nın yayımladığı kitapların dikkat çeken bir başka noktası da arka kapakta Enis Akın’ın şiirleri sunuş yazısına yer veriliyor olması.

Ev Kitabı Yedinci Avaz, Nur Alan, 80 syf., Natama Yayıncılık, 2019.

‘EV KİTABI YEDİNCİ AVAZ’

Yazımızda değineceğimiz ilk kitap, Nur Alan’ın “Ev Kitabı Yedinci Avaz. Alan 1981 doğumlu, şiirleri Natama, Şerhh, Akatalpa, Şiiri Özlüyorum, Duygu Çağı, Şiirden, İzafi, Japonya, Pathos, Kafagöz, Çün, Lacivert gibi birçok dergide okurla buluşmuş.

‘NAKIŞLA ŞİİR ARASINDA BİR SANAT DALI’

Enis Akın, “Ev Kitabı Yedinci Avaz”da yer alan şiirlerle ilgili kitabın arka kapağındaki sunuş yazısında şunları dile getiriyor: “Eski bir evin odalarında bizi dolaştırdığı bu denemesinde bulmamız için gizlediklerinin peşinde geziyoruz. Kadınsı bir dünyanın içlerine şiir ve düzyazılardan oluşan mahrem bir yolculuk. Nakışla şiir arasında bir sanat dalı olsaydı bu kitabı o hizaya yazmak gerekirdi.”

Şiirde biçimle uğraşmak elbette ki içerikle de uğraşmaktır. Nur Alan da şiirlerinde biçim uğraşını öne çıkararak dile getiriyor meselesini. Alan’ın temel meselesinin “ev” olduğunu söyleyebiliriz; “ev” yani “iç” de diyebiliriz. Evlerden bir ev seçip deyim yerindeyse içeride karış karış dolaşıyor ve dilinin merceğinden içeriyi okura anbean izlettiriyor adeta.

#ev korkudur #çocuk büyütür dandini
#ev biraz anne biraz hapis ve sokağın değili olarak #ev
takvimdir dökülür yaprak dastana
yazgıdır bozanı kanar

senin benim canımdan
#ev gider götürmediği yere bostana
#çocuk bellieves in #ev ne gösterse camından
lahana

Enis Akın’ın deyişiyle “bu denemeleri”, günümüz şiirindeki yönelimleri anlamak açısından da şiir okurunun merak etmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Rüyada Replay, Coşkan Tugay Göksu, 84 syf., Natama Yayınları, 2019.

‘RÜYADA REPLAY’

Değineceğimiz ikinci kitap Coşkan Tugay Göksu’ya ait. Göksu’nun kitabı “Rüyada Replay” adını taşıyor. Kitabı ikinci sıraya koyarken dörtlü arasındaki en genç isim olmasını dikkate aldık. Göksu 1992 doğumlu ve “Rüyada Replay” ilk kitabı. Anladığımız kadarıyla Coşkan Tugay Göksü şiirin okuruyla daha önce buluşmamış.

Göksu oyuncu bir şair izlenimi veriyor. Buradaki “oyuncu” ibaresi, örneğin “oyuncu kedi” sözündeki “oyuncu” gibi daha çok. Yeniden, yeniden, yeniden oynuyor, oynatıyor mu diyelim. Oynarken, oynatırken oymak mümkün aslında. Yerine göre oyun verili hayatın, verili dünyanın, verili anlamların, verili dilin, verili şiirlerin içini, altını oyar pekâlâ.

“Rüyada Replay” dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm “Alelade Bir Ruhun Sevgi Nöbetlerini Tek Ediş Hikâyesidir”, ikinci bölüm “Balonlar Uçuyor”, üçüncü bölüm “Bekleyiş” ve dördüncü bölüm “Kesik” başlığını taşıyor.

‘KASLI BİR ŞİİR KARŞISINDAYIZ’

Enis Akın, “Rüyada Replay” için şunları yazıyor: “Coşkan Tugay Göksü’nun ilk şiir kitabı olmasına rağmen bir ‘tekrar’dan bahsetmesi, ‘ilk olanı bir tekrar olarak adlandırması öncelikle bir cüsseye işaret ediyor. Kaslı bir şiir karşısındayız. Müthiş bir enerjisi var Göksu’nun. Anlatmak, göstermek istediği bir şey, bir yer var. Oraya gitmek içinse kimse elimizden tutmuyor. Bu kitapta bir kurtarıcıyla değil, monolog içinde bir şairle karşılaşıyoruz.” Akın’ın “kaslı bir şiir” ifadesi, bir anlığına şiirden değil de bir matadordan mı söz ediliyor acaba düşüncesi yaratmıyor değil. Ancak Akın’ın kastı yazının tamamı ve bağlamı içerisinde yerli yerine oturuyor. Enis Akın’ın “kaslı bir şiir” ifadesiyle Göksu için duygu, düşünce yönünden olduğu kadar fiziki olarak da dayanıklı, yani biçimsel sorunları büyük ölçüde çözümlemiş, biçem arayışını bir karara bağlamış, kısaca genç bir isim olarak şiirsel dil engelini aşmış demeye getiriyor sözünü. Şiirleri okuyunca Akın’ın tespitlerinin yerinde olduğu kanısına varıyoruz. Genç bir ismin şiirlerini irdelerken dil, biçim, biçem arayışlarına, bu sorunlarla nasıl başa çıktığına dikkat çekilmesi önemlidir. Şairliğin hangi aşamasında olursa olsun, dil bilinci olmayan birinin şiirlerinde başka sorunları çözümlemesi dolayısıyla şiire ulaşması mümkün değil.

“Rüyada Replay” yeni sözcükler, yeni söyleyişler, yeni seslerle, varlık ve varoluş sıkıntısına yeni bakışlar getiren, yeni duygu ve düşüncelerle kurulan bir şiirler toplamı diyebiliriz. Kitabın ilk şiiri “Taş Takılmış Hüznüne İnsan Bağdaştırması” şiirinden bir bölüm aktaralım:

Hâlâ mutlu olduğumu sandığım günlerde oturup
Hayali ve umut dolu şeyler yazamazdım
İrade mirasından yağmaladığım kendim acayip bir insandır
Boğulmuşluğum artık içime işlemiş bir hastalık
Yeniden doğmak saldırısından kaçırdığım gün aklımı
İyi şeyler söylemek zahmetinden arındım

Bir gitmek bulacaktım kendimde, kayboldu
Evi de henüz satmamıştım üstelik
Eskilerden kalma musiki uğultusunda sabaha dek
Beyhude kan akışları iyi öpüşmeleri tüketti
İlk celsede bir ileri tarihi boşadım
İthal üzüntülerim ucuza patlıyordu çünkü
Düzenli bir minyatür gibi geliyorum
Bana benden uzak bakınca
Gideceğimle geldiğim yer arasında sıkışmışsam
Komplike zamanın ihtiyaçlarını filan karşılayamam
Ben bu gidişle cenneti boylarım

‘ŞAİR ATINI SEVGİLİNİN BALKONUNA ÇIKARIYOR’

Postmodern kültür artık doğrudan doğruya sanat yapıtlarında, dolayısıyla şiirde de içselleşmiş durumda. Modern şiirin şairi örneğin bir aşk şiirinde eğer serenat yapacaksa atını sevgilisinin balkonunun altına bağlıyordu, Günümüzün postmodern şiirlerindeyse şair atını sevgilinin balkonuna çıkarıyor. Üstelik içerde bir sevgilinin olup olmaması pek önemli değilmiş gibi de bir durum yansıyor şiirlerden. Her şey içerdeki içinmiş gibi, ama aslında şov toplanan kalabalığa yönelik. Balkon ya da şiir, bir sahne sanki; şov sahnesi “Rüyada Replay”deki şiirler ilk şiirin, devamı değil de değişik katmanları gibi. Farklı versiyonları denebilir belki. Replay sonucu elde edilmiş farklılıklar gibi…

Çünkü esasında tekrar da hiçbir zaman aslının tekrarı değildir. Kitaptan bir şiir daha okuyalım. Alıntımız “Phonenix” başlıklı şiirden:

ahmak!
ölürsen annene ayıp etmiş olursun
bence içine çiçek filan dik sen. bence ördek filan besle
okula kaçır bacaklarını, inan.
ücüncü kata bak.ordayım.
beni görünce lacivert mi olmalısın. beni görmeliyim gitti.
lacivert olmalıyım. nereye? nasılsın? devamı gelmiyor.
otur. ağlama. bayılmak üzere olabilirsin. hayır. nasılsın?
lacivert olmalıyım. gitti. ben görmeliyim seni. gitti.
gelmez bir daha. cenaze töreninde bir bordo araba
gitti ile geliyor. nasılsın. soru.
beni görmeliyim. görüşebilirsiniz. ani geçişler oluyor. kendimi yitiriyorum. aklımı seveyim.

Yeniden doğmak önemli. Tekrarın bir tekrar olmadığı bilinci de az şey değil. Bir şair olarak her şiirin sonunda yeniden doğmak için ölümünü göze alan Edip Cansever’i de yeri gelmişken analım. Modern Türkçe şiirde ilk “Phonenix” başlıklı şiirin de ona ait olduğunu belirtelim ve o şiirin son dizelerini anımsayalım:

Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

Coşkan Tugay Göksu, şiirin geleceğinde önemli bir isim olabilir. Şiir okurunun “Rüyada Replay”ı bir işaret fişeği olarak dikkatini çekecektir.

Mafsal İstavrozu Bulunur, Ahmet Keskinkılıç, 64 sayf., Natama Yayıncılık, 2019.

‘MAFSAL İSTAVROZU BULUNUR’

Natama etiketiyle Mart 2019’da okurla buluşan dört kitabın üçüncüsü “Mafsal İstavrozu Bulunur” adını taşıyor. “Mafsal İstavrozu Bulunur”, 1989 doğumlu Ahmet Keskinkılıç’ın ilk kitabı. Şiirlere geçmeden önce Enis Akın’ın kitabın arka kapağında yer alan sunuş yazısına bakalım: “Ahmet Keskinkılıç, kişisel kırılmaların kıramadığı bir yerden ve Türk şiirinden söz alıyor. Eksiklerinin farkında, yaşadığı çağa ait, durduğu yeri ve nereye gitmek istediğini bilen bir şiir. Çiğliğini yakın bir süre önce bırakmış (ya da yitirmiş), kavrulmuş bir şiiri var Ahmet Keskinkılıç’ın. Mafsal istavrozu otomobilde motor hareketini tekerleklere iletmek için kullanılan, farklı eksenlerdeki iki milli birbirine bağlayan parça. Bu kitaptaki şiirlerde kelimelerin ilişkisi bazen bir mafsal istavrozuyla bazense raylı sistemlerdeki bir makasla ayarlanır gibi. Şiirlerdeki hareket birbirine akıyor, bir mafsal istavrozuyla.”

Keskinkılıç’ın kitabının başına alıntıladığı Baudrillard’ın sözündeki gibi eğer gerçek bir daha asla geri dönmeyecek”se ne olacak…

DÜŞLERDEN EL ALAN YENİ BİR GERÇEKLİK’

Kaybedilmiş gerçeğin peşinden gitmek yerine olduğu yerde, gerçeğin izinde, gerçekten geri kalanlardan, düşlerden el alan bir yeni gerçeklik oluşturmak da mümkündür. Denenebilir, Keskinkılıç deniyor. Örneğin kitabın ilk şiirinde iki dakikayla, yani dakika farkıyla, demek zaman farkıyla kaybetmenin kederini okuyoruz. Şu dizeler “Adını Ne Koyalım” başlıklı şiirden:

İmzaya ihtiyaç duymayan şiirler yazmak istedi
Ve başardı da inanılmaz gelebilir
Defterinde çanak biriktirdi, allah’a inanmadı imgeye inandı,
kelimeye inandı ve
bazen
Aynalarda ve başka yüzlerde aynı şeyi gördükçe, anlam
artık bir kemik oldu.

-iki dakka daha dayansan kazanmış be olum!

Zekice dalga geçmek şiirde de olabilir ve böylece söze hem derinlik hem de genişlik kazandırmak mümkündür. Keskinkılıç ironiye, kara mizaha yakın görünüyor. Geçmişin birikimiyle de ilişki içinde. Geçmişten bugüne yakın durduğu, etkilendiği şiir çizgisini de açık etmekten çekinmiyor. “Şey Divanı” başlıklı şiirde bunu daha belirgin biçimde fark ediyoruz. Ece Ayhan’a ilgisi etkilenme endişesini aşmış biçimde diyebiliriz. Şu dizeler sözünü ettiğimiz şiirden:

Şeye çıplak girişen yarım açık ağızdan dökülü ses
Bu gözle ne görülür bu kalple ne durulur tam burada
Ağla görgülü bırakılmışlığın gölgesinde
Şeye çıplak girişen yarım açık ağızdan dökülü sese ver kulluğunu

‘ŞİİR ADINA NE KALACAK?’

Umarız birileri Ahmet Keskinkılıç’ınki de dahil Natama’nın şiir kitaplarını daha geniş kapsamlı bir incelemeye, değerlendirmeye tabi tutar. Bugünden şiir adına ne kalacağını merak etmemek mümkün değil.

Ahmet Keskinkılıç dünyaya nasıl bakıyor, hayatı nasıl okuyorsa şiirini de öyle yazdığını düşündürüyor. Örneğin Mustafa Irgat’ın kitabının (“Ait’siz Kimlik Kitabı”) adını çağrıştıracak biçimde Keskinkılıç’ın “Sipsi Majör” başlıklı şiirinde yer alan “aitsiz hinlik kitabı” dizesi onun, aynı zamanda neyi, nasıl okuduğunu da gösteriyor.

Ahmet Keskinkılıç gibi ifade edecek olursak “Mafsal İstavrozu Bulunur” “Defans ağırlık”lı ya da defansa daha çok önem veren şiirlerden oluşuyor. Ama hücum da düşünüyor. Dolayısıyla golü de arıyor. Üstelik hiç de yalnızca kontrataklarla sonuç arayan, şişirme toplara güvenen bir anlayışı yok. Oyun kuruyor, oynuyor ve amacına öyle ulaşmak istiyor. Son alarak “Mafsal İstavrozu Bulunur”un da okuma listesine eklenecek şiir kitaplarından olduğunu belirtelim.

Jengi, Abilmuhsin Önsönmez, 68 syf., Natama Yayıncılık, 2019.

‘JENGİ’

Natama tarafından, yazımıza konu ettiğimiz diğer üç kitapla aynı tarihte yayımlanan “Jengi”, Abilmuhsin Özsönmez’in imzasını taşıyor. Abilmuhsin Özsönmez 1974 doğumlu ve şiir okurlarının yabancısı olmayan bir isim. Özsönmez’in şiirleri daha önce Afro, Çün’, Diri Ozanlar Derneği, Fin, İzdiham, Japonya, Karangu, Tezgâh, Yalnızlar Mektebi, Yeni Yol, Yokuş Yol’a gibi dergilerde yayımlanmış.

“Jengi”nin arka kapak yazısında Enis Akın, kitabı şöyle değerlendiriyor: “Kitabın ilk şiirinde ‘Başka matematiğim yok gülümsemeliyim’ diye yazan Abilmuhsin Özsönmez’in şiirden anladığı belki de ölümün suratına arlanmaz ve acı bir gülüş fırlatmaktır. Jeng bir renk, bir yeşil tonu, bakır küfü yeşili. Hem baharın hem de musalla taşından akan suyun rengi. Hem zehir hem de hayat; bu ikisi arasında yaptığı step dansıyla Abilmuhsin Özsönmez’in ilk şiir kitabı Jengi, sonuçta hayat tarafında ayağını yere daha uzun basıyor ve yaşamaya dair geniş yürekli bir ithaf içerdiğini açık ediyor.”

Yazısında Enis Akın’ın da işaret ettiği şiirden bir bölüm okuyalım:

Sündüğü vakit yelkovan akrep sevişmesi
mırıldanırım adının kamuya kapalı harflerini,
biçimi restore eder bu kaparo ‘hiç’ eder ağzın
ağzın ne güzel olur göğü ve göğsümü rehabilite eder
bu tereddüt en güzel kuşta durur

başka matematiğim yok gülümsemeliyim
sapasağlam atları vurdurtur olasılığın
çatlağıma sıvadığım medetin mağlubi rengi
istila eder aynamdaki haritayı

“Jengi”nin anlamının yeşil renk, yeşilin tonlarından biri olduğunu belirtiyor Enis Akın. Şiirler de öyle. Abilmuhsin Özsönmez, yaşantının, bilhassa yaşayan yönelerini, diri taraflarını taşıyor şiire. Ölüme karşı bir direniş, bir derleniş seçeneği olarak sarılıyor o yeşile diyebiliriz. Kitaptan bir şiir daha aktarmak istiyorum. “Jilliyetçilik” başlıklı şiirden:

bilginindir neşter hançer aşkın
jilet senin

Yüzüyorum bu deniz patlayacak bu kulaçlar senin
sıçrayarak su değil kan
verilen kan değil su
yüzüyorum denizi anlamdan
bu sağırlık senin
ustura kılın kılıç Ali’nin
jilet senin

“Jengi”nin biraz gecikmiş bir kitap gibi durduğunu belirtelim. Şiirlerin biçim ve biçimsel özellikleri, bazı motifler bu izlenimi uyandırıyor. Ancak ne yazık ki şiirler yazıldıkları süreçle eş zamanlı olarak kitaplaşamıyor artık. O nedenle de anakronik çelişkiler oluşuyor. “Jengi” için gecikmiş izlenimi uyandırıyor dedik, ama anakronik bir kitap olduğunu söyleyemeyiz. Şiirlerin bugünü olduğu kadar geçmişi ve geleceği de kuşatan dil, imge yapısı ve içerik kurgusu dikkat çekiyor. Bu özellikteki yapıtların zamana karşı da sağlam durduklarını biliyoruz. “Jengi”yi şiir okuru gözünden kaçırmayacaktır.

Enis Akın ilk kitabı “Hiç Ama Birini” ile bir çizgi çekti ve zaman içinde o çizgiyi genişletip derinleştirdi. Görüldüğü kadarıyla yeni kuşaklar da Enis Akın’ın antilirik, deneyselci şiir çizgisine yakın olmak istiyorlar. Bu yerleşik olanı huzursuz, rahatsız eden şiir çizgisinin genç kuşaklarda karşılık bulmasına aslında hiç de şaşırmamak gerekir. Çünkü gençlik evcilleşmemiş olanı ve olmayı daha çok benimsekte.

Şiirde yenilik arayışını önemseyenlere seçenek olarak Natama’nın şiir kitaplarını da tavsiye edebiliriz.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).