Hayat devam ederken, hayat bitiyordu

Maile Meloy’un “Tek İstediğim Her İkisi Birden” adlı kitabı Yüz Yayınları tarafından, Şahika Tokel çevirisi ile yayımlandı. Meloy’un öyküleri genel olarak ilişkileri konu ediyor ancak pek çok başka meseleleri de düşünmemize sebep oluyor. Tüm bunlar bir şekilde hayatta var, aldatmalar, âşık olmalar, başka arzular, hazlar ve bir yanda devam eden bir hayat. Belki de asıl sorun aile kurumu ile birlikte dayatılan tek eşliliktir biraz da bunun üzerine düşünmek gerek.

Emek Erez  emekerez@gmail.com

Aile, aşk, arkadaşlık ilişkileri üzerine düşünmek önemli görünüyor. Çünkü bu ilişkiler küçük olandan topluma doğru yayılan bir durumu imliyor. Bahsettiğimiz ilişkilerde hayır diyememek, sadakat, bağlılık, eşitsizlik gibi faktörler devreye girdiğinde iş daha da karmaşıklaşıyor. Çünkü bireyin tepkisini belirleyen durumlar sadece onu ilgilendirmiyor, toplumsal gözetimi de devreye sokuyor. Bunu yaparsam ne olur, başkası ne der, hayat nasıl devam eder? Gibi pek çok soru bireyin peşini bırakmıyor. Böyle bir durumda kişi için hayat daha çok ödün verdiği, kendisinden vaz geçtiği ve zorunlu olarak sürdürdüğü ilişkiler anlamına gelebiliyor. Bu zorunlu sürdürüş genellikle iki tarafa da zarar veriyor bir süre sonra devreye güç çekişmeleri giriyor.

Maile Meloy’un “Tek İstediğim Her İkisi Birden” adlı kitabı bu bahsettiklerim üzerine bir kere daha düşünmeme sebep oldu. Yüz Yayınları tarafından, Şahika Tokel çevirisi ile basılan kitapta, yazarın öyküleri bir yandan ikili ilişkileri, aileyi, aşkı sorgularken diğer taraftan devam eden hayatın karmaşasına gönderme yapıyor. Sürüp giden bir hayat var ama ölen bir hayat da var. Biz kendimize ait bir hayat içerisinde kaybolmuşken bir yanda nehirler yok oluyor ve mesela balıkların hayatı bitiyor. Veya çalıştığımız bir iş dünyaya, yaşam alanımıza zarar veriyor ama biz bile bile devam ediyoruz çünkü sürdürmemiz gereken ilişkiler bize bunu dayatıyor. Yani ikili ilişkiler gibi yaşamla ilişkimiz de bir yanda zoraki bir sürdürüş, diğer yan da zarar veren, çürüten, öldüren bir yerde duruyor ve geçen her gün hayata dair olanı tüketiyor.

Maile Meloy

HAYATA KARŞI CESUR OLMAK 

Meloy’un öyküleri hayatın çelişkisini ilişkiler üzerinden anlatırken, bireye de sorumlulukları olduğunu hatırlatıyor. Evet, hayat her zaman istediğimiz gibi gitmiyor ama belki bizim de hatamız vardır diye düşündürüyor. Örneğin, bu bağlamda yazarın, “Tatlı Rita” adlı öyküsüne bakabiliriz. Karakterin yaşadığı bölgeye yapılan Nükleer santral, çocukluğunu geçirdiği, anılarını biriktirdiği yere zarar verirken, karakter (Steven) yapacak bir şey bulamamanın ki -çok aradığı da söylenemez- etkisiyle bu santralde çalışmaya başlıyor. Oysa çocukluk belleği santralin en çok zarar verdiği nehirdeki anılarla dolu. Steven aynı zamanda bir kadına âşık fakat ona aşkını itiraf edemeyince sevdiği kadın en yakın arkadaşıyla birlikte oluyor. Bu karakterin öyküsünün bize söylediği şey hayata karşı cesaretsiz tavır almakla ve ilişkileri kaybetmemekle ilgili bana kalırsa. Çünkü yapabileceği başka işleri düşünmeden, kendisini santralde çalışmaya mecbur bırakması ve sevdiği kadına aşkını anlatamaması, arkadaşıyla olan ilişkisine zarar vermeme isteği adına kendi hayatına sahip çıkamaması tavırla ilişkileniyor. Oysa sonradan kadının da ondan hoşlanıyor olabileceğini düşünüyoruz. Burada öznenin tutumu onu istemese de yaşamak zorunda kaldığı bir hayatı sürdürmeye itiyor. Bir yandan çocukluğunu geçirdiği kasabanın yok oluşuna müdahil oluyor, diğer yandan arkadaşıyla sevgilisinin ilişkisine tanık konumunda yer alıyor. Bu da bize şunu söylüyor ki yanlış gidene dur demezsek, diğer bir olasılık olabileceğini es geçersek, olmasını istemediğimize ortak oluruz. Steven için durum bu ama onunki maalesef çoğumuzdan bağımsız değil ve bunun kısaca ifadesi, hayat devam ederken hayatın ölümüne seyirci kalmak, ona cesaret etmemek anlamını taşıyor.

Tek İstediğim Her İkisi Birden, Maile Meloy, çev: Şahika Tokel, 182 syf., Yüz Kitap, 2019.

HAYIR DİYEMEMEK 

Marie Haddou şöyle söylüyor: “Aile ilişkilerine özgü koşullar nedeniyle, çoğunlukla ana, babaya, kardeşlere ve ailenin diğer üyelerine hayır demek zordur. Genel olarak, aile üyeleri (geniş anlamda) bizi doğduğumuz günden beri tanırlar. Bizi, emerken ya da emeklerken, oynarken, birlikte tatildeyken veya sadece resimlere bakarken hatırlarlar. Aynı şekilde ana babamızı bizden önce tanımışlardır. Kısaca, hakkımızda bizim hatırlamadığımız özel bilgilere sahiptirler” (2017: 55). Bu durum aile ilişkilerini diğer ilişkilerden ayırırken başka bir şeye neden oluyor o da hayır diyememek. Çünkü aileye dair hayır, bir anlamda toplum tarafından onayın kaybı ve yine Haddou’nun deyimiyle: “bizzat ailenin reddi gibi algılanabilir”(2017: 157). Maile Meloy’un “Tek İstediğim Her İkisi Birden” adlı kitabında bu hayır diyememe durumuna ve aile içi ilişkilerin bireyin yaşamına etkisine odaklanan öykülerle de karşılaşıyoruz. Örneğin: “Casus Casusa Karşı” adlı öykü bunlardan biri. Pek iyi geçinemeyen, farklı şeylerden hoşlanan, hayata başka pencerelerden bakan iki kardeşin konu edildiği metinde, ağabey, kardeşin biraz da emri vaki yaparak kayak tatili davetine, eşinin ve kızının da etkisiyle hayır diyemiyor. Ve bunun sonucunda devamlı inatlaşmaların, birbirine kendisini kanıtlama çabalarının, güç çekişmelerinin ortaya konduğu bir durum ortaya çıkıyor. Birbirinden neredeyse nefret eden iki kardeş, küçük kardeşin aileler bir arada olmalı diyen sevgilisinin ısrarıyla ortak bir alanı paylaşmak zorunda kalınca, durum aslında zoraki sürdürülen aile içi ilişkilere örnek hâline geliyor. Oysa hayır demek böyle durumlarda kurtarıcı olabilir ki bu bence zoraki bir ortaklıktansa “kirpi mesafesi” almanın daha iyi olacağının da göstergesi olur. Çünkü hayır demek karşındakini sevmediğin, onu reddettiğin anlamından çok hem karşı tarafa hem de kendine duyduğun saygı anlamına gelebilir. İlişkilerdeki zorunluluk sadece öznenin kendisini değil etrafını da tedirgin eden, üzen, sıkıntıya sokan bir durumdur genellikle ve bu nedenle Maile Meloy’un bu duruma gönderme yapan öyküleri bizi konuya dair düşünmeye itebilir.

GÜVENLİ ALANI KORUMA

Maile Meloy’un öykülerinde öne çıkan bir diğer tema arada kalma, sadakatsizlik ve bağlılık. Hazlarına karşı koyamayan ancak konu yüzleşme kısmına gelince yan çizen karakterlere sıklıkla rastlıyoruz kitapta. Çünkü bu tarz durumlarda yüzleşme, konforlu alandan uzaklaşma, acıya, kavgaya göğüs germe anlamı içeriyor. Örneğin Meloy’un “Çocuklar” adlı öyküsünün karakteri Fielding ne sevgilisi ile ne karısı ile yüzleşebiliyor. Bir yanda huzurlu, güven veren bir hayat diğer tarafta belirsiz bir hayat. Hangisini tercih edeceğini bilememek, çelişkiler, sıkıntılar. Ancak genellikle tercih edilen bahsettiğimiz öykünün şu cümlelerinde gizli: “Karısına sarıldı, kendisini güvende ve sağlam olan her şeye demir atmış gibi hissetti ve bunları nasıl da çarçabuk bırakıp serbest kalabileceği bilgisini kendisine sakladı.” Bu öykünün konusu, Passini’nin “güvenlilik uğruna tek eşlilik” olarak tanımladığı durumu çağrıştırıyor. Yazar bunu açıklamak için kunduzları örnek veriyor. “Bir kunduz için çevreyi tanımak çok önemlidir ve yer değiştirmek çok tehlikelidir. Bu örnekte bölgesellikle tekeşliliği bir araya getiren sıkı bir bağ var. Bu tür bir ‘sosyal tekeşliliği’ ortak bir bölgeyi korumak için işbirliği yapan balıklarda da görüyoruz. Bu, aslında insanların gayet iyi bildiği ve iki kuşak öncesi önce en azından kırsal bölgelerde hâlâ uygulanan bir yöntemdi” (2017: 29). Aile kurmak aynı zamanda bir sosyal ilişkiler ağı örmek anlamına geliyor bu ilişkiler hayatın birçok noktasında belirleyici bir hâlde. Kişiler için bu güvenli bir alan yaratıyor, tanıdıklık, bilindik olunan ortamı koruma hissi çoğu zaman ‘yabancı’ olana gitme cesaretinin önünü kesiyor. Bu nedenle “Çocuklar” öyküsünün karakteri Fielding’in tavrı biraz da bununla ilişkilenebilir ve bu arada kalma hâlini de açıklayabilir.

Maile Meloy’un öyküleri genel olarak ilişkileri konu ediyor ancak pek çok başka meseleleri de düşünmemize sebep oluyor. Tüm bunlar bir şekilde hayatta var, aldatmalar, âşık olmalar, başka arzular, hazlar ve bir yanda devam eden bir hayat. Belki de asıl sorun aile kurumu ile birlikte dayatılan tek eşliliktir biraz da bunun üzerine düşünmek gerek.

“Tek İstediğim Her İkisi Birden” İlişkiler ekseninde hayatı ele alıyor. Vazgeçmeler, bir şeyi başarmaya çalışırken başka bir yerde yıkıma yol açmalar, serzenişler, öylesine sürdürmeler, güvenli alanda kalmalar ve tüm bu gürültünün ortasında hayatı öğrenmeye çalışan çocuklar. Konuşulmayanlar, yüzleşilemeyenler, içe atılan, kalpte saklananlar. Kısacası, yaşamın ortasında duran konular. Meloy’un öyküleriyle bir kere daha tüm bu ilişkiler çıkmazına, aile kurumuna bakma fırsatı buluyoruz. Konuya meraklı okurun ilgisini çekecektir diye düşünüyorum.

Kaynaklar

  • Haddou, M., (2017), “Hayır Demeyi Bilmek, ‘Sağlıklı Sosyal İlişkiler İçin Reddetmeyi Öğrenmek’”, (Çev. Maide Selen), İstanbul: İletişim.
  • Passini, W., (2017), “Sadakatsiz Aşklar, ‘Aldatmanın Psikolojisi Üzerine’”, (Çev. Can Belge), İstanbul: İletişim.

Emek Erez kimdir?

"Yaşam kitap ve sinema üzerine çeşitli portallarda karalamacı".