Burak Abatay: Şükrü Erbaş'ın şiirlerine karşı borçluyuz

Gazeteci-şair Burak Abatay'la şair Şükrü Erbaş’ın edebiyat yolculuğunu konuştuk. Abatay, "Şükrü Erbaş’ın şiiri vicdanın çatısı altında yaşar. Bir aşk şiirinde de, toplumsal duyarlılığı olan bir şiirde de söylediği hep birleştiricidir" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Şükrü Erbaş’ın ‘şiir hayatının’ 40. yılında, şairin şiirleri üzerine bir kitap hazırlayan Burak Abatay, şairin dostlarını, takipçilerini, ‘kalem erbaplarını’ bir araya getirdi ve Erbaş şiirine dair yazıları derledi. Kişisel hayranlığın etkisiyle tarihselliğe kavuşan ve şimdiden belirli bir eşiği temsil eden bu çalışmayı hazırlayan Abatay ile Erbaş’ın dününü ve bugününü konuştuk.
Şiirle, müzikle ve edebiyatla ilişkide olan ve sanatın diğer dallarına da kafa yoran, üretim yapan Abatay’ın, sonraki çalışmaları da ayrıca merak konusu…

Şükrü Erbaş ve Burak Abatay

Klasik olandan başlayalım: Burak Abatay kimdir?

BirGün gazetesinde editörüm. Bir süredir kültür-sanat röportajları yapıp, müzik ve edebiyat üzerine yazılar yazıyorum. Bir yandan da yine çeşitli mekânlarda müzik programları yapıp sanatçılarla müzikseverleri bir araya getiriyorum. Keyifli bir iş. Bir de kısa bir süre içerisinde şiirlerimi bir kitap hâlinde yayımlamayı umut ediyorum.

Kendi şiirlerini de kaleme alan bir şair olarak, herkesçe bilinen, dizeleri dilden dile dolanan bir şair üzerine çalışma yapmanın en büyük sorumluluğu neydi?

Dediğiniz gibi Şükrü Erbaş’ın şiirleri bugün en çok okunan, en çok baskı yapan şiirler arasında zirvede. Elbette ki, sadece sayılarla ölçülmeyecek bir mesele bu. Kapsadığı dünya, sahip olduğu okuyucu anlamında ya da dilimize kazandırdıkları için de Erbaş’ın şiirine karşı borçlu olduğumuzu düşünüyordum. Erbaş’ın cezaevleri için eylemlerden tutun da herhangi bir hak mücadelesi için gösterdiği çabayı, ben en azından yaşım yettiği kadarıyla hatırlıyorum. Kitapla beraber kendi adıma şairime borcumu ödemek istedim. Bir de coğrafyamızın -belki de dünyanın- makûs bir talihi var. Sanatçılar ne yazık ki, hep öldükten sonra; öldükten sonra da ölüm ve doğum yıl dönümlerinde hatırlanır. En fazlası olarak öldükten sonra isimleri birkaç bulvara ya da birkaç çocuk parkına verilir. Yaşarken onunla omuz omuza gelmiş, el ele tutuşmuş insanların şaire doğru bir şeyler bırakması, sanırım bir park isminden daha hayırlı.

‘BUGÜNLERE BİR İŞARET KOYDUK’

Özellikle 2000’lerden sonra şiirlerin internet üzerinden de okunuyor olmasının, şiir kitaplarına ve şairlere olan ilgiyi -eskiye nazaran- azalttığını düşünüyorum. Bugün, bir şair üzerine bir çalışma yapmanın, tarihselliği bir yana, hafızayı diri tutmak için olduğu söylenebilir mi?

Söylediklerinizi anlamlı buluyorum. Bu sanırım müzik için de geçerli. Hâlâ albüm dinleyen birisi olarak, albüm kapaklarında yazan her nokta, şarkı sözü, düzenlemeci, müzik aletlerini kimlerin çaldığı ve hatta teşekkür yazısını bile okumak o albümü bütünüyle dinlemek anlamına geldiğini düşünüyorum. Şiir de bundan bağımsız değil. Bir şiir kitabında hangi şiirin hangi şiirin arkasından geldiğinin dahi bir önemi varken bahsettiğiniz gibi bir okumanın yoz bir sonucu olabilir. Belki antolojiler için bile benzer bir şey söylenebilir. Sorunuza dönecek olursam, bir edebiyatçıyla başka düşünce insanlarının yaşadığı anılar, ona dair hissettikleri benim bu kitabı hazırlamaya koyulurken en büyük motivasyonumdu. Acaba Ahmet Telli ne diyecek, acaba Aydın Çubukçu nasıl bir şey anlatacaktı? Bu beni çok heyecanlandırdı. Tüm bu yaşanmışlıklarla hem bugünlere bir işaret koyduk hem de dostluklara dair. Bundan yıllar yıllar sonra faydalanabilecek bir kaynak oldu.

Erbaş’ın geçmiş dönem şiirleri bugünün okuruna ne söylüyor sizce?

Erbaş’ın şiiri vicdanın çatısı altında yaşar. Bir aşk şiirinde de, toplumsal duyarlılığı olan bir şiirde de söylediği hep birleştiricidir. Tıpkı Turgut Uyar gibi, tıpkı Melih Cevdet Anday gibi.

‘AN, ANILARI SIRTINDA TAŞIR’

Önsözden anlaşıldığı kadarıyla şairin şiirleriyle kişisel tarihinizi ilişkilendiriyor ve bir ruh halinin ortaklığından söz ediyorsunuz. Kitap için de aynı ruhu paylaşan kişileri bir araya getiriyorsunuz. İsimleri şairle beraber mi seçtiniz, yoksa bugüne değin ruhuna dokunduğunuz kişiler hep aklınızda mıydı?

Şükrü Erbaş’ın Hatice Erbaş için yazdığı ‘Yaşıyoruz Sessizce’, hayatımda kişisel bir yere sahip. Eşini kaybetmiş babam ile Erbaş’ın çığlığını çok fazla bağdaştırmıştım. Bu da kitap için başka bir motivasyonu da beraberinde getirdi. An, anıları sırtında taşır. Bu kitap için de böyle oldu. İsimler konusunda ise aklımda birçok isim vardı. Şükrü Abi’ye de danıştım. Ondan da fikirler aldım. Belki bir bu kadar daha isim olabilirdi ancak o da çok büyük bir kitap olacaktı. Listemde olup, ulaştığım ancak çeşitli sebeplerle aramızda yer alamayan isimler de oldu.

‘ŞİİR SOKAĞIN ŞEKLİNİ ALIR’

Şükrü Erbaş’ın geçmişi, biraz da sosyalist solcuların tarihidir. Sol’un şiirle kurduğu ilişki ‘80 faşist darbesi öncesi daha sıkı fıkıyken bugün –görece- azalmış gibi gözüküyor. Bu durumu Erbaş özelinden yola çıkarak nasıl yorumluyorsunuz? Şiir mi değişti, sol mu?

Sanırım bir tek acılarımız değişmedi. Yaşadığımız aşklar, duyduğumuz özlemler hep sokağımızda. Ama bunları giderek tek başımıza yaşamaya başladık. 80 darbesi için hep derler ya, “3 kişi yan yana bir araya gelemiyorduk”; işte tam da öyle bir şey. O darbede yaşananlar neyse belki çokça mislini bugünün insanları olarak bizler yaşıyoruz. Yaşımızın yarısından fazlasını mevcut iktidarla geçirmiş bir nesiliz biz. Elbette ki, şiir ve kavganın daha fazla yan yana geldiği metinleri ve şiirleri de okumak isteyebiliriz. Bunu yapan çok iyi dostlarımız var. Ama sayıca çok mu? Değil. Şiir sokağın şeklini alır. Daha fazla sokakta olduğumuzda şiir de benzer bir çizgi tutturacaktır. Buraya kadar şiirin politizasyonuyla alakalı olduğu kısımdı. Ancak, ‘Solun şiirle kurduğu ilişki zayıfladı mı?’ sorusuna verilecek cevap bir tartışmaya gebe olmalı. Bence hiçbir zaman az olmadı. Şimdi de hiç az değil. Şiir vicdan işidir. Nitekim kültürel iktidarı da elinde bulunduranlar yine biz solcular.

Bir Dünya Şarkısı Şükrü Erbaş, Hazırlayan: Burak Abatay, 208 syf., Kırmızı Kedi Yayınları, 2019.

Şiirde, bir gelenekten bahsedilebilir mi? 40. yılını deviren bir şair üzerine çalışma yaparken, Türkçe şiir geçmişine dair bir değerlendirme yaptığınızda Erbaş’ı nereye koyuyorsunuz?

Şiirimiz topyekûn bir geleneğin ürünüdür. Halk şiiri gibi derya deniz bir mirasımız var. Divan geleneği de başka bir yanda. Buradan hareketle sözlü sanatlarımız, müziğimiz sahip olduğumuz en kıymetli şeylerden. Anadolu’nun her yanı bir şiir, her yanı bir türkü. Erbaş’ın da öğretileri bundan azade değil. Kitapta da çokça bahsedildiği üzere 2 bin civarında türkü ve bir o kadar da fıkra bilen bir adamdan bahsediyoruz. Geleneksel şiirimizi tabiri caizse yalamış yutmuş bir derviş. Erbaş’ın dâhil olduğu bir geleneği varsa önce bunu koyabiliriz. Öte yandan da Erbaş’ın gençlik döneminin Ankara’sı. Çokça sıkı şair. İyi ki var olmuşlar…

‘EZGİNİN GÜNLÜĞÜ BELGESELİ ÜZERİNE ÇALIŞIYORUZ’

Erbaş gibi şiirlerini büyük kalabalıklara, “o güzel günler için” yazan bir şair üzerine çalışma yapan genç bir şair olarak, kime/kimlere ulaşmak istiyorsunuz?

Bu hayali kuranlara ya da henüz kurmamış olanlara. Bizi sanat güzelleştirecektir. Sanata inanlara…

Hazırladığınız yeni bir çalışma var mı? Günleriniz nasıl geçiyor?

Sinemacı dostum Güney Birtek ile bir Ezginin Günlüğü belgeseli üzerine çalışıyoruz uzunca bir süredir. Ezginin Günlüğü’nün tanıklık ettiği günlerden, grubun müzikal anlayışına kadar olan uzun bir belgesel olacak. Çok heyecanlıyız bu iş için. Bir an önce izleyiciyle buluşsun istiyoruz. Ancak her bağımsız sinemacı gibi biz de hiç kolay yollardan geçmiyoruz. Ama umarım bu yıl bitireceğiz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.