Özne Genel Yayın Yönetmeni Günay: Dergicilik paylaşımcı, insancı ve devrimci bir damardan besleniyor

Felsefe dergisi Özne'nin kurucusu ve yayın yönetmeni Mustafa Günay ile Türkiye dergiciliğini konuştuk. Günay: "Ülkemizde dergicilik önemli bir tutku ve gelenek olarak düşünülebilir. Zaten dergicilik ayrı bir tutku, bir düşünce temeli de var ama işin duygu boyutu da küçümsenemez. Bu noktada dergicilik biraz da paylaşımcı, insancı ve devrimci bir damardan besleniyor diyebilirim."

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 2004 Ocak-Şubat ayından itibaren yayımlanan Özne felsefe dergisi, felsefe konusunda üreten, yaratan kişileri, özneleri buluşturan bir ortam olma iddiası taşıyan; akademisyenleri ve üniversite dışından kişileri de bünyesinde bulunduruyor. Kuruluşundan bugüne, özel sayılarıyla dikkat çeken Özne, 4. sayısında ünlü filozof Kant’ın 200. ölüm yıldönümü nedeniyle onun felsefesini ele alan yazılara yer verirken, 2005 yılında çıkan 5. sayıda “Türkiye’de Felsefe” konusunu ele aldı ve bugüne kadar çıkan her sayıda belirli bir konuda özel dosyalara yer verdi.

“Felsefe alanında önemli ve pek fazla işlenmemiş temaları ve sorunları ele almaya çalışıyoruz. Kimi zaman da toplumsal-kültürel ve siyasi gündemin ve güncelliğin arka planına felsefe gözüyle bakmaya çalışıyoruz” iddiasıyla ortaya çıkan dergi çevresinden, kurucusu ve yayın yönetmeni Mustafa Günay ile bir araya geldik. Türkiye dergiciliğini, Özne’nin varoluş sebeplerini ve dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk.

Mustafa Günay

İlk olarak, felsefeyi ya da diğer bilim disiplinlerini konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergimizin felsefe çevrelerinde bilindiğini düşünüyorum. Dergiyi tanımayanlar da ya kitapçılarda karşılaşıyorlar ya da internet ortamında rastlamış olabiliyorlar.

Özne dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Bu soruya cevap olarak Özne dergisinin ilk çıkışından bugüne kadarki sürecinden söz etmem yerinde olur. Özne, kuruluşundan bu güne çeşitli özel sayılarıyla dikkati çekti. 4. sayıda ünlü filozof Kant’ın 200. ölüm yıldönümü nedeniyle onun felsefesini ele alan yazılar ağırlıktaydı. 2005 yılında çıkan 5. sayıda “Türkiye’de Felsefe” konusu ele alındı ve bugüne kadar çıkan her sayıda belirli bir konuda özel dosyalara yer verildi. Bu dosyaların konuları şöyle sıralanabilir: felsefe-edebiyat ilişkileri (6. sayı, 2006), nihilizm sorunu (7. sayı, 2007), Türkiye’yi düşünmek (8. sayı, 2008), akıl (9. sayı, 2009), bunalım (10. sayı, 2010), Aristoteles özel sayısı(11-12. sayı, 2011, Edit. Hatice Nur Erkızan), Felsefe ve günümüz sorunları(13. sayı, güz 2011, Edit. H. Haluk Erdem), Jean Baudrillard sayısı(14. sayı, bahar 2011, Edit. Oğuz Adanır), “Siyasetin Aynasında Türkiye” (15. Sayı, Güz 2011, Edit. Ali Osman Gündoğan).

Son yıllardaki sayıların konusu ve editörleri şöyle sıralanabilir:

16. Kitap, Bahar 2012, Heidegger özel sayısı, Edit. Zehragül Aşkın
17. Kitap, Güz 2012, Rousseau, Edit. H. Haluk Erdem-Mustafa Günay
18. Kitap, Bahar 2013, Feminizm ve Felsefe, Edit. Hatice Nur Erkızan-Aylin Çankaya-Esra Çağrı-Yasemin Akış
19. Kitap, Güz 2013, Albert Camus, Edit. İsmail H. Demirdöven
20. Kitap, Bahar 2014, Sinema ve Felsefe, Edit. Oğuz Adanır
21. Kitap, Güz 2014, Felsefi Bir Sorun Olarak İnanma, Edit. Uluğ Nutku
22. Kitap, Bahar 2015, Nermi Uygur, Edit. Betül Çotuksöken
23. Kitap, Güz, Tarihe Felsefeyle Bakmak, Edit. Doğan Özlem
24. Kitap, Bahar 2016, Platon, Edit. Birdal Akar
25. Kitap, Güz 2016, Kierkegaard, Edit. Yasemin Akış Yaman,
26. Kitap, Bahar 2017, Türkiye’de Felsefenin Yüzyılı, Edit. Betül Çotuksöken
27. Kitap, Güz, 2017, Hegel, Edit. Çetin Türkyılmaz
28. Kitap, Bahar 2018, Doğumunun 200. Yılında Marx, Edit. Doğan Göçmen
29. Kitap, Güz 2018, Stoa Felsefesi, Edit. Hatice Nur Beyaz Erkızan.

Bahar 2019 sayımızın konusunu ise, “Medeniyet Tasavvurları” olarak belirledik. Bu sayının editörü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Felsefe bölümünden hocamız Hüseyin Gazi Topdemir. Medeniyet, uygarlık, kültür kavramlarını ve bunlarla ilişkili sorunları irdeleyen yazıları bekliyoruz. Merak edenler derginin blogundan daha ayrıntı bilgi edinebilirler.

Aristoteles özel sayısından itibaren her sayının editörlüğünü, ülkemizde konuyla ilgili çalışmaları olan ve alanında uzman hocalarımız ve arkadaşlarımız yapmaktadır. Her sayıda daha nitelikli ve daha iyi bir dergi için çalışıyoruz. Akademik nitelikli olmakla birlikte, felsefeye ilgi duyanların da ilgiyle okuyabileceği bir düzeyi yakalamaya çalışıyoruz. Çünkü felsefenin yalnızca akademinin duvarları ve sınırları içinde kalmayıp, insana ve hayata yönelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Felsefe elbette her sorunu çözmez, her derdimize kolay çözümler de önermez. Ama felsefe olmadan da, yaşadığımız kültür ve toplum sorunlarını, insanımızın varoluş sorunlarını anlama ve değerlendirme imkânı bulamayız.

Felsefe alanında önemli ve pek fazla işlenmemiş temaları ve sorunları ele almaya çalışıyoruz. Kimi zaman da toplumsal-kültürel ve siyasi gündemin ve güncelliğin arka planına felsefe gözüyle bakmaya çalışıyoruz. Felsefe, insanın yüzyıllar boyu tartıştığı ve yanıtını aradığı bazı temel/sürekli sorularla uğraştığı kadar, bugün yaşayan insanın karşılaştığı sorunlarla da ilgilenmek ve içinde yaşadığımız ülkenin ve dünyanın sorunlarıyla yüzleşmek durumundadır. Bu bağlamda dergilere önemli görevler düştüğü de söylenebilir. Gazetelerde ve ekranlarda dile getirilen olayların ve sosyal gerçekliğin, kavramsal, düşünsel ve eleştirel bir çözümlemesini, yorumunu ve değerlendirmesini yapmak, düşünce, sanat ve bilim insanlarına düşen bir sorumluluktur.

Dergilerin ortaya çıkması kadar önemli bir konu da okuruna ulaşabilmesidir. Bu nedenle yetişkinler ve eğitimciler başta olmak üzere okuma kültürünün güçlendirilmesi, teşvik edilmesi gerekiyor. Okuma kültürünün güçlenmesi aynı zamanda yazma, yaratma ve kendini ifade etme ve kendini gerçekleştirme kültürünün de güçlenmesi demektir. Bu nokta da dergilerin, düşünme ufkumuza farklı pencereler açtıklarını söyleyebiliriz. Özne dergisi de olanaklar ve koşullar çerçevesinde düşünce dünyamızda farklı pencereler açmaya ve ülkemizde felsefe kültürünün gelişimine katkıda bulunmaya çalışmaktadır.

‘AKADEMİSYENLERİN YANI SIRA GENÇLERE DE YER VERİYORUZ’

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Öncelikle gelen yazılar bir ön okumadan geçiriliyor. Sonra eğer uygun görülürse makalenin konusuyla ilgili hakemlere gönderiyoruz. Ancak bazı eksiklikler varsa, yazının gözden geçirilip geliştirilmesi konusunda önerilerimiz de olabiliyor. Felsefe alanında akademisyen hocalarımızın yanı sıra gençlerin çalışmalarına da yer veriyoruz. Özellikle genç kalemlerin düşünce alanında üretkenliğinin artmasına önem veriyoruz. Şöyle söyleyeyim, lise öğrencilerinin yazıları da yer alabiliyor dergimizde. Bir örnek vermek gerekirse, dergimizde yazılarıyla yer alan lise öğrencisi Ruken Asya Çiftçi, Türkiye Felsefe Kurumu tarafından düzenlenen Felsefe Olimpiyatlarında birinci oldu.

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Özne dergisi yılda iki sayı çıkıyor. Ya bir filozof ya da felsefi bir konu ve problem hakkında oluyor sayıların içeriği. Dosya konusu dışındaki yazılara da yer veriyoruz. Bu nedenle bize gelen makale sayısı ve bunların niteliği, her zaman farklılık gösterebiliyor. Bazı konularda beklentimizin altında yazı gelebiliyor. Şunu söyleyebilirim, nicelik olarak yayınlanan dergi sayısı ve makale sayıları her geçen gün çoğalıyor. Ama bu noktada karşımıza çıkan nicel artışın bir nitelik gelişimiyle birlikte gitmediği söylenebilir. Akademik teşvik, akademik yükselme, bir şekilde puan toplama eğilimiyle yapılan birçok çalışmanın nitelik bakımından sorunlu olduğunu görüyorum.

Ekonomik kriz etkilidir, ancak bu etki daha çok kâğıt ve basım maliyetlerinin artmasıyla ve sonuçta dergi fiyatlarının yükselmesiyle ilgili görünmektedir. Kimi dergiler kapanırken kimileri de ayakta kalabilmek için zam yaptılar. Bu durum ise okurların süreli yayınları edinmelerini daha da zorlaştırmıştır.

Düşünce üretimi, yeni yaklaşımlar ortaya koyma konusunda ise krizlerin ve bunalımların, yalnızca felsefeyi değil, sanatı ve edebiyatı da olumlu anlamda etkilemesi söz konusudur. Bunalım zamanları aynı zamanda arayış zamanlarıdır. Bu nedenle böyle dönemlerde yeni düşüncelerin ve felsefelerin oluşma ortamı da vardır. Bu noktada dergilerin de yaşanan zamanın sorunlarına duyarlı olmaları ve düşünsel arayışların ifade araçları işlevini taşımaları gereklidir.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında bilimsel yazılara etkisi sizce nedir?

Sosyal medya ile ilgilenen biri değilim. Ama elbette katkıları vardır. İnternet ortamı, hem üretilen bilgiyi paylaşma hem de bu bilgilere kolaylıkla ulaşma olanağı sunmaktadır. Dijital ortamda yayımlanan pek çok felsefe dergisi de mevcuttur. Ancak felsefe adına yapılacak daha çok şey vardır. Bu nedenle internetten, bilgi kirliliği ve çöplüğü problemini de göz önünde tutarak, daha fazla yararlanmak mümkündür. Ama şimdilik benim tercihim ve eğilimim, klasik-basılı dergilerden yanadır.

Özne Dergisi

‘DERGİLER OKUL İŞLEVİ GÖRÜR’

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Dergiler, kültürün toprağında yeşerir ve bu topraktan beslenerek hayat bulur ve tinsel ufkumuzu genişletirler. Cemil Meriç şöyle demiştir: “Dergi, hür tefekkürün kalesi.” Gerçekten de dergiler özgür düşünmenin ve yaratmanın kendini ortaya koyduğu ve dile getirdiği ortamlardır. Bu bağlamda bir toplumun sanat, bilim ve düşünce alanındaki arayışları, başarılar ve zenginliği öncelikle dergilerde görünür. Dergiler aynı zamanda bir okul işlevi görür. Nice edebiyat, sanat ve düşünce insanlarının yetişmesinde, gelişiminde dergilerin işlevi göz ardı edilemez.

70’li ve 80’li yıllarla günümüz kıyaslarsak, elbette önemli değişmelerle karşılaşırız. Eskiden dergilerin okul olma işlevi vardı, özellikle genç kuşakların sanatsal-kültürel birikimlerini artırma ve onların yetişmesi yönünde daha olumlu işlev taşıdıklarını söyleyebilirim. Yolladığınız bir yazı, bir şiir ya da öykü, hemen yayınlanmazdı. Dolayısıyla edebiyat dünyasına adım atmak isteyenler, dergileri takip ederlerdi, ilgilendikleri konularla ilgili kitapları ve yayınları izlerlerdi. Örneğin, günümüzde neredeyse şiir yazmayan kimse yok. Ama şiirle ilgilenenlerin çoğu dergileri almıyor, hatta önemli şairlerin kitaplarını bile okumuyor. Şiiri bilmeden, Türk ve Dünya şiirini tanımadan şiirsel üretimde bulunanların sayısı her gün artıyor. Ama yazılanların şiir değeri nedir, bunun da ayrıca incelenmesi, tartışılması gerekir. Bir de, son yıllarda sayıları sürekli artış gösteren popüler dergilerin de edebiyatın ve sanatın geleceği açısından köreltici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Ancak geçmişten gelen, köklü bir tarihi bulunan bazı dergiler de ne yazık ki geçmiş yıllarda taşıdıkları anlam ve işlevlerden uzak görünmektedirler. Yeni çıkan bazı nitelikli dergiler de hak ettikleri ilgiyi göremiyor, bekledikleri okur desteğini bulamıyorlar. Birçok konuda olduğu gibi zor ve karanlık zamanlardan geçiyoruz. Ama yaşadığımız zorlukları ve karanlıkları aşmamızı sağlayacak ışığı ve olanakları da kendimizde taşıyoruz. Ne olursa olsun geleceğe umutla bakmaktan yanayım.

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Son günlerde Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e yazdığı mektuplardan oluşan kitabı okudum. Sorunuzla ilgili olarak A. Arif’in sözlerini hatırladım. Paylaşmak isterim, 1955lerde şöyle demiş şairimiz: “Sanatçılar özel bir tasnifle ikiye ayrılır: 1. Yazdıkları dergi vs’den şereflenenler, 2. Yazdıkları dergilere şeref verenler.”
Dergiler elbette öncelikle yazarlarıyla ve tabii ki okurlarıyla var olurlar. Dergi ile yazar arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Belli bir düzeyi ve okunurluğu olan bir dergide yazmak, yazara özgüven verebilir, onu daha geliştirici bir etki uyandırabilir. Ancak bazı dergilerle belli kişilerin sürekli yazdığını da görebiliyoruz. Bu noktada bazen dergiler belli bir yazar kadrosunun ifade aracına dönüşebilir. Kimi dergiler farklı yazarlara(şairlere) kapılarını kilitli tutabiliyorlar çeşitli nedenlerle.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Evet, ülkemizde dergicilik önemli bir tutku ve gelenek olarak düşünülebilir. Bu konuda verilebilecek birçok örnek var. Zaten dergicilik ayrı bir tutku, bir düşünce temeli de var ama işin duygu boyutu da küçümsenemez. Bu noktada dergicilik biraz da paylaşımcı, insancı ve devrimci bir damardan besleniyor diyebilirim. Yoksa o kadar zorluğa gönüllü olarak göğüs gerilir mi, emek ve zaman harcanır mıydı?
Kendimi özellikle yakın bulduğum bir gelenek değil ama önemsediğim, sevdiğim dergiler var. Eskiden beri dergileri olabildiğince takip etmeye çalışırım. Bu noktada anmak gerekirse; Defter dergisi, Türkiye Yazıları, Yazko Edebiyat, Yazko Felsefe Yazıları, özellikle Vehbi Hacıkadiroğlu’nun çıkardığı zamanlardaki Felsefe Tartışmaları dergisi, sonra İnsancıl dergisi geliyor aklıma. Afşar Timuçin hocanın bir grup arkadaşıyla çıkarmış olduğu Felsefe dergisini de unutmamak gerekir. Felsefe alanında son çıkan dergilerden biri de dostum ve meslektaşım Hatice Nur Erkızan’ın yönetiminde yayınlanan Arkhe-Logos dergisidir. Her derginin ayrı bir rengi, kendine özgü çizgisi ve havası vardır, olmalıdır da zaten. Yoksa dergi çıkarmış olmak için bu işi yapmanın bir anlamı yoktur sanırım.

Dergilerin de zorlandığı bir dönemdeyiz. Bu noktada kültürel hava, politik koşulların ağırlığı da çok etkili görünüyor. Ama her ortamda ve koşulda yeni fikirlerin, yeni arayışların ve anlayışların tohumlarının yeşerdiği, filizlendiği yerler her zaman dergiler olmuştur. Dünya düşünce ve kültür tarihinde de durum böyledir. Kültür bakımından çoraklığın önüne geçmek için ve özellikle yaygınlaştırılmaya çalışılan korku ortamına karşı eleştirel ve özgür aklın sesini duyurabilmek için dergiler oldukça önemli. Dergilerin sesinin çoğaldığı ve kültürde yaratıcı atılımlarla yol açıcı olduğu bir yeni yıl dileğiyle, dergimize gösterdiğiniz ilgi ve kendimizi anlatma imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.