Rüyalarınızdan tanıyacağınız bir Murat Gülsoy romanı: Ve Ateş Bizi Tüketiyor

Murat Gülsoy, yeni romanı “Ve Ateş Bizi Tüketiyor”da tüm okurlarını 'bir rüyayı yeniden görmeye' davet ediyor. Tek bir farkla: Zihninizde yaşadığınız tedirginliği Gülsoy’un güvenli kurgusunda tatmanıza imkân yok.

Nida Dinçtürk  nidadincturk@gmail.com

DUVAR – İçinde oradan oraya savrulup bir türlü çıkış yolu bulamadığınız, niye orada olduğunu anlamadığınız nesnelerle, “şimdi nereden çıktı” diyeceğiniz kişilerle karşılaştığınız rüyalar vardır. Havaleli bir gecenin ürünü gibi sancılı, sanki tüm gece boyu görmüşsünüz gibi yorucu. Uyandığınızda neye uğradığınızı şaşırır, kendi zihninizi sorgularsınız. Vücudunuz tüm gece zihninizle beraber koşmuş gibi yorgun olur bazen, kan ter içinde. Murat Gülsoy’un yeni romanı “Ve Ateş Bizi Tüketiyor”, tüm okurları tıpkı böyle bir rüyayı yeniden görmeye davet ediyor. Tek bir farkla: kendi zihninizde yaşadığınız tedirginliği Gülsoy’un güvenli kurgusunda tatmanıza imkân yok.

Murat Gülsoy

“Ve Ateş Bizi Tüketiyor”, akşam vakti çalınan bir kapıyla başlıyor. Karakterimizin karşısında bulduğu yaşlı, pek de görüşmediği ama orada yaşadığını bildiği karşı komşusu telaş içinde eşinin ortadan kaybolduğunu söylüyor ve bulması için kendisinden yardım istiyor. İsimsiz kahramanımız, cebinde kayıp komşusunun gençliğinden kalma kimliğiyle tanıdığı, bildiği sokaklarda yeni bir keşfe çıkıyor. Çok geçmeden mekânlar, kişiler ve nesneler tuhaflaşarak okurun etrafını bir pus gibi sarmaya başlıyor. Sonuçta okur da isimsiz kahramanımızla beraber Gülsoy’un çizdiği efsunlu labirentte birbirine açılan kapılardan geçiyor, dehlizlere iniyor, saraylara giriyor, hayallere dalıyor. Kahramanımız karşılaştığı durumlar karşısında kimi zaman şaşkınlığa kapılıyor kimi zaman da muhteşem bir coşkuyla yükselip varlığına, bulunduğu ana ve yaşama şükrediyor. Onun ruh hali de romanın atmosferi kadar tekinsiz.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor, Murat Gülsoy, 280 syf, Can Yayınları

BİR ŞEHİRLİ BİLİNÇALTI DÖKÜMÜ

Gülsoy, kahramanının yolculuğunu oldukça fantastik bir atmosfer ve akış ile kurgulamış olsa da dünya ve insanlık gerçeklerine de temas etmeyi başarıyor. Şehirlerin, dünyanın ve atmosferin dönüşümü, kirlilik, teknolojinin yaşamımızda konumlandığı nokta derken, Murat Gülsoy esasında gerçek bir şehirli bilinçaltı dökümü sunuyor bizlere. Hem duygusal ve ilkel imgelerden geri kalmayan hem de gündelik hayattan süzdüğü bilgilerden mürekkep.

Gece boyunca aranan karakterin emekli bir ağır ceza hakimi olması, bu arayışı yer yer ilahi yer yer bilimsel adalet sorgulamalarıyla buluşturuyor. Okur, ister istemez yargı mensuplarının verdikleri kararları, insan olarak her birimizin verdiği kararları ve vicdanımızla kurduğumuz ilişkiyi sorguluyor. Satır aralarında politika dünyasının koltuk sevdasına da göndermelerde bulunan Gülsoy, toplumla ve yönetim sistemleriyle bitmeyen zihinsel ve varoluşsal kavgalarımıza da ufak bir dokunuşta bulunuyor.

Murat Gülsoy’un bu anlatıda değindiği en dikkat çekici detaylardan biri de yazarlık ve yazma yolculuğu ile ilgili. Büyülü bir orman tasvirinin içinde, yazarların kendi kağıtlarını, kitaplarının ciltlerini hatta yazacakları mürekkepleri bile kendilerinin imal etmesi gerektiğinden söz eden karakteri ile yazarlığa, bir eserin yaratım aşamalarına dair derin bir sorgulamanın kapısını aralıyor.

BU RÜYADAN UYANDIĞINIZDA NE HİSSEDECEKSİNİZ?

Kahramanımız, bu kadar olgu arasında dolaşır, sıklıkla mekan değiştirir ve birçok karakterle karşılaşırken Murat Gülsoy’un incelikle hesaplanmış kurgusu sayesinde okur, akıştan da atmosferden de hiç kopmuyor. ‘Hesaplanmış’ ifadesiyle eserin edebi niteliğini yaralamak istemem fakat Gülsoy’un bunca iple ve ilmekle ördüğü bu kurguda hiç düğümle karşılaşmamayı tarif edecek başka bir ifade düşünemiyorum.

Roman, araladığı tüm kapılar ve zihnimizde bıraktığı tüm sorularla bir ortaklık yaratıyor ve okurlarını adeta, içindeki yıkık lunapark sahnesindeki karakterleri gibi, ortada yanan bir ateşin etrafına topluyor. Hepimiz, ateşin yüzümüze yansıdığı kadarıyla ısınmaya çalışıyor, yani kendi payımıza düşen sorularla cebelleşiyoruz.

Peki, bizim isimsiz kahramanımız tüm bu arayış boyunca kimin peşinden gidiyor? Sadece tanımadığı yaşlı bir karşı komşunun mu, bir adalet arayışının mı, bir geçmişin ya da geleceğin mi yoksa tam olarak da kendisinin mi, bilmiyoruz. Bu, tamamen sizin bu rüyadan uyandığınızda ne hissedeceğinizle ilgili.

 


Nida Dinçtürk kimdir?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü mezunu. 2008 yılında Dünya gazetesinde editörlük ve muhabirlik yaptıktan sonra TRT Türk’te yayınlanan Açık Şehir programında içerik üreticisi ve koordinatör olarak yer aldı. Bu sırada İyi Kitap Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi'nin yanı sıra Milliyet Kitap Eki için kitap tanıtımları yazmaya başladı. Son olarak Sputnik Haber Ajansı’nda yine muhabir ve editör olarak görev yaptı. Kapalı devre bir yayın sisteminde içerik üreticisi olarak emek veriyor; İyi Kitap, Milliyet Kitap Eki ve Agos'un yanı sıra Gazete Duvar'da edebiyat yazıları yazmayı ve söyleşiler yapmayı sürdürüyor.